Ana içeriğe atla

Bir Yol Olsun!


Yazmalıyım.

Ama ne, ne yazmalıyım?

Tavsiye şudur: öncelikle, gürültüden kurtul.

Dünyanın gürültüsünden.

Derin, derin düşüncelere dal.

Düşünce:

Gönül kitabını okumaktır bir anlamda.

O kitap ki,

‘Oku’nması emredilen,

Emir; ‘kip’ halinde değil.

İradeye bırakılmıştır belki de.

‘Nur’ âleminden, madde âlemine indirilen,

Bir teferruat.

‘Buldum’ narası atan, ilim adamına inat.

Geliş, nüzul devamlı, âlem-i vücutta,

Kim bilir uzaklaşmak,

Kurtuluştur mevcudatta.

Uzaklaşan yakınlaşır,

Yakınlaştıkça, uzaklaşırmış ‘Ben’ sahibi,

Girift bilmeceler çözülürmüş maharette.

Mahirlik, asıldır hayat meclisinde bir kere

Mahir odur ki,

Burnun önündeki kılı, ayağının dibindeki taşı görür,

Cehalet odur ki,

Karşının gözünün içindeki zerre tozu görür.

Kimin ne yaptığı, âlemin ne işle meşgul olduğu,

Tarif-i gıybettir, tarif-i tecessüstür

Ahlak-ı İslam’da.

Gürültüden kurtulmak;

Ayağın önündeki taşı kaldırmaktır.

Gözün önündeki kılı temizlemek,

Burnun ucundakini def etmektir.

Etrafın iyisi, kötüsü, doğrusu, yanlışını hep eşitlemektir.

Sevginin hâkim olması, sevginin kuşatmasıdır hayatı.

Sonrası, yeniden doğuş gerçekleşir.

Yeniden diriliş.

Sorular vardır âlemde sınırsız:

-          Ben kimim?
-          Peki, ‘O’ kim?
-          Ben var mıyım?
-          Peki, ‘O’ kim oluyor? Ben varsam, ‘O’ niye var?
-          Varlık kimin? ‘O’nunsa, ‘Ben’ yok mudur?
-          ‘Ben’ ve ‘O’ nasıl oluyor?
-          Peki, sen kimsin?
-          Ben, sen, o? Nasıl oluyor?
-          Peki, bu arada ‘Biz’ ne demek?

Offf…. Çözüm beklenir!..

O ki diriliş,

Cevaplanır sorular.

Kendinden, kendine.

Hâsılı, karmakarışıktır hayat, cevapsız sorular, çözümsüz sorunlar.

Bir anlamın peşinde, tüketilen ömürler.

Hepsi, hepsi mananın uğruna.

En kötüsü de,

Umutların bitirilmesi.

Haydi, yeni bir şevk ile,

Yeniden hayata dönüş.

Hayat ki, şu andır. Şimdidir.

Haydi!...


Yorumlar

  1. Abdülhamit Karaca:
    Eşref-i mahlukat olan beşer için ilahi kurtuluşun reçetesi mesabesinde güzel bir yazı, Allah muvaffak eylesin kıymetli dostum Mahmut beğ....TTK

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…