Ana içeriğe atla

Postacı ‘TÖRE’ Getirdi


Yeniden çıkarılması çalışmalarına başlanıldığını duyduğumda, neler hissettiğim, neler hatırladığım bir yana, derin bir sevinç kapladı içimi. Bir eksikliğin daha giderileceğini düşünerek.

‘Okuma’, okudukları üstüne ‘düşünme’, düşündüklerini ‘yazma’ özürlüsü bir toplum olduk çıktık. 80’lerin inşaası eğitim örgüsünün bunda önemli vebali var. Hala Üniversitelerimizde özgür düşüncelerini açıklayamayan, geliştirme çalışmaları yapamayan, devletin (ya da yönetenlerinin) hatalı tutum ve davranışları üzerine fikir açıklayamayan ilim çevreleri de elbette bu toplumun içinden birileri…

Her neyse Postacı kapıyı çalıp, kapıyı açan ‘emanet’e kitapçığı uzattığında, “baba, Töre geldi, Töre geldi” figanını duymalıydınız. Birkaç kere konuşulmuş, geciktiğinden filan bahsedilmişti. Yazmış bir kenara demek ki çocuk.

Naylon torbasına özenle yerleştirilmiş olması ilk notumuzu pekiyi derecesinde vermemize neden oldu.

Hemen açtık. İki kitap yaprağı büyüklüğünde ve 175 sayfa.

25 yıl sonra yeniden çıkıyor. İlk sayısı da, ilk sahiplerine hürmeten Emine Işınsu Hanımefendi’ye adanmış.

Hatıralar denizinde kulaç atmaya başlıyoruz.

Prof. Ahmet Bican Ercilasun Töre hatıralarından bir nebze tattırırken “Haydi hep beraber Töre mektebinin sıralarına kurulalım” diyerek, hem eski Töre’nin bir mektep olduğunu vurguluyor, hem de yeni çıkaran arkadaşlara Töre’nin bir mektep olması talimatını veriyordu.

A.Yağmur Tunalı Töre’nin çıkış, yaşayış ve yeniden hayat kazanış hikâyesini şairliğinin de kuvveti ile pek güzel anlatıyordu (kapsamlı bir makale ‘Töre’ severlerin mutlak okuması önerilir).

Sonra, tanıdıklar peş peşe geçit resmi yapıyorlar, Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi, Halide Nusret Zorlutuna, İskender öksüz, İlkin Esen Yıldırm, Hasan Kallimci,  Mehmet Çınarlı, Hasan Kayıhan, Tarık Buğra…  Emine Işınsu yazılarını önceden okumuş olanlara yeni lezzetler, ilk okuyanlara da pınar rahmeti olacak.

Dr. Muhtar Tevfikoğlu bir mektupla katılıyor katara. Edebiyat ve mektup neymiş? Tevfikoğlu’ndan öğreniyoruz. Şu cümleyi yazmadan geçemeyeceğim. “Hafıza esrarengiz bir gemidir. Ne zaman hangi kıyıya demir atacağı, ne zaman oradan kalkıp hangi iskelelere halatlarını bağlayacağı bilinmez.” Töre ile birlikte hoş geldiniz diyorum.

Nebahat Akbaş Emine Hanım’la bir röportaj yapmış (ayrıntılı, okunmalıdır) hemen peşinden de Erol Gözdemir’in Emine Işınsu’nun tarihi romanları üzerine, Yüksek lisans tezi açıklamalı bir yazı edebiyatseverlere hararetle tavsiye edilir.

Sonra Işınsu yazıları, hikâyeleri… Ardına da Emine Işınsu Bibliyografyası (Nazlı Yıldırımer) ilave edilmiş. Çokta iyi olmuş.

Işınsu’nun Tiyatroları (Dr. Gıyasettin Aytaş), Işınsu ile Konuşma (Yavuz Bülent Bakiler), Kadın Romancılar (Dr. Alemdar Yalçın), Türk Romanı ve Işınsu (Ahmet Bican Ercılasun), Küçük Dünya (Mehmet Şeref Önal), Azap Toprakları (Reşat Gürel ve Hüseyin Mümtaz), Tutsak (Dr. Hüseyin Yeniçeri), Sancı’yı Bugünden Okumak (Ahmet Şafak), “Çiçekler Büyür” Hakkında (Galip Erdem, Umay Günay, Yahya Akengin, emine Işınsu), ışınsu’nun Romanı “Canbaz” üzerine bir inceleme (Prof. Dr. Gürsel Aytaç ve Necmeddin Türinay, Turan Bozkurt), Işınsu Abla (Şükrü Alnıaçık),  Işınsu’da kadın teması (Hümeyra Yargıcı), Işınsu’da tasavvuf inceleme ve irdelemeleri (Serdar Odacı, Hayati Bice, Tutsak ve Hürriyet üzerine (Şerif Aktaş), Emine Işınsu’nun Halide Nusret Zorlutuna ve ‘Aşk ve Zafer’ ve arif Nihat Asya için ‘Vefatından Bir Yıl Sonra’ isimli yazıları…

Ve… Şiirler: Halide Nusret Zorlutuna ‘Işınsu’ için, Dilâver Cebeci ‘Çâh-ı Bâbîl’, Yetik Ozan ‘Tutsak’, Halide Nusret Zorlutuna ‘Bahar Üçlemesi’, Yetik Ozan ‘Sancı’, Mehmet Ali Kalkan ‘Çiçekler Büyür’ ve derginin son iki sayfasını Arif Nihat Asya’nın Yelken şiiri süslüyor. Şöyle söylemiş A.Nihat Asya; “Herkes beni ‘BAYRAK ŞAİRİ’ olarak tanıyor, ama ben ‘YELKEN’ şairi olarak tanınmak isterdim.”

Sadece yazı başlıklarını ve yazarlarını verdiğimiz halde bu kadar uzadı yazımız.

Dergiye ulaşıp okuyunuz. En iyisi abone olunuz. Zahmetsizce kapınıza kadar gelsin.

Emine Işınsu’nun elyazısı ile teşekkür ettiği, Ömer Faruk BEYCEOĞLU Beyefendi’ye gönül dolusu teşekkürlerimizi gönderiyoruz.

Emekleri başak olsun harmana,

Alın terleri altına dönüşsün.

Sanat, edebiyat, kültür ve tefekkür ufuklarında nice yıllar dalgalanması dileklerimizle hoş geldin ‘Töre’ diyoruz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…