27 Mayıs 2013 Pazartesi

Kriz Yönetimi

‘Seçim’, sonsuz güvenin meşru bir zemini değildir. Sınırlı bir zaman ve sınırlı bir yetkiyle donatılmıştır yöneticiler. Diktatörleşmek eğilimindeki veya yanlışa sapan kararlar alma cür’etini gösteren ve düzeltmek yerine durmaksızın hatasını devam ettiren yönetimlerin karşısına yine ‘seçim’ kudretini önüne koyan irade çıkar. Hal ve hareketlerinde düzelmeler görülmeyen yönetimlerin, bir sonraki adımı ise kendisini oralara getiren iradeye karşı ihanet basamaklarını çıkmaya başlamasıdır. Bu kaçınılmazdır.

Yıkıcı, bölücü, işgalci, sömürgeci… güçlerin planlarından olan uygulamalar peş peşe saha buluyor kendine, ‘barış’, ‘özgürlükler’, ‘analar ağlamasın’ kelimelerinin ardına sığınarak. Uygulayanlar neyi yaptıklarının farkında bile olmadan, dalkılıç saldırıyorlar efendilerinin talimatlarını yerine getirmek için. Kulaklarımızda yankılanır hala, “BOP eş başkanlığını da bize verdiler”, niye kendini ele verirler? Ayağı kayacak kişiye, muz kabuğunun denk gelmesi gibi…

Dili mi sürçtü, açıklamak mecburiyeti mi vardı? Cevaplayamadığım sorulardandır. Krize o anda girmişti ülkem. Krizin yönetiminde ise açıklamayı yapan yetkili vardı.

Artık, tarihin sayfalarında ve Türk’ün hatıralarında ve devlet tecrübelerinde kalan Osmanlı İmparatorluğunun yeniden hayatiyet kazandırılması düşünceleri ve bu yöndeki çalışmalar neticesinde, uykuya yatmış olan; Alman, İngiliz, Avusturya, Roma ve Rus imparatorluklarının da uyanmasına vesile oldu. Durup dururken kendi elimizle kriz doğurtup saldık ortaya. Alın bakalım, ‘siz Osmanlıyı canlandırmak isterseniz, bizde kendi imparatorluğumuza yeniden hayat veririz’.. nereden baksan yanlış.

Aktife edilecek fay hatları hazır bekliyor. Üflesen alevi yükselecek. Öyle de yaptılar. Planlarının içinde vardı zaten; “Müdahale edilen ülkelerde işbirlikçi bulmaya daha fazla önem verilmesi” (Nurullah Aydın, turansesi.com). Olayın ve gelişmelerin özü budur. Şu da adalet Bakanı Ergin’in ağzından: “Hatay’da Muhaberatın pek çok ajanı, adamı var. Ve işi kaşıyorlar…” (Ali Bayramoğlu,14.5.13, Yeni Şafak). Krizi kendi irademizle çağırmışız. Adalet Bakanı yabancı ajanlardan bahsediyor ve eli kolu bağlı oturuyor yerinde! Sadece gazeteciye dert yanıyor.

Devlet istihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun 4/a. Maddesi Milli istihbarat teşkilatının görevlerini sayarken aynen şöyle söyler: “Türkiye Cumhuriyetinin ülkesi ve milleti ile bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, Anayasal düzenine ve milli gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı, içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında milli güvenlik istihbaratını Devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak.”. Bakan Bey, Muhaberat ajanlarının Hatay’da fink attığını ve devletimiz aleyhinde çalışmalar yaptığını anlatıyor!. Bu nasıl iştir? Bırakın MİT’in bilgi vermesini, Bakan ağzından yabancı ajanların faaliyetlerinden bahsediliyor. Bu nasıl iştir? Yapılması gereken, bilginiz tahtında bulunan yıkıcı faaliyetler hakkında tedbir almak ve gereğini yapmak değil midir? Bu ajanların ve örgütledikleri yerli işbirlikçilerin yakalanması, tutuklanması, yargılanması gerekmiyor mu? Sizin işiniz, göreviniz nedir? Ne yaparsınız siz?

Türk Ceza Yasası’nın 331. Maddesi “Yabancı bir devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri, diğer bir yabancı devlet lehine siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden vatandaşa veya bunu Türkiye’de temin etmiş bulunan yabancıya bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir” hükmünü getirmişken, bu maddenin uygulanmasını erteleyenler, uygulamayanlar, casusları bildiği halde ilgili yerlere (Savcılıklar, Polis, Jandarma) bildirmeyenler hakkında neler yapılacaktır? ve bu kişilerin Devletin yetkili makamlarında oturmaları halinde yapılması gerekenler nelerdir?

İhanete varır yorumlarımızın sonucu. Ceza Kanunu 279. Maddesinde ne yapılacağını bildirir: “Kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağıntılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır”. Şimdi açıklığa kavuştu Sayın Ergin’in suçu.

Krizi yönetirken, krize kurban gitmekte vardır.

Senin, benim, onun krize kurban gitmesi umurumda değil. Vatan elden giderse, ağlayacak kimsemiz de kalmaz. Öyleyse tedbiri şimdiden almalı.

Ne yapılmalıdır?

Ülkemiz ve milletimiz derin bir krizin içinden geçmektedir. İktidarın ne yaptığı, ne yapacağı bellidir. Muhalefet partileri kuvvetlerini birleştirerek bir kriz yönetimi oluşturmalıdırlar. Geçmişte olan, bugün meydana gelen ve gelecekte olabilecek hadiseleri değerlendirerek, devlet yönetimine, kamu kuruluşlarına, adalet teşkilatına kendi teşkilatlarına ve millete gerekli bilgi, belge ve direktifleri vermelidirler.


Yarın çok geç olabilir.

2 yorum:

  1. TC Tuncay Altunezen :

    Mualefetin kendi aralarında işbirliği, sağ (?) seçmenin AKP'den kopuşunu engeller. Sadece, her birisi bağımsız fakat aynı noktalarda hassasiyet göstermelidir kanaatindeyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 'Sağ' kelimesini kullanmayı sevmiyorum. artık ayırımlar değil, birleştirici vasıfar öne çıkartılıp, Milli Merkezin emperyalizm ve kürsel çetelere karşı savaşta olması lazım olan günlerdeyiz. Sağ, sol gibi anlamsız ve parçalayıcı tanımlardan vazgeçmek başarmanın ilk şartıdır gibime gelir.
      Teşekkürler TC Tuncay Altunezen Bey.

      Sil

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...