5 Nisan 2013 Cuma

Önerilerde de, Yapılanlarda da Kürt Yok!



Yapılan çalışmaların hiçbir yerinde Kürt yok. Kürt’e dair hiçbir şey bulamazsınız ‘çözüm’ dedikleri torbanın içinde. Peki, ne var?

‘Stratejik ortak’la yapılan, ‘istihbarat paylaşımı’ anlaşması sorunun, terör örgütü lehine çözüme doğru girdiğinin başlangıcıydı. ABD (ve NATO) eli silahlı ve istediği an kendi talepleri doğrultusunda kullanabileceği bir örgütün silahlarından arındırılarak, boşluğa sevk edilmesine razı olamazdı. Çalışmalar bu yönde titizlikle yapıldı. İstihbarat paylaşımı adı altında Türkiye’ye verilen bilgiler kirletildi, bozuldu, hatalı yorumlandı ve istedikleri yanlışları rahatlıkla yaptırdılar. Uludere, Şemdinli, Habur, Silvan, Dağlıca, İskenderun Askeri Birlik saldırıları, hataları ve yanılgılarının ardında hep bu istihbarat paylaşımı safsatası yatar.

Amaçları ne idi? Yeniçağ’da Arslan Bulut belki bin kere yazdı. AKP’nin kuruluş sözleşmesi, ABD’den gönderilen bir momerandum ile dikte edilmişti. Bu belgede yazılanlar ise ayniyle AKP’nin iç tüzüğünde yer aldı. Özerklik ve yerel yönetimler şartı ilk planda göze çarpan maddelerdi. Dikkat edilirse, çıkarılan kanunlar da bu yönde hareket edildiği anlaşılır. Özerklik maddesine gelince: BDP kanalıyla defalarca tekrarlanan bu maddenin son tekrarı, BDP eş başkanı Kışanak’ın gazetecilerle yaptığı sohbet toplantısında edildi: “Başkanlık sisteminin kendisi otoriter bir yönetim biçimi değil. Eğer kuvvetler ayrılığı iyi tarif edilir, denge-denetim mekanizması kurulur ve merkez, gücü yerelle paylaşırsa, Başkanlık da demokratik bir sistem olabilir. Modelin kendisi kusurlu değil. Türkiye’nin kuvvetler ayrılığı konusunda diğer ülkeler gibi tarihsel bir arka planı yok. Siyasi kültürümüzün de yeni bir yönetim sistemini hayata geçirmek konusunda yeterince deneyim sunmadığını düşünüyoruz. Bunların tartışılması lazım. CHP komisyonda başkanlık sistemini tamamen reddeden bir tutum alınca, kamuoyu AKP’nin ne dediğini de tam öğrenemedi.” Görüldüğü gibi, Başkanlık hayali kuran iktidarın başına yeşil ışık yakılmıştır. Yani, AKP ve BDP (PKK) ortaklık kurulmuş ve birlikte anayasa değişikliği için adımlar atılmıştır. Birisine özerklik, diğerine başkanlık, kardeş paylaşımı…. Arslan Bulut’un deşifre ettiği metin, yavaş yavaş böylece hayata geçirilmektedir. Başkanlık sistemine geçilmesinin karşılığı, momerandumla dikte edilen özerklik PKK’ya verilecek (razı olacaklarmış) gibi gözüküyor.

