Ana içeriğe atla

Milletvekili Adaylarını Seçmen (Halk) Belirlesin:



Genel milletvekili seçimlerine az bir süre kaldı. 2 yıl bu çalışmayı yapmak için yeterlidir.

Öteden beri tartışılan ve neredeyse bütün seçmenlerin, (halkın, insanların, milletin) şikâyetçi olduğu husus, milletvekillerinin, siyasi parti genel başkanlarının seçtiği ve tabii olarak onların sözünden çıkmadıklarıdır.

Çözüm nedir?

Gayet basittir.

Mevcut siyasi partiler ve seçim kanunları uygulamadayken bile yapılabilir;

Her seçim bölgesi için oluşturulacak, talep sayfaları ve sebepleri her gün, (her hafta da olabilir) tek tek incelenerek, halkın belirlediği isimler takibe alınır. Yine milletin tespit ve tercihleri arasında bulunan isimler hakkında insanlardan (seçmenden) gelen eleştiri, yergi ve övgüler dikkate alınarak önümüzdeki iki yıl içinde o sayfada olması gerekenler ve olmaması gerekenler tespit edilir.

Her seçmen bölgesine ayrılan sayfada, milletvekili olabilecek nitelikteki adaylar artık bir milletvekili gibi halkın arasında, sorunlarla baş başa bir hayat yaşayacaktır.

Seçimler vakti geldiğinde ise;

Parti genel merkezi, o sayfalardaki adaylar üzerindeki (devamlı çalışmalarla) bilgisini netleştirir. Son kararı yine halka müracaat ederek verir.

Kesinleştirdiği son listeyi yeniden seçmene sunar.

Nihai karar verildikten sonrada, artık seçim startı verilmiş olur.

Başarmak inanmaktır.

Aşılamayacak kale yoktur.

Yorumlar

  1. Kısaca şudur:
    "Ben milletvekili adayıyım, bana oy verin"
    Değil.
    "Sen bizim milletvekili adayımızsın, sana oy vereceğiz"
    Doğrusu budur.

    YanıtlaSil
  2. Yazar'ın önerdiği o gün geldiğinde bütün şerlerin yeryüzünden silineceklerine bütün kalbimle inanıyorum. Bir yerde; minicik bir yerde başlaması bile çarpan etkisiyle bütün dünyaya yayılmasına yetecektir.

    YanıtlaSil
  3. Mazlum Bayramoğlu •
    Sizin bu dediğiniz halkı siyasette söz yapmak manasına gelir ki, bu siyasetin tabiatına aykırı olduğundan bu teklife bırakın siyasileri, halkın bile sıcak bakacağını sanmıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Problemin en can alıcı yanını yazmışsınız Mazlum Bey; “bu siyasetin tabiatına aykırı” evet, budur. Siyasetin tabiatına aykırı olması. Hangi siyasetin? Tabii ki, parası, çevresi, aşireti, gücü, torpili.. Olanların siyaseti. Hakk’lısınız. Halk bu siyasetler içinde boğulduğundan, kendilerine verilecek bir siyasi imkânı da kullanmayacak olabilir. Böyle olursa yazık olur.
      Peki, şimdiki haliyle mi devam etsin? Benim gönlüm razı değil. Değişmeli diyorum.
      Yorumunuz için teşekkürler ederim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…