Ana içeriğe atla

Yunanistan’a Talip Olunmalıdır!

Liderliğini Almanya – Merkel’in yaptığı organizasyon, Yunanistan’ı iç etmeye çalışıyor!

Önce borçlandırıldı. Borçlarını borçlandırarak halletmeye çabaladılar.

Şimdi ise, ödenemeyecek, borçlandırılamayacak durumda Yunanistan.

Ne olacak peki?

AB’nin oluşturacağı bir yönetime devredin Yunanistan’ı diyorlar.

Dikkat! Yunanistan’ı diyorlar.

Yani, bağımsızlığından vazgeç. Vergi toplama yetkinden vazgeç. Topraklarına sahip olmaktan vazgeç. Belediyelerinin gelirlerinden vazgeç…

Kime yapıyorlar bunu?

Yunanistan’a.

Kim yapıyor bunları?

Tarihlerini, geçmişlerini, dillerini, dinlerini… Borçlu oldukları Yunanistan’a.

Onların dostluklarına güvenilemez. Onlar, ayakları hafiften kaymaya başladığında satarlar arkadaşlarını, Yunanistan örneğinde olduğu gibi.

Peki, Türkiye ne yapıyor bu durumda?

Hiç…

Oysa tarihi bağlarımız, ortak değerlerimiz var aramızda.

Bizim Yunanistan’la düşmanlığımız, AB ülkelerinin tamamının dostluğundan daha samimidir. Bizi Yunanistan ile düşman pozisyona getirenler de onlardır. Dikkatle takip edilmesi gerekmektedir.

Ve,

Yunanistan’ın yönetimine; ekonomik, siyasi, askeri ve dış politik yönetimine talip olunmalıdır.

Avrupa’nın gözü dönmüş liderlerine siyaset dersi verilmeli,

Finale sakladığımız joker devreye sokulmalıdır.

Fransa’sı, Almanya’sı, İngiltere’si…

Bu bir resttir.

Ve kıç üstü oturacaklardır.

Haydi buyurun.

İşte size “Sıfır Sorun” politikası.

Yorumlar

  1. Şakir Tanrıkut Günay:

    Avrupa neyapar eder , Türkiye 'ye yar etmektense bir çaresine bakar , zaten Yunanlılar da Türkiye 'ye vilayet olmaktansa avrupanın köpeği olmaya dünden razılar , bizizm için iyi bir düşünce ama ütopya...

    YanıtlaSil
  2. Ahmet Ertik:

    Onların Hristiyanlık mezhep farklılıkları, Hristiyanlığın Müslümanlıkla olan farklılıklarından daha derindir. Ama "küfür tek millettir" düsturunca el mahkûm; Biz yağla balla beslesek dahi Yunanistan gider yine onların kucaklarına oturur. Ama yazınız yine de güzel ® kardeşim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…