25 Temmuz 2011 Pazartesi

Bir “Garip” Doktor

Tıbbiyeyi bitirdiği yıl ihtisas sınavını kazanarak dâhiliye bölümüne kayıt yaptırdı. Tam zamanında bitirdi ve aynı yıl Anadolu’nun güzel bir ilçesine tayini çıktı. Ertesi yıl yeniden sınava girdi, bu kez üroloji uzmanlık bölümüne kayıt oldu. Bu dalı yarılamışken Adli Tıp dalında da uzmanlık eğitimine başladı ve hepsini zamanında bitirdi.

Adli Tıp uzmanlığını bitirdikten sonra da Antalya adli Tıp Başkanlığına tayin edildi. Bir yıl çalıştı. Bir bayram ziyareti için Ankara’ya gitmek üzere hava yollarından bir bilet satın aldı. İşte ne olduysa bu seyahatte oldu. Uçak Ankara Esenboğa Havalimanı’na inmek üzere iken düştü.

Müthiş bir can pazarı yaşandı. Doktor Saffet sağ çıkanların içinde idi. Ancak, vücudunda kırılmayan bir tane bile kemik kalmamıştı.

İki yıl hastanede yattı. Bir milyon civarında ameliyat oldu belki. Bütün kemiklerine demirler, platinler eklendi, takıldı. Her iki ayağında da demir protezler, omuzları farklı madenden, ellerindeki kemikler, kaburgaları ilaveli.. hepsi hemen bütün kemikleri böyleydi. İki yıl sonra demir adam olarak taburcu oldu hastaneden. İki yılda evde iyileşmeyi bekledi. Kazadan dört yıl sonra yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı demirden doktor. Yaklaşık dört buçuk yıl süren tedavi süresi içinde Türkiye ve dünya da yayınlanan dergiler, kitaplar ve sair ilmi yayınları takip ederek literatürden geri kalmamaya, öğrenmeye gayret etti. Beşinci yılını doldururken de çalışamaz raporu verildi ve malulen emekli edildi.

İthalat ve ihracat işlemleri yapmakta olan bir arkadaşının bürosuna sık sık giderek ekseriyet zamanını orada geçirirdi. Orada ticarete meyletti. Dünyanın pek çok yerinden dostlar edindi. Çin, Pakistan, İsrail, Arap Ülkeleri, Avrupa, Kanada.. pek çok devlette yeni insanlar tanıdı. Yeni akıllarla tınıştı. Sonra kendi bürosunu kurdu. Dünyada tanıdığı şirketler ve insanlarla iş ilişkileri geliştirdi. Bürosunun bir köşesine de bir paravan yerleştirdi, paravanın arkasına hasta muayene sedyesi kondurdu. Misafir ve ziyaretçilerini artık kendi bürosunda kabul ediyor, kitaplar okunuyor, sohbetler ediliyor, çaylar içiliyordu. Hastalıklı birini gördüğünde de paravanın arkasına çağırarak muayenesini yapar, reçetesini yazardı. Reçete bedelini ödeyemeyecek durumda olanların reçetesini, büro çalışanlarından birini göndererek bizzat yaptırırdı.

Doktor Saffet’i tanıdınız. Şimdi bir özelliğini daha öğreneceksiniz.

Efendim, Doktor Saffet muayene ettiği hastalarından mutlak surette vizite ücretini alırdı. Karşılığını almadan asla hasta bakmazdı. Ben birkaç sefer karşılaştım. Bir seferinde bürosunda sohbet ediyorken bir hastası geldi, paravanın arkasına geçerek yarım saat kadar muayene yaptı. Sonra reçetesini yazdı. Reçeteyi alabilecek durumu var mı, yok mu? Sordu. Sonra ver bakalım ücretimi dedi. Hasta elini cebine soktu, beş altı adet bozuk parayı uzattı doktora, doktor şöyle bakarak içinden bir on kuruş aldı Allah bereket versin dedi.

Başka bir zaman yine sohbet halindeydik. Telefonu çaldı. Konuşmalarından anlıyorum ki bir köyden arıyorlar. Ertesi günü gelmek istiyorlarmış. Müsait mi, değil mi? soruyorlar. Neyse müsait olduğunu, gelmelerini söyledi. “ücreti unutmayın ha..” dedi. Sonra “Yo yo, yağı yoğurdu boş ver, bir tane bazlama getir”. Dedi. Bizim doktorun vizitesi bu sefer ayni ücrete dönüşmüştü. Bana doğru dönerek “taze bazlama yapmışlar, şimdi olsaydı ne de güzel giderdi..” dedi.

Güzel Yurdumun, güzel insanları anlatmakla bitmiyor. Yeter ki bizler onları görmeye azmedelim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...