Ana içeriğe atla

Yemen, Taliban ve Biz


İlginç olaylar gelişiyor. Dünyanın her bölgesini kontrol altında tutmaya niyetli küresel güç, küresel çeteleri vasıtasıyla, elini de yakmadan amacına doğru hızlı adımlarla ilerlemekte.

Akşam Gazetesi yazarı Hüsnü Mahalli daha 7 Ocak tarihinde yazdı. Taliban – ABD – Arap Ülkeleri hakkındaki yazısını, üzerinden bir hafta bile geçmedi. Şu satırları okuyalım:

Amerikalılar 11 Eylül'ün 'intikamını' almak için Kasım 2001'de Afganistan'ı işgal etti... 10 yıl aradan sonra ABD, Taliban ile dost olmaya başladı. Arabulucu ise bildik 'küçük dev adam' Katar Emiri Şeyh Hamed... Emir Hazretleri Amerika'nın emirleriyle Taliban'a ülkesinde ofis açma izni verdi. Daha doğrusu Taliban'a 'Gel burada ofis aç' diye yalvardı. Çünkü El-Cezire üzerinden bölgeyi karıştırmaya ve mezhep savaşı çıkarmaya çalışan Emir Hazretleri CIA ile birlikte Taliban'dan yararlanmayı planlıyor. Bölgeden gelen haberlere bakılırsa Amerikalılar Taliban'a 'Seninle dost olur ve Afganistan'da iktidara getiririz ama senin militanların da  Lübnan, Suriye, Irak ve İran'da bize yardım edecek' demiş. Gelen haberlere bakılırsa yüzlerce Taliban militanı, bu ülkelere sokuldu. Başından beri dikkat çekmeye çalıştığım 'Büyük Oyun'un belki de en tehlikeli halkası bu olacaktır. “

Düşman gördüğü Taliban’ı yine bir amacı için kullanmaya başladı. Ve verilen haberin üzerinden daha bir hafta sonra işte bugün şu haberi okuyoruz.

“Yemen’in Başkenti Sana’dan yaklaşık 170 Km. uzaklıkta bulunan Radda kentinin, El Kaide militanları tarafından ele geçirildiği bildirildi”. (Hürriyet)

Tabii bizim basın, bize göre olumsuz bir haber olan bu olayı veriyorken, “El Kaide’nin önemli petrol alanlarına ilerlemesi muhalefetin yanı sıra ABD ve Suudi Arabistan’da endişeye neden oldu” cümlesini de ilave etmeyi ihmal etmiyorlar. Bu ayrı bir eleştiri konusu. Bu endişeyi nasıl anladıkları haber içeriğinden anlaşılmıyor. Böyle bir şey yok. Bu cümle Türk okuyucusunu rahatlatmak ve ABD politikalarını desteklemeye dönük bir yorum cümlesidir o kadar.

Yemen, Türk’ün canından bir parçadır. Tunus, Mısır, Suriye olaylarında yeri göğü inleten Türk Dış politikası yapıcılarının neden Yemen olayları için bir cümle söylemediklerini de çok düşünmüşümdür. Neden Katar ve diktatörü hakkında bir tek cümle söylemediklerini çok düşünmüşümdür. Türkiye’nin savunması Yemen’den başlar hâlbuki. Somalili korsanların üstlendikleri denizlerin kontrolünün de ne kadar önemli olduğu böylece ortaya çıkmaktadır. Hatta adı geçen korsanların, faaliyetlerine hız vermeleri, denizlerdeki kontrollerini artırmaları da düşünülecek olursa, sanki büyük oyunun bir parçası gibi duruyor olduğu görülecektir.

Yarımada’nın en güneyindeki Yemen, Afrika’nın en Kuzeyindeki Libya, Avrupa’nın ortasındaki Bosna, Kosova, Makedonya üçgeni ve Asya ortalarında Afganistan Türkiye’nin savunmasının başladığı noktalar olarak politikalandırılmalıdır.

Türk Milletinin öz gücünden beslenmeyen, dışa bağımlı, BOP gibi heveslerden vaz geçilerek milletin kültürü ve tefekkür kabiliyetinden gıdalanan politikalara tez elden dönülmesi iktiza etmektedir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…