25 Mart 2014 Salı

Refleks Yitimi


Yorgunluğu ve yaşlılığı bahane edip, hatalı düşünce ve uygulamaları hayata geçirmeyi normal bir eylem olarak göstermeye çalışmak da ayrı bir hastalık refleksi olsa gerek. Tatminsizlik ve kaybetme korkusu izdivacı, kendine karşıymış gibi görür, değişime ve gelişime yönelik talepleri. Kanuna aykırı tespit edilen her davranış ilamı, kendisinin katline ferman verilmişçesine savunma mekanizmasını harekete geçirir. Olmadık suçlamalar ve olmaması gereken yasa değişiklileri ile iktidar ömrünü olabildiğince uzatmak kararını açıkça haykırır meydanlarda. Yine de bir türlü anlatamaz kendini. Eksikliği, hataları, yanlışları, kanuna aykırı iş ve işlemleri göz önünde durup duruyordur çünkü. Bir yandan da, her anlattığı ihanetler, ininde yaşayanlar, âlim müsveddeleri, peygamber düşmanları kendisini ele veren itirafname gibidir.

Dostumuz Mehmet Sağ, sosyal medyadaki bir tartışmada şunları söylemişti: “Bireylerin toplum içindeki sosyal ilişkileri ve statüleri, onların ‘cesaret’, ‘hareket’ ve ‘karar’ mekanizmalarını da belirlemektedir. Kişisel menfaatlerde gösterilen karar, hareket ve cesaret milli ve dini hassasiyetler söz konusu olduğunda azalmaktadır. Birey bu anlamda menfaatlerde içgüdüsel bir refleks haline bürünürken, kendi dışındaki hallere karşı da risk mantığıyla yaklaşmaktadır. Ona göre tehdit kişisel varlığına ya da menfaatine yönelik değilse bir tehdit değildir…” son cümle ülkemizin son 12 yılını ve özellikle son 2 ayını nasıl da özetliyor!

Gösterilen refleksin kendini savunmaya dönük olması, komplo teorileriyle kendini avutması, olanlara ve olaylara makul bir akılla bakılamadığının göstergesidir. Savunma refleksi, noksandır, gecikmiş bir refleks ortaya koymadır. Oysa devlet aklı, binlerce yıllık tecrübesiyle geçmişe ve olanlara bakarak, istenmeyen hadiseler zuhura gelmeden, tedbirini alabilen ve uygulamaya geçirebilen bir akıldır.

Hep arkalardan, hep başkalarından gelmesini tahmin ettiğiniz düşmanca saldırıların, bir gün içinizden size karşı geldiğini görürseniz, ne yapacağınızı şaşırır, nasıl davranacağınızı bilemez duruma düşersiniz. Hele, akıl devreden çıkar ve her yaptığınız kısa dönemli savunma duvarları örmeye yönelirse, artık devlet nizamını ve rejimini değiştirmeye kadar varır. Korku, hayatı tanzim etmeye yönelmiştir. Önerilecek tek çıkar yol, tası tarağı toplamak ve oraları terk etmektir.

Abdullah Alagöz üstadımız, “insan topluluklarını karanlık ortamlar ile karşı karşıya getirme çabası emperyal güçler tarafından tarih boyunca hep kullanılagelmiştir”  diyor. 30 Ocak tarihli ‘İstihbarat servisleri savaşları’ başlıklı yazımızda, 17 Aralık ve sonrasında meydana gelen olayların taraflarının, özellikle ABD ve İngiliz istihbarat servislerinin karşılıklı savaşları olduğunu söylemiştik. 22 Şubat Yeniçağ gazetesinde Mahir Kaynak’ın bir yorumu yayınlandı, şunları söylüyor: “Dünya üzerinde ABD, Rusya ve Türkiye gibi ulus devletler ile küresel sermaye arasında bir savaş yaşanıyor. Türkiye’de ki gelişmeler de bu savaştan bağımsız olarak ele alınamaz. Küresel sermaye, ABD Başkanı Obama ve Rusya Devlet Başkanı Putin ile birlikte hareket eden Başbakan Erdoğan’ı tasfiye etmek istiyor. 2011 yılı Kasım ayında İngiltere Kraliçesi’nin, Tapınak Şovalyeleri’nin 8 köşeli haçı nişanı taktığı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün küresel sermayeye yakın olduğunu söyledi. Cemaat Amerika’da büyük sermayeyi temsil ediyor veya onlarla beraber. Onlarla ittifakın Türkiye’ye faydalı olacağını düşünüyorlar. Tayyip Erdoğan da karşı cephede. Yani Obama, Putin, Tayyip Erdoğan üçlüsü birlikte hareket ediyorlar”. Buyurun savaşın nereden koptuğunu. Öngörüsüzlük, milli menfaatleri dikkate almamak, kısa vadeli menfaatler uğruna elin (gâvurun) devletlerinin menfaatlerine uygun sözlerin verilmesi nelerin başa gelmesini sağlıyor! Yani 12 yıl boyunca ortaklıkları gül be şeker yürüyen tarafların bir gün paylaşım, kazanım, dağıtım sorunları meydana gelince, kavgaları su yüzüne çıktı. İktidarları boyunca, küresel oyuncu olduklarını söylerler ve fakat Uzakdoğu seyahatlerinde, küresel bir güç olma niyetlerinin olmadığını deklare ederler, daha doğrusu ettirirler.


Bir nevi güç yitimi, bir nevi zayıflamadır bu durum. Tabiatıyla ‘refleks yitimi’ni beraberinde getirmektedir. Her ne kadar, ‘abdestinden emin’ olduklarını dillendirseler de, ‘namazlarından şüphe’ etmeye başlamışlardır.

3 yorum:

  1. Hasan Taşkin Sakallı:
    ALLAH SONUMUZU HAYRETSİN!!!!!

    YanıtlaSil
  2. Musa Mumcu :
    Resimde kin nefret ve öfke görüyorum teşekkürler kardeşim

    YanıtlaSil
  3. T.c. Yılmaz Balcı :
    Yorumsuz ifadeler..)))

    YanıtlaSil