15 Kasım 2014 Cumartesi

Malumatın Putlaştırılması


Muhtemelen hayatım, yaşarken yaptıklarımın tamamı yanlış, yanlışın içindeki bilinemez noktaların çözümü de bilinmez bir basit hayat tarzıydı belki de. Belki de diyorum, anlayabilseydim eğer zaten düzeltme yolunu arar ve bulabilirdim kim bilir. Düzeltme çalışmaları yoksa doğru olarak adlandırılarak yaşanan, yanlış bir hayat bizimkisi. Demek ki, böyle. Böyle ki, yanlışlarımız bile idrak ettirilmemiş, yanlışı doğru gibi algılayıp, dosdoğru hayatlar yaşamışız bildiğimizce.. Sorun belki de burada, bildiğimizce! İnat ettiğimiz hayatımızın bildiğimiz kesimleri değil mi? Bilemediklerimiz üzerinde zaten ne düşünebilir, ne de bir çift laf edebiliriz. Bizi, bildiklerimiz götürdü pislik çukurlarına. Öylesine ısrarla söylemiştik bildiğimizi değil mi?

“En büyük ahlak değerinin hayatın kendisi olduğuna inanıyorum. Bu gezegendeki, bu kâinattaki hayata saygıdır, en büyük değer. Karıncanın, böceğin, ağacın, kurdun, kuşun, insanın, sadece bizden olan, bizim cemaatimize ait olan, yalnız bizim ülkemize, bizim topraklarımıza ait olan insanın değil, her insanın, bizden olsun olmasın, hayatına saygı duymak, yaşanan hayatın ihyasına girişmeye çalışmak; işte benim ahlaktan anladığım bu.” (Ahmet İnam, 24.03.2011, Akşam) “Allah sistemi”, ölçülmüş, biçilmiş, planlanmış muazzam bir ahlak sistemidir. Ahlak, halkiyetin tamamıdır. Ve Öz insandır. Yaratılışı insan ile anlamak, anlamlandırmak mümkündür. Yani insanın bulunmadığı bir izahat, bir politika, bir anlayış açıklaması eksiktir. Gerisi boştur. İnsandan uzak düşüldüğü an bil ki, Allah’tan da uzaksındır. Elektrik sisteminin ampule akım göndermesi ve ışığın yayılması nasıl bir anahtarın çevrilmesiyle mümkün ise, “Allah Sistemi”ne giriş yapmak da ancak bir İnsan’ın eliyle (gönül diyebiliriz) mümkün olacaktır. Çünkü sistemin anahtarı odur. Öyleyse kısaca insan için ahlaktır diyebiliriz.

Sistem içinde yaşamanın zevki, okuma ve sohbet ile varılacak uzun bir yoldur. Çalışmaların toplamının varacağı nokta, Oku’ma ile nihayet bulacaktır. Kişinin kendisini tanıması ve Allah Sistemi’ne nüfuzu, Kur’an’ı Oku’ması ile mümkün olacaktır. Okur-yazar olan herhangi birinin okuması anlamında olmayan bir Oku’madır anlatılan. Gördüğünü anlamlandıran, duyduğunu yorumlayan, bildiğini aktaran, bilmediğinin üzerinde kafa yoran geniş bir işlemdir Oku’ma. Yazı, yazılanların sahibi olmakla mümkün olsa gerektir. Yazı’yı yazan ise, taa Oku’yanın kendisi olsa gerektir.

Bütün yazılanlar ki, romanlar, hikâyeler, şiirler, tarihi vakalar, sosyolojik tahliller ama hepsi, okuyucusuna bir anahtar vermek, düşünceyi fitillemek üzere ayarlanmıştır. Düşüncenin tamamı değil, yazarının hislerinin bütünü değil, herkese farklı temalarda hitap edebilecek sadece bir anahtar cümlecik. Bir çıkış kapısı, düşüncenin sonsuz ve derin âlemine giriş ve yaşamak ve geliştirmek üzere. Yazar farkında olmayabilir, farkında değildir esasen, bunun bir önemi de yoktur. Tarihe bıraktığı notlar değil, sahibini bulduğu vakit, okuyucusuna göstereceği kapıdır yazdıkları. İnsandan, insana doğru bir yolculuktur kısaca. Küçük bir cümlecikle verilen kapıdan girilerek, belki de saraylar inşa edilir, yepyeni dünyalar kurulur. Bir küçük kapıdan, devasa saraya!.

Burada bir tehlikeli yar bulunuyor! Okuyarak bellenenler bir vakit sonra ideolojileşip, tanrılaşabilirler adeta. Aynı hükme, dinin farz, vacip, sünnet kıldığı ritüellerin din gibi algılanıp, putlaştırılması halini de ilave edebiliriz. Bu durum, put imali, sonra da dönüp tapınma gibi bir sonuç verir. Sahip olunan üç-beş putun yanına bir yenisini daha eklemek, tefekkür sahasında da karşılaşılacak zorlukların, engellerin kendi elimizle hazırlanması demektir. Okuyarak algılananlar ideolojik tesir göstermeye başlayınca, karşıyı insan olarak görememe tehlikesi de vardır. Devleti yöneten siyasi iktidarların en büyük zafiyetleri de bu duruma düşmeleridir. Çünkü toplumu meydana getiren fertler, insan olarak değil, oy ağacı olarak görülür ve bu sebeple onların karnının doyurulması, barınaklarının temin edilmesi gibi hayvani taraflarının tatmin edilmesi işleri ilgilendirir. Ki, Allah muhafaza koca bir milletin felaketinin örülmesi eylemleri böylece hayata geçirilmiş olur. Demek ki, siyasilerin İnsan’ı daima göz önünde bulundurmaları gerekmektedir ve asla unutmadan.

İdeolojinin putlaştırılmasının şöyle bir yanlışa da sebebiyet verebileceği düşünülmektedir: kendi ideolojisine tabi olmayanları düşman görerek, uzlaşılmaz kamplaşmalara sebebiyet verebilecektir. Tabi olmayanların sapkınlık içinde, satılmış, hain olduklarını filan düşünmeye ve kabul etmeye başlanılmasından sonradır ki, bu noktadan sonra da çaresiz hastalıklar gibi yurt sathına sirayet edebilecektir, belki de dünya sathına!.

Hâlbuki karşı görüş sahiplerinin fikirlerini inceleyerek, kendi görüş ve ideolojisinde tekâmüllere gidilebileceğini bilmek lazımdır. Usulet ve suhuletle yaklaşılması halinde uzlaşılamayacak anlaşmazlık yoktur. Karşı fikirleri, rahmet olarak kabul etmek büyüklüktür.

En kıymetli cümle şu olsa gerektir; okudukların bir hiçtir, esas olan üzerine kattıklarındır. Okudukların, sana girmen için verilen kapının tarifidir, bu kadar. Bu noktada Mevlana’ya kitaplarını havuza attıran Şems’i hatırlayabiliriz.

Öz, kitaplarla değil, Öz ile bulunur, anlaşılır ve bilinir ancak!.



2 yorum:

  1. Murat Alparslan Tekoğlu:

    Eyvallah üstad. Hislerimize tercüman olmuşsunuz

    YanıtlaSil
  2. Ilim Talepedenler :

    Tüm gerçeklerin barındığı yerdir ÖZ. Sözü bilenden! değil, ÖZÜ bilenden sorun!

    YanıtlaSil