Ana içeriğe atla

Bu Ülke de Bir Olay



İşçilerin, üşüdükleri için doğal gaz ile çalışan kombiyi yaktıkları, ancak kombinin bacaya boru bağlantısının bulunmadığı belirlendi. Doğalgazın yanması sonucu oluşan karbonmonoksit gazı dışarı tahliye edilmediği için işçilerin yattığı şantiyeye doldu. 

Sonuç:

Recep Cırıl ve oğlu Adem Cırıl, Mustafa Bayrak ile Ahmet Tiryaki isimli işçiler karbonmonoksit zehirlenmesinden hayata veda ettiler.(2.11.2012 gazeteler)

Nerde oluyor bu olay? İleri demokrasinin yaşandığını iddia ettikleri Türkiye’de.

Demokrasinin ilerisini yaşattığını söyleyenlerin müteahhitinin yarım metrelik boruyu bir türlü şantiyeye getirmemesinden, nekes davranmasından, işlerini yapan işçilere insan muamelesi yapmamasından kaynaklanıyor.

Çok benzer bir olay da bulunduğumuz muhitte birkaç gün evvel meydana geldi.

İnşaatın gece bekçisi, ışıklandırılmayan, paravan çekilmeyen, işaret konulmayan ansansör boşluğuna düştü ve öldü. Bu kadar.

Hemen ertesi gün ne oldu biliyor musunuz?

Asansör boşluğunu gösteren projektörler takıldı, her taraf bir güzel görülüyor…!

Ah, imkânım olsa da tutulan tutanağı bir inceleyebilsem. Nasıl yazıldı, kimler imzaladı. Tahmin ediyorum, yarın, yakında hâkimler, savcılar keşif yapacaklar ve asansör boşluğunun projektörlerle aydınlatıldığını, olayın bir iş kazası olduğunu rapor edecekler.

Ah, bu millet!

Cefakâr millet.

Sırtına aldığını bir türlü indirmeyen millet.

Artık sana acımıyorum.

Kendi göz yaşını kendin sil.

Yorumlar

  1. Harun Meral:

    İnsan hayatının en ucuz olduğu ülke Türkiye.
    İş veya iş güvenliği kanunlarının hafie alındığı ve köylü mantığı ile karşılandığı yegane ülke Türkiye

    YanıtlaSil
  2. Süheyla Gönültaş:

    Türkler zeki ve çalışkandır da.. içlerinde hainler olmasa..

    YanıtlaSil
  3. Aydın Bayrakdar:

    Maalesef ki, dünyada canı en ucuz millet biziz. Allah sonumuzu hayr etsin. slm.

    YanıtlaSil
  4. Mehmet Kınacı :

    Dört işçi öldü. İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir,"KADER!" dedi...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. topbaşın kaderi bunlara neden benzemiyor, o da bilem ne muhallebicisinin oğlu değil miydi ?

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…