19 Temmuz 2013 Cuma

Siyasete Gezi Dersleri!..


Başbakan Erdoğan’ın önünde, Saddam, Mübarek örnekleri var. Onların geçmişini inceleyerek varacağı kararın özeti, Avrupalı dostlarının ve stratejik ortak(ı) ABD’nin onlara neler yaptığının anlaşılması olacaktır. Karar ne olursa olsun, Saddam ve Mübarek iliştirilmiş liderlik için acı örneklerdir. Dik durmak tabiri belki bir müddet daha kendisini tahkim ederek koltuğunu sağlamlaştırmış intibaı yaratacak, fakat dik durmayı dikleşmek şeklinde anlayan dostları için, kendini anlatma fırsatları heba edilmiş olacak. İki örneğin sonucu, ağzıma bile almam ki, isteyeyim. Ülkemizde yaşanmamış olsun, yaşanamaz olsun dilerim. Ders almak isteyene çok üstün dersler çıkartılır. Yolunu şaşırmış, ‘fikri dolaşık’ danışmanlarının sözünü dinlemediği sürece, hatta onların görevlerini sonlandırdığı zaman rahata ereceğini garanti bile edebiliriz. Çünkü yanlış bilgi veriyorlar, yanlış yönlendiriyorlar. İki hastadan bir sağlam çıkartamazsınız. İki hastaya ancak, birden fazla doktorlar grubunun müdahalesi gerekir ki, salaha kavuşsun.

Nedir şu, “%50’yi zor tutuyorum” tehdidi? Şimdilik bu oran bana yeter, bu oran beni bir dört yıl daha koltukta tutar, gerisi Allah Kerim. Var mı başka bir izahat? ‘Çöpe atılmak’ veya ‘deliğe süpürülmekten’ korkuyorlar. Kim ister ki? Bu tehlikelerden kurtulmanın yolunu %50’yi ileri sürerek buluyorlar. Yanılıyorsunuz. O %50’yi nasıl tuttuğunuz âlemin dilindedir. Sizden önce de o %50 kimlere nasıl destek vermiş ve onların peşinden nasıl gözyaşı dökmüştü hatırlarız. En küçük rüzgârlarda bile tarafını bir anda değiştirebilen bu 50’lik güç, sizi de bir anda bırakabilir bir tabiyettedir unutulmasın. Demokrasilerde hiç güvenilmeyecek tek güç, oy verenlerin çoğunluğudur. Onlar rüzgârın estiği yöne göre tercih kullanırlar, burunları da değişim kokusunu muhteşem alır. %50 ile diğer %50’yi çarpmak gailesi, sonucu zararla kapatmaya bile bile razı olmak demektir, zira bölünmeyi, parçalanmayı beraberinde getirir, netice %25 çıkar. Bu durumda, zarar her yönden hissedilir ve acılar çoğalır, yapmayın. Biberin acı olup olmadığını anlamak için ille de ısırmak gerekmez, etrafına bakman kâfidir…

Canlar canımızdan birer parça götürdü. Yine de, Beş can’a rağmen az hasarla bittiğini söyleyebiliriz ‘Gezi Direnişi’nin. Sair maddi kayıplara yok gözüyle bakıp, ileriyi hedeflemeliyiz. İleri daima ileri. Bu arada, yanlış kullanılmış bir ‘destan yazılması’ tanımı var ki, kim, kime karşı destan yazdı? Sorusunu sormadan edemiyoruz. Şaşıran danışmanın, şaşkın buluşu.

“Türk siyaseti fiilen, ‘ertesi gün’ için bir ümit ışığı yakmıyor, yakamıyor. İlk seçimde hükûmeti ciddi bir iktidar alternatifi olarak endişe duymaya sevk eden bir muhalif siyasi parti olsaydı, durum başka türlü olurdu gibime geliyor:” (A. Turan Alkan, 1 Temmuz 2013, Zaman), Alkan, şu satırları da yazısında ilave eder: “Gayrımemnunlar esasen meşrû bir talepten değil, hükûmetin gerginleştirme yaklaşımından nemalanıyorlar. Kutuplaşmanın hangi vahim yerlere doğru uzanabileceğini görmeli; insanları korkularından kıskıvrak tutarak siyasileşmeye sevkeden taraf olmamalı. ‘Bizim yokluğumuz kaos getirir’ fikrinden üretmeye kalkışmak yerine yumuşak ve kuşatıcı bir dil tercih edilmeli zira taş kımıldamaya, çivi sallanmaya başladı…”

Yandaş yazardan aldığımız cümle ‘çivi sallanmaya başladı’ şeklinde bitiyor! Maalesef, sallanan çiviyi danışmanlar, akıl verenler görmüyor. Kaptan tepe-taklak giderse, geminin içinde bulunanlar olarak felaketi birlikte yaşayacağız demektir.

Asıl korkuyu doğran ise, Saddam ve Mübarek örnekleridir. Biliyorlar ki, dostları ‘ihanete varan işleri yaptırabildiklerini’ ilk olarak harcamaktadırlar.

“Yaratılanı severiz / Yaratandan ötürü” kelâmını sık tekrarlar, lakin “yaratılan” meydanlara indiğinde, terörist muamelesi görür ve ‘yaratılanın’ sözüne itibar edilmez. “Provokasyon, terörist gruplar, marjinal azınlıklar…” gibi hakarete varan sıfatlandırmalar yaparlar. Yazık ki, dillendirdikleri kelâmların manalarını bile bilmezler… Aceleyle, çalakalem, lafları düşünmeden, fikir etmeden, salla pati söylerler.

“Devlet işlerinde düşünerek karar vermek, işlerde acele etmemek gerekir. Bir şey işitilir veya umulmadık bir olay ortaya çıkarsa, yalan doğru’dan ayrılarak hakikat ortaya çıkıncaya kadar bekleyip, emirleri ondan sonra vermelidir. Acele karar vermek, kudretli kişilerin değil, zayıfların işidir.” (Siyasetname, Nizamülmülk, 39. Fasıl, 157. Bölüm)

Nesimî beyti belki açıklama, tembih, nasihat… olur.

“Zerre benem, güneş benem, car ile penç ve şeş benem.
Sureti gör beyan ile, çünkü beyana sığmazam.”
(Nesimî)


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...