Ana içeriğe atla

Slogan Hayatlar

Ortalama 1350 gram olan beyin, ortalama 80 Kg.lık bir insanın yaklaşık %1,5’ğuna tekabül eder. Koskoca beden, %1,5’ğa tabidir. Öyle anlaşılıyor ki, bir kısım insanlarda ise belki 1000 gramdan da daha küçüktür. Kiminde ise yok hükmünde.

Küçültmüşüz hayatlarımızı, küçülen hayatlar ufuklarımızı da almış götürmüş, geniş açılı bakış tarzı, ufuklarımızla birlikte sıkıştırılmış televizyon ekranlarına. Teferruattan kaçar olmuş, incelikleri unutmuş, düşüncelerimizin önüne setler, ketler inşa edilmiş, prangalar vurulmuş ayaklarımıza, düşünemeyen beyinler cümle kurmaktan uzaklaşmış, hazırdaki bir makaleyi, binlerce günlük emekle yazılmış hikâyeyi, romanı, şiiri okumaz olmuşuz. Okumayanlar olarak da düşünemez haldeyiz. Nasılsa işe yaramadığını (düşünen) beyin ise, ancak kullanılan kısmı kadar bir büyümeyle yetinmiş, nasılsa idare edeceği vücut için ne lazımsa onu yaptıran beyin kıvrımlarını geliştirmiş, o kadar. Bu kadarıyla gelişen beynin yapacağı işler ve işlemler ise, yemek, içmek, seyretmek, çoğalmak, taşımak.. Gibi günlük bayağı işler…

Öteler, ulvi, ilim, münevver, gelişme, sevgi, Hak, adalet… Kelimelerini atmışız lügatlerden, kavramlarını uzaklaştırmışız hayatlarımızdan.

Bir-kaç kelimeden müteşekkil cümleciklerle idare eder olmuşuz.

Meramımız, üç kelimelik felsefe sandığımız cümleciklerin, ne anlattığını bile anlayamadığımız, manasının inceliklerine bile nüfuz edemediğimiz üç kelimelik cümlecikler ile dillendirilir olmuş.

Duyduğunu anlamayan, baktığını göremeyen yığınlar hükmeder olmuş hayatlarımıza. Düşüncelerimize.

Beyin küçülmeye devam eder bu durumlarda. Nasılsa işe yaramıyor!

Hücre hapsi cezasını çeken mahkûmun küçücük, demirli penceresinden görebildiği sınırlı manzara ne ise, sloganlara dayalı hayatımızın bize göstereceği de o kadardır.

Matematik bilmeyen Hukukçular, metafizik ile ilgilenmeyen İlahiyatçılar, Hekimlikten bî-haber Doktorlar, Garib’i, Şenliği tanımayan Müzikçiler…

Yığınlar yığılıp, yağdanlıklar soytarılığındaki sevimsiz, zevksiz, sevgisiz hayatlarımıza derman arasak da derdimizden başka derman da bulamayacağız.

Yığın’lıktan İnsan olmaya doğru. Hazreti İnsan’a.

Yorumlar

  1. Çok ağır konuşmuşsunuz, kaleminizden kan damlamış ama hak etmişizdir insan olarak. Umarım işe yarar...

    YanıtlaSil
  2. Kolay beğenen biri değilim. Bu yazıyı beğenmenin ötesinde kıskandım...
    Kalemine sağlık...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…