Niye başkanlık? İktidarın ve Erdoğan’ın teorisyenlerinden, destekçi yazarlarından Ahmet İnsel, o ilginç cümleyi yazana kadar binlerce kez tekrar edildi, Erdoğan’ın diktatörleşme eğilimlerinde olduğu. “Türkiye’ye özgü başkanlık sisteminin yerleşik siyasal alışkanlıklar, öngörülen kurumsal yapı ve 12 Eylül rejiminin tornasından geçmiş egemen toplumsal zihniyet yapısı nedeniyle, bir şeflik rejimi yaratma ihtimalinin yüksek olduğu bir gerçek. Erdoğan’ın siyasal kültürü ve mizacı dikkate alındığında, bu risk çok daha artıyor.” (A. İnsel, 10.03.2013, Radikal İki) Şef’lik dediği, düpedüz diktatörlük. İşçiye, köylüye, öğretmene, köşe yazarlarına, medya patronlarına, müteahhitlere… Söyledikleri hatırlandığında sözümüz daha anlaşılır. Protesto etmek isteyen öğrencilerin aylarca mahpus damlarında kalmaları da işin cabası. Demokrasinin yitirilmesi ve istedikleri rejimin kolayca kurulmasının taktiksel çalışmalarıdır, Başkanlık rejimine geçilmek istenmesi. Hatta bu rejime geçebilmek için, yıllardır söz düellosu yaptığı BDP’den yardım talep etmesi ve onların istediklerini vermeye hazır olmaları nasıl izah edilir? Ne pahasına olursa olsun başkanlık sisteminin talebi, sonu belirsiz bir yoluculuktur. Bunun iyi anlaşılması ve anlatılması, kamuoyunun aydınlatılması muhalefet seslerinin görevlerindendir.

Yapılan çalışmaların hiçbir yerinde Kürt yok, demiştik. Gerçekten yok. Onların beyinlerinde yaratılan algılar sonucu, ana dilde eğitim veriliyormuş, istedikleri andan itibaren ana dilde eğitime başlayacaklarmış gibi bir algı yaratıyorlar. Oysa kendilerine yapılabilecek en büyük kötülük ve gelişimlerinin önlenebilmesi için yapılacak en büyük talep ana dilde eğitim olacaktır. Kürtçe’nin öğrenilmesinde ve konuşulmasının önünde hiçbir engel yoktur. Araştırma enstitüleri ile Kürtçe edebiyatının ortaya çıkarılıp yayınlanması ve Kültürünün yayılmasının da önünde bir mânia yoktur. Kürtçe eğitim, parçalanmanın yolunu açacaktır. Kürtçe eğitim yapan çocukların mezuniyetlerinin ardından Türkiye Cumhuriyeti dairelerinde Memur olarak işe girmeleri mümkün olamayacaktır, çünkü Türkçeyi bilmeyen kişilerin, memur olarak devlet kademelerinde görev almaları mümkün değildir. Kendi elleri ile kendilerinin felaketini yaratmaktadırlar. Uygulamaya geçti ve yılların tükendiğini farz edelim. Gerçek ayırımcılık çatışmalarının başlaması kaçınılmazdır, çünkü farklı tonlarda bölücü propagandalar devreye girecektir. Tamamen saf, iyi niyetli Kürtlerin kandırılmasına yönelik sahte bir taleptir. Zaten bunun dışında da Kürtleri ilgilendiren bir talep bulunmamaktadır. Tamamen, ABD’nin istediği yönde bir yapılanmanın çabalarından başka görünen bir ilerleme yoktur.

İkinci Dünya Harbinden sonra geliştirilen bir savaştır ülkemizde cereyan eden. Bölücülük çalışmaları “bugün, etnik, din, mezhep bölücülüğü ile birlikte ideolojik bölücülük de kullanılmaktadır ve bu usul bir hazırlayıcı değil, esas harp vasıtası olarak ele alınmaktadır.” (Ayhan Tuğcugil, Türk Milliyetçiliği Fikir Sistemi). Amaç budur, ülkeye asker sokmadan, bir tek kurşun atmadan, o milleti esir almak ve isteklerine kavuşmaktır. Bunun için yapılması ne ise o yapılacaktır.

Olan budur. Kürtler, Kürt hakları, ana dilde eğitim, özerklik palavraları ile ülkemizi parçalamak ve üstüne oturmaktır onların dertleri.

Uyanık Kürtlere sesleniyorum.

Bu şartlar altında, bizimle vatanımızı savunmaya var mısınız?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...