16 Nisan 2015 Perşembe

Tekkeler, Tarikatlar Üzerine


Prof. Mahmut Erol Kılıç’ın tasavvuf üzerine çok kıymetli çalışmaları var ilim adamıdır. Teşekkürü borç biliriz. Habertürk Televizyonunda Pelin Çift ve Serdar Turgut ile yaptığı bir sohbette, “tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, doğru olmadığını, iyi niyetle yapılmış bir hata olduğunu vurguladı. Osmanlı’nın tekke ve zaviyelerden nasıl yararlandığını, hemen bütün mesleklerin birer tekke şeyhine bağlı olduğunu” filan anlattı. Yanlış anlaşılmasın, yeni bir program değil, eskilerden yayınlanmış, aslında bu yayın yapılırken canlı olarak da izlemiştik.

Biz böyle düşünmüyoruz. Nasıl ki, zamanında çok önem verilmiş, memleket sathına yayılmış okullar vardı da, şimdilerde kapatılmıştır. Mesela, nalbantlık mesleğini ele alalım. Günümüzde, çok fazla ihtiyaç kalmadığından, hemen bütün nalbant okulları kapatılmıştır. Jokey kulübünün bünyesinde az sayıda öğrenci yetiştiren bir bölüm olduğunu sanıyorum, bir-kaç yüksek okulda da nalbantlık derslerinin verildiğini o kadar. İhtiyaç kalmadığından kapatılmıştır. Bazı meslekleri de insanlar, ya kendi çabalarıyla kolayca öğrenmekteler ya da artık öğrenseler de hiçbir işe yaramayacağı için o okulların da kapatılması bir zarar vermez.

İşte, tekke ve zaviyelerde bu sebeplerle kapatılmıştır. Artık, oraların insanlara vereceği bir şey kalmamıştır. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, tasavvufun yasaklanması anlamına getiriyorlar, nitekim Kılıç hoca da bu anlamını zikretti. Tam aksi, tekke ve zaviyelerin kapatılması tasavvufun, hakikatin yolunu açmıştır. Oralarda hakikat tamamen engelleniyor, insanlar yıllarca hizmet ettikleri halde, hiçbir şey öğrenemiyorlardı.

Anadolu’da oldukça yaygın tarikatlar hala hayatiyetlerini sürdürüyorlar. Gidiniz ve tanışınız onlarla. Göreceksiniz ki, bağlılarında hiçbir manevi ilerleme kaydedememektedirler. Zamanımız aklına, ilme, insanların bulunduğu seviyelere ait olmayan konuşmalar. Oralara takılanların zaten mesela şeyhinden, hocasından daha ileri düzeyde olduğu da bir gerçektir. İnternet iletişimi yaygın olduğundan hemen herkesin ulaşma imkânı var. Filimlere alınmış ve yayında. Araştıracağınız pek çok bilgi var. Görülecek ki, o tarikat veya cemaat adıyla anılan kuruluşlara devam eden ve manen ilerleme tahayyülü içinde olan sayısız insan, hayal kırıklığı içindedir. Bu durum, tekkelerin kapatıldığı zamanlarda da böyleydi.

Çünkü insan toplam akıl üzere doğar. Geçmişin bilgileri taşınır. Kapatılan tekkelerde onlarca yıl dirsek çürüten insanlar, bugünkü devletin okullarında çok kısa sürede o seviyelere gelebilmekteler. Bu itibarla tekkelerin kapatılmasının hiçbir zararı olmamıştır. Tam aksi, hakikat yolunun önü açılmıştır.

Tasavvufun yasaklanması diye de bir şey söz konusu değildir. Tasavvufla uğraştığı için, manen ilerlediği için, maneviyata dair kitaplar yazdığı için hiç kimsenin takibata filan uğradığı olmamıştır. Kim ki, devlet gücünü, adalet gücünü karşısında görmüştür. Kanunlara aykırı fiillerinden ötürü yargılanmış ve veya cezalandırılmıştır. Kimse Kur’an okudu diye, kurslara gitti diye asla ve kat’a takibata uğramamıştır.

