Ana içeriğe atla

Hamsili Pilav



İnsanların zihni, aklı bir yere, bir tarihe teksif olunduktan sonra, onları o noktadan çıkartıp asıl olan ve asla bırakılmaması gereken hedeflere tekrar döndürmek çok zordur. İçinde yaşadığımız günlerde bunu müşahede etmekteyiz. Herkes bir noktaya odaklanmış, başka bir düşünce ile başka bir amaçla, farklı konulardaki makalelerle ilgilenmiyorlar.

Neyse biz geçelim ‘hamsili pilav’ tecrübemize.

Hazırlayacağımız yemek beş kişiliktir.

Malzemeler:

1 Kg. Hamsi, (ayıklanmış, kılçıkları çıkarılmış, temizlenmiş)

Yarım soğan, çam fıstık (bulunmazsa, taze yer fıstığı), kuş üzümü (bulunmazsa, kara kuru üzüm), istenirse bir miktar şehriye, zeytinyağı, tuz (ve sair baharat isteğe göre).

Öneri:

Çok küçük doğranmış soğanları, zeytinyağında kavurun. Kavurma işlemi bitmezden evvel çam fıstıklarını ilave edin. Bu arada isteyen şehriyeyi katabilir. İşlemlerden sonra yıkanmış, süzülmüş pirinci (2 su bardağı) tencereye alın. 3,5 bardak ılık suyu tencereye dökün. Hafif ateşte pilavı pişmeye bırakın. Suyun yarısı çekince kuş üzümünü ilave edin. Tenceredeki su %95 seviyesinde çekilince, ocağı kapatın. Önceden temizlenmiş, yıkanmış ve süzülmüş balıkları ayrı bir kuşaneye şemsiye biçiminde dizin. Az sulu pilavı tencereden boşaltın. Üstünü bir kaşık sırtıyla düzeltin. Kalan balıkları pilavın üstüne aynı yöntemle dizin.

Tencerenin üstünü alüminyum folyo ile kaplayarak, tencere kapağını kapatın. Önceden ısıttığınız (200 derece) fırına sürün. Yaklaşık 20 dakika sonra servise hazırdır.

Tuz baharat arzu edilen miktarda katılır.

NOT: her ne kadar 5 kişilik bir tarif olduğunu söylemişsek de, 5 kişinin doyacağı yemekle altı – yedi kişi de doyar. Bunun için ikişer dilim ekmek fazladan ikram edebilirsiniz.

Afiyet olsun.

Yorumlar

  1. Tarifi denemedim ama yazı hayatınızın eski istikamette gitmesinden yanayım ben yine de:))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Birinci paragraf amacımızı iyi anlatamamış anlaşılan,

      Teşekkürler Erkan Bey

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…