Ana içeriğe atla

Yine Uludere


Hüseyin Çelik, şöyle demişti: “Türk Ordusu uçaklarıyla Uludere’de sivil vatandaşlarımıza saldırdı”.

Tekrar ediyorum SALDIRDI.

TDK’da şöyle açıklanıyor Saldırmak:  Bir kimseye veya bir şeye karşı saldırı yöneltmek, zarar verici bir davranışta bulunmak, hücum etmek:”

Türkçeyi çok iyi bildiğine emin olduğum Çelik’ten dil sürçmesi filan olduğunu sanmam. Bile isteye, seçilerek kullanılmış bir kelimedir saldırmak.

Yıllardır PKK belasını def etmeye çalışan bir ordunun, ortadan kaldırmaya çalıştığı militanlar için yaptığı harekete saldırmak diyemeyiz. Saldırmak, Hantepe’ye yapılmıştır. Saldırmak, Hakkâri’de yapılmıştır. Saldırmak, Dağlıca’da yapılmıştır… Saldırmak Aktütün’de yapılmıştır, Gediktepe’de yapılmıştır. Köylere, masum insanlara, belediye otobüslerine, uykusunun derinliğinde masum insanlara yapılmıştır. Bankalara, dükkânların vitrinlerine yapılmıştır.

Uludere, ABD, PKK ve İsrail’in ordumuza ulaştırdığı hatalı, bozulmuş istihbarattan meydana gelmiştir. Amaç “Kürdistan”ın kurulmasıdır. Nihai amaç ise “Büyük Kürdistan”dır. Bu amaçlara ise Eşbaşkan’lığını Başbakan’ımızın yaptığı BOP vasıtasıyla gidilmektedir. Öyleyse, kendi hükümetimizi de onların arasında sayabilir miyiz? kahretsin ki, bu soruyu da sordurdular bana.

Yazıklar olsun.

Hantepe ve Uludere. Birbirine zıt iki plan ve fakat aynı amaca hizmet eden iki plandır.

Leyla Zana ne demişti: “kendi kaderimizi kendimiz tayin etmek istiyoruz”.

Şimdi anlaşıldı mı?

***

Başbakan Ulusa Sesleniş konuşmasında aynen şöyle dedi:

“Belediyeler, hizmet için gönderilen paraları terör örgütüne aktarırlarken”

Demek ki tespit etmişler, BDP’li belediyelerin, gönderilen paraları örgüte aktardıklarını. Ne yapmışlar peki? Para göndermeye devam etmişler.

Bu bir suç duyurusudur. Madem, Başbakan yetkisinde olan işlemi yapmamış, Cumhuriyet Savcıları iki konuda soruşturma yapılmasının gerekli olduğunu düşünmekteyim.

1. Belediyeler paraları nasıl harcadıkları konusunda soruşturulmalıdır.

2. Paraların örgüte aktarıldığını tespit eden Başbakan’ın para göndermeye devam etmesi konusu, görevini kötüye kullanmaktır. Bu konunun da soruşturmaya dahil edilmesi gerekmektedir.

İhmal, bir suçtur. Devlet hizmetinde ihmal, Ceza Kanunu’nda tanımlanmış ve ceza öngörülmüş bir suçtur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…