Ana içeriğe atla

Kolay Yoldan Kâfir Demek


Zehirli dil kullanımı, çoğunlukla bilmeden yapılır. İstenmeden kullanılır. Söylediğinin farkında olmamak, ne anlama geldiğini bilememektir. Zayıflık halidir. Kendi gördüğünün kesinlikle doğru, başkalarının fikirlerini kesinlikle yanlış kabulüne dayanır. Sorgulamaktan kaçındığı gibi, inandığı ve yücelttiği değerlerin sorgulanmasına da karşıdır.

Tekfir alışkanlığı da böyle bir mana ifade eder. Kendi düşüncelerine aykırı, kabullerinin ötesinde bir fikir, bir yorum, bir ifade duyduğu zaman, hemen onu küfürle itham etmek, kendi zihin dünyasındaki rahatlamayı da sağlar bir bakıma. Ne de olsa, Cennette yerini ayırmış, düşman gördüğünü de Cehenneme yollamıştır.

Tekfir etmek en kolayıdır. Zoru, onu anlamaya çalışmak, kabul etmektir. Bunu yapamazlar, ne anlamaya çalışırlar, ne de anlayabilirler. Kolay yol, küfrüne karar vermektir. Amaç ne olabilir? Siyasette ve ticarette saf halk yığınlarını sömürmek. Çünkü doğru ve Hakk olan ona para, mevki kazandırmayacak, bilakis elinden çıkmasını sağlayacaktır. Ülkemizde hem siyaset ve hem de ticarette çok örneklerini gördük.

Şimdi savaş tamtamları çalmak, İran – Türkiye arasını açmak için şeytanın kovasıyla su taşıyorlar. Bilerek ve istemeden bizim eksik akıllılar da bu duruma yardımcı oluyorlar. Amaç nedir? Görmek ve anlamak istenmeyen, Şii – Sünni savaşını çıkartmak. İşte, ABD’li senatör Rand Paul açık açık söylüyor (breitbart.com). “Şii ve Sünniler arasında bin yıldır savaş var” diyor, bu savaşın körüklenmesi lazım diyor. “Kürtlere Türkiye’den toprak verilmesi lazım” diyor. Daha ne desin, daha nasıl açıklasın! İşte bunu başarmak için, bir gurubun diğer grubun kâfirliğine hükmetmesi en kolay yol. Karıştır, birbirlerine düşman et, kışkırt radikalizmi, her yol senin.

Sevgiye ne olmuş?

Kendilerine inanmayanlar kâfir, öteki mezheptekiler kâfir, başka tarikattakiler kâfir, Şiiler hepten kâfir!.. Ee, ne olacak? Nereye varacak bunun sonu? Ebette, Ortadoğu’yu yeniden düzenlemek isteyen büyük şeytanın istediği noktaya varacak.

Aklınızı başınıza toplayın. Yolunuz yol değil. İstikametiniz yanlış.

Prof. Dr. Hasan Onat’ın 14.08.2010 tarihli akşam gazetesindeki makalesinde bakın şunlar yazılı, okuyalım: “Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna inan insanlar, ufak tefek görüş ayrılıkları yüzünden birbirlerini tekfir etmezler. Birbirleriyle uğraşan insanlar güçlü toplumların oyuncağı olmaktan bir türlü kurtulamazlar. Bugün bize düşen, enerjimizi, yeni bir uygarlık yaratmak için seferber etmektir. Farklılıkları zenginlik olarak anladığımız zaman, hem geçmişteki birikimlerden hem de mevcut kaynaklardan en iyi şekilde yararlanma imkânı bulabiliriz. Bu milletin tekrar özne olabilmesinin yolu, bilginin gücüne sahip olmaktan geçer. Bilgiye açık olmayan, farklılıkları zenginlik olarak göremeyen toplumlar, çözümü mazide aramak zorunda kalırlar. Oysa çözüm bilgidedir, bilginin gücündedir.”

Karşıyı küfürle suçlama iştiyakında insanlar gün be gün artıyor. Ülkemizde bir grup vardı herkesin bildiği, bunlar tekfirciliği hiç bırakmadılar, lakin bu yola asla bulaşmamış bazı gruplarda da, mesela ülkücüler arasında çığ gibi büyüdüğü gözlenmektedir. Bu tehlikeli gidiş nasıl son bulacaktır? Yetkililer bir el atıverse lütfen.

Çıban tazeyken em vurulursa şifa kolaylaşır.

****

Şaşardım anlasaydın,

Söylemiştik vaktiyle;

“Gazete manşetlerini anlayamayanlar,

Şıp diye anlıyorlar Kur’an Ayetlerini,

Yuf… Olsun bana.”

Onların hemen anladığını ben ne diye anlayamıyorum ki?

Bir eksik akıl, bir eksik anlayış bir bana verilmiş demek ki!.

Bu dünyada yaşayanlar Allame-i Cihan:

Bir benim;

Eksik anlayan,

Bir benim anlamayan.

Bu da bizim zevkimiz, helal olsun.


Aşk olsun bre Hasan, aşk olsun bre Hasan.

Yorumlar

  1. İlhan Yalçın :
    Hocam, "Ülkücüler tekfircilik yapmıyordu, yapmaya başladı" demişsiniz. Amenna... Tekfircilik yapmadıkça devşirildiğimizi, yapımızı bozduklarını gördüğümüz için tekfircilik yapıyoruz. Bunu da sadece bizi hedef alanlara yapıyoruz. Diğerlerine dokunan yok ki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hayır, birbirimizi tekfir ediyoruz. Kaldı ki, küfürle suçlamaya kimsenin hakkı olamaz. Güzellikler dururken?

      Sil
    2. İlhan Yalçın :
      Birbirimize yapanlar var, azınlıktalar. Bu hususta haklısınız.

      Sil
  2. TC Erman Ertung :
    Bölgede ve Ülkem üzerinde oynanan kirli oyunlar devam ediyor... NEDENİ: Tevratta yazılı vadedilmiş topraklar... kısacası dünyanın yer altı ve yerüstü kaynakları...Ama bu bölgede tarih boyu Siyonizm ve emperyalizme karşı çıkması muhtemel ve baş edilemeyen en büyük engel olan Türk Milletidir, zira Dünya emperyalizmine karşı öyle bir kurtuluş savaşı sergilemiştir ki ezilen ülkelerin halklarına örnek olmuştur. Bu nedenle tehlike arz eden Türkiye Cumhuriyeti bir şekilde etkisiz hale getirilmeli ve parçalanıp ortadan kaldırılmalı... KİM TARAFINDAN: Yayılmacı Emperyalist Siyonist ABD ve Siyonist bir proje olan BOP projesinde görev alan bölgedeki ve de ülkemdeki yandaşları ve kuklaları tarafından... KULLANILACAK GÜNCEL MALZEME: DİN... Detaylara takılmayalım... Aklımızı başımıza devşirelim... İşin özeti bu...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…