Yazılı kanunları yanlış yorumlayıp, yanlış işler yapanlar da olmuştur. Lakin yapılan hatalar üst mahkemelerde düzeltilmiştir. Kimse, bir kısım memurların hatalarını ne devlete, ne yargıya ne de hele hele Atatürk’e yüklemesin. Tekke ve zaviyelerin kapatılması Türkiye’nin önünü açmıştır. Zaten bu yerlerin kapatılması Atatürk yürekliliğinde birisi tarafından yapılabilirdi. Onları kapatmaya tevessül etmeye kimse yeltenemezdi. İşte günümüz hükumetinin, ‘paralel’ adını koyduğu kuruluşla mücadele etmesi de tekkelerin kapatılmasının bir benzeridir. Yalnız, hükümetin yaptığı bir hatayı da zikretmek lazımdır. Özellikle Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinde devlet denetimi dışında medrese vari oluşumlar vardır. Buralardan yetişen kişileri (ki onlara mele diyorlar) imam olarak atayacaklarını basından okumuştuk. Paralel dedikleri kurumdan daha tehlikeli bir iş yaptıklarını not edelim. İleride başımıza büyük işler açacaklarından hiç kuşkumuz yok.

Yalnız ikide bir bu konunun önümüze getirilmesi, Atatürk’ün milletin gözünden düşürülmek istenmesindendir. Zaten düşmanlık besleyenlerin söyleyeceği ilk şey, Hilafetin kaldırılması ve tekkelerin kapatılmasıdır. Yıllardır onlar tekrarlar, biz de dinleriz. O kadar kalabalıklar ki, biri bırakıp diğeri başlıyor, böylece konu yıllardır gündemde.

Şöyle düşünelim: insanlar niye tekkelere, tarikatlara giderler?  Manevi yükselmeyi sağlamak üzere. Peki, bu yükselmeyi sağlayan bir tarikat ve bu tarikatta yükselmesini tamamlamış bir kişi gördünüz mü? Sanmıyorum. Ben bilmiyorum. Şuna kesinlikle inanıyorum ki, okullarda verilecek ‘din ve ahlak, tarih, edebiyat’ dersleri ile imam Hatip Okullarının, ilahiyat Fakültelerinin verecekleri, tarikatlarda verilecek derslerden daha kıymetlidir, daha sağlıklıdır. Etraf şeyhten geçilmiyor. Ne dedikleri anlaşılmıyor. Bir kaç cümle Arapça öğrenmişler, tekrar edip duruyorlar. Türkçeleri de zayıf. Bu kişilerin eline düşenlerin vay geldi başına. Allah muhafaza, yolunu şaşırırlar, psikolojileri bozulur, meczupluk sınırında yaşarlar.

Aman ha koruyun kendinizi, koruyun maneviyatınızı. Dost sohbeti, kütüphaneler, kitaplar, okullar başlangıç için yeter de artar bile. Yetkisiz ve ilgisiz bir cahilin eline düşmektense… Nitekim Menzil hikâyeleri hayatımızın bir parçasıdır, nasıl böldü-parçaladı unutmayınız.

Sonra üzülürsünüz, iş işten geçer.

İlim yolundan, akıl yolundan ayrılmak, felaketlerin başıdır. Allah muhafaza etsin.


3 yorum:

  1. Ahmed Kürşad Gemici :
    okuldaki öğretmen ne kadar iyi olursa olsun, öğrenci eğer ilgisiz ve tembel ise o öğretmenin o öğrenciye hiçbir faydası olmaz...yada bunun tam tersi......ama aynı çatı altında bulunmaya devam ederlerse,çevredekilerinde tesirlerıyle ilgi saglanabılır...ilgi saglanınca ragbet artar,tembellık kalkar...üzüm üzüme baka baka kararır...önemli olan birlik beraberlik içinde olmaktır....bu hayır işlerindede gecerlıdır şer işlerındede

    YanıtlaSil
  2. Mehmetvelit Yurt :
    İlim yolundan, akıl yolundan ayrılmak felaketlerin başıdır...
    Son cümleniz olayın da özünü açıklamış hocam... Ellerinize sağlık...

    YanıtlaSil
  3. Erol Akşen :
    ''Her mürşide el verme yolunu saptırır. '' İslam ve tasavvuf aklı ve ilmi retdetmez. Sadece akılla her mesele çözülemez denir. Doğrudur. Önemli olan akıl ile ruhu kardeş yapıp nefsi aradan çıkarabilmektir. Bu da her kula nasip olmaz. Bardak suyu hacmi kadar alabilir. Kimse kimseyi kınamasın. Ama doğruları söylemek de gerkir. Sağlıcakla kalınız.

    YanıtlaSil