Ana içeriğe atla

Örgüt ve Kötülük


Nuray Mert 10 Ocak tarihinde, Milliyet’teki köşesinde siyaset kuramcısı Hannah arendt’i anlatmış, bir dostumuzun ikazı ile okudum.

Arendt, Nazi suçlusu Adolf Eichmann’ın 1961’de Kudüs’te yapılan yargılamasını gazetesi adına izlemiş ve ‘Eichmann Kudüs’te/Kötülüğün Bayalığı) başlıklı kitabını yayınlamış. Bu kitap bir başyapıtmış.

“Sıradan bir kişidir Eichmann, görevini ve ona doğru olarak söylenen şeyi yapar, arendt insanlığa dair korkunç bir suçun, belli koşullar altında nasıl sıradan insanlar tarafından hayata geçirilebildiğine işaret eder. Dahası bu durumun sadece Nazi Almanyası’na özgü olmadığını, tam tersine asıl sorunun ‘kendisine doğru görev diye dayatılan şeyi sorgulamayan insan’ olduğunu vurgular.

İnsanlar hiçbir zaman kötülüklerin parçası olduklarını kabul etmek istemezler. Nitekim Nazi Almanya’sı deneyimi bile sadece bir avuç insanın eseri olarak görülmesi eğilimi yaygındır.

Arendt, genel gidişi sorgulama tavrı göstermedikçe, hepimizin kolaylıkla kötülüğün bir parçası olabileceğimize işaret ediyor, hatta insanlığın umudunu bu imkâna bağlıyor.”

Yazıyı okumamı salık veren dostuma şu mesajı gönderdim: “Doğrudur, kötülük hiçte sıra dışı ve istisna değil, insan tabiatında vardır kötülüğe meyyaliyet doğrudur. Ancak Arendt ve tabii ki Nuray Mert’in göz ardı ettiği gerçek, örgütlerdir, örgütlü davranışlardır.

Sıra dışı insanı kötülüğe iten en önemli etmendir örgüt. Bu ‘cahil’ insan, örgütlerin kıskacına girdikten sonra, onların yardımı ile de yapamayacağı kötülük olamaz. Eli kanlı bir katil ile (katil olduğunu bilmeden) sohbet ediniz, hakkında şöyle düşünürsünüz; “ne iyi adam”. Bir-kaç kişinin katili olduğunu öğrendiğinizde düşünceniz ve ona karşı durumunuz değişecektir. Bu katili, bir örgüt yaratmıştır.”

İnsanlar tek tek değerlendirildiğinde, hepsinde bir güzellik, bir masumiyet görülecektir. Taa ki, bu insanlar bir araya gelip, belli amaçlar için örgütlendiklerinde, planlar yapılarak, projeler uygulayarak faaliyete başlarlar ve devam ettirirler. Bunlardan bir kısmı da tamamen kötülüğe endekslenmişlerdir, planları, düşünceleri tamamen kötülüğe doğrudur. Vuku bulan her kötülük olayında da mutlak surette bir örgüt söz konusudur. Örgüt, yani birden fazla kişinin bir araya gelerek planlama yaptıkları kuruluş, resmi ya da gayrı resmi.

Rahmaniyet ve nefsaniyet.. İnsan içinde birbirine bağlı iki uçlu ip gibi. Hangisi güçlü çıkarsa yön o tarafa doğrulur. Çoğunluk nefsaniyet ipinin çektiği yöndedir. Yön ne taraf ise, planlar, meşguliyetler o yöne doğrudur.

“içinizden hayra (Hakk’a) davet eden, Hak ve hakikate göre hükmedip, Din’e ters olan şeylerden uzaklaşmanızı tavsiye eden bir topluluk olsun. İşte onlar kurtuluşa ereceklerdir.” (Âl-i İmran/104)

Örgütlerde içinde bulunulan yönlere göre kurulup, faaliyete geçerler. ‘Hakk’a davet ve ‘hakikate göre hüküm’ sahipleri de, kurtuluş müjdesini ihvana sunarlar. Hak ve batıl kavgası tarihi bir gerçektir. Maalesef her anın hakikatidir.

“Güller içinde gezinin” buyurmuş büyükler. Neden? Güller içinde gezin ki, gül kokuları sarsın seni.

Şöyle bir mesaj okumuştum.

“Kurbağanın vırrıklama’sı, bülbülün ötüşü. İkisi de sestir. Soru şudur; Bülbül sevilir de, niye sevilmez kurbağa? Ortamlarından olmasın? Birisi bataklıktadır, diğeri güller içinde…”

Hz. Mevlânâ’dan da hatırladığım kelam vardır bu konuda.

“Bokböceğini çıkarır helvanın üstüne koyarsan” yaşayamaz. Her iki ortamın sahipleri de kendi ortamlarında mutludurlar. Hiç kimseyi, hiç bir nesneyi ortamlarından ayırmamak gerekir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…