Ana içeriğe atla

Fitne ve Siyaset

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç dünkü (2.12.2013) uzun süren Bakanlar Kurulu toplantısından sonra basının karşısına çıkarak açıklamalarda bulundu. Sorular olmasaydı, hiçbir şey açıklamadı diyecektik. Çanak sorular coşturdukça coşturdu Manisalı’mı.

Söylediklerinin hiçbir anlamı yoktu, gereksiz laflardı. Biz şöyle biliriz: Bakan konuştu mu, Hakk’ı söyler, siyaset yapmaz. O mekân siyaset yapmanın değil, devlet işlerinin basına açıklandığı mekândır.

Alıştık artık, üstüne vazife olmayan konularda konuşmalarına. Bilmeseler de, allame pozlarında gerdan kıvırarak konuşmalarına. Çalım atarak, poz takınarak konuşmalarına.

Manisalı’m, siyaset yapıyor devlet idarecilerinin aldıkları kararların açıklanması gereken yerde. Oy devşirmeye çalışıyor, bir yerlere özür diler gibi yalvarıyor.

Ve, daima yaptıkları gibi ve daima zayıf zamanlarında başvurdukları gibi dinden nemalanmaya çalışıyor.

Daha önceden hazırlanmış ve kağıt üzerine almış notunu. Bir hadis yazmış. Cuma vaazı veren sakallı hocalar edasıyla hadis okuyor. “Ebu Hureyre’den..” nakledilen bir hadis. Fitne üzerine. Basın mensupları, televizyon izleyicileri kulak kesilmişler dinliyorlar. Usta politikacı milleti can evinden yakalamış atış serbest. İçine hadislerden bir cümle de yerleştirilince artık teslim alamayacağı beyin yok. Bunun bilincinde Manisalı’m.

Ebu Hureyre: Hz. Ayşe Validemiz tarafından, “yalancı, aşırı yalancı” sıfatıyla suçlanmış birisi. Adamın işi hadis uydurmak. Yalancının birisi. Yalancı suçlamasına muhatap olmuş bu kişinin rivayet ettiği hadis ne kadar itibarlıdır? Konusu fitne!.

Fitne, işbaşındakilerin yaratabileceği bir olgu. Yetkisiz, etkisiz kişilerin yaratmak istediği fitne bir solukluk olabilir ancak. Balon gibidir, iğnenin dokunmasıyla ortaya salınmak istenen fitnede söner gider. Lakin, yetkili ağızlardan ortaya sürülen fitne tesirlidir. Destekleyicileri de olduğundan uzun sürelidir ve Allah muhafaza yıkıcı tesiri diğerlerinden kuvvetlidir.

Fitneyi tesirsiz, etkisiz, yetkisiz, yayılmasız, önemsiz… bırakmanın yolu, Prof. Dr. Metin Boşnak Hoca’nın mesajında gizli:

“Siyasetin dilinin seküler olması lazım. Aksi halde, dini ve tarihsel telmihlerle bir ‘Musa’ oluyorsunuz, bir ‘Firavun’…”

Aklınızı başınıza toplayın!...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…