Ana içeriğe atla

Nedir, Nedendir?

Hareketsizce, susarak konuşurlardı. Aynı toprağa bakarak, aynı havayı soluyarak, aynı şekillerden süzülüp gelen şavkımanın taa ciğerlere oturan şevki ile… zamanın içinden diğer boyutlara evrilen ilmin, muhteşem çağırımlar yaptığı demlerde, konuşamamak, soramamak ne kelime… her bir hareket, her bir fısıltı ağaçlardan, derelerden, kuşlardan, böceklerden, dağlardan…  gelen. Asıl korkulacak olan Manayı İlahiyi öteleyip, anlamazlıktan gelmek olmalıdır.

Anlam bir anda anlamsızlığa bırakır yerini. Anlamsızlık, artık en büyük anlamlardan çalınmış pırlanta değeri kazanırken, yepyeni bulutsu kanatlarla ötelere, başka boyuttaki anlamlardan izler aramaya uçuşurlar. Gözler bile göremez dünyadan, dünyalıktan, duyumsama yok olur gider, his tamamen sönmüş kör olmuştur.

Böyle zamanlarda mısralar dökülür şairlerden, böyle zamanlarda müdürüne haydi bee diyerek çekip gider ayrılanlar, böyle zamanlarda unutur “eve ekmek götürmeyi”, böyle zamanlarda karşına çıkan cenazeye “nerden çıktı, ölen kim?” sorularını sorar. Böyle zamanlarda “ateşin yaktığını, suyun boğduğunu” unutur garibim, böyle zamanlarda “kuş olup gider” bulutların üstünden, sabah rüzgârı ile böyle zamanlarda selamlar gönderir…

Ya da tökezleyip düşer yere. Çırpınışlar kâr etmez, tutunacak bir el de yoktur. Son bir nefes, son bir çaba. Adam olduğunu fark ettiği anda, son nefesi ile bir dev misali gücünü toplar, ayağa kalkar. Dünyayı bile kaldırabilecek, nizamatı sağlayabilecek izanı ile ayakları üstündedir artık. Derme çatma, toplama, barakalar saray lezzetinde hizmetler sunar. “Her şey yerli yerinde”dir. Her şey yerine monte edilir. Başka baharlara seyahat vaki olanda, bulutlar çeğmelenir ormanlar üstüne. Yas vaktidir. Ney vaktidir. Cümbüş vaktidir.

***
Güneş doğmuş, epeyce yükselmiştir. Acele ile yapılan kahvaltı sonunda iş başı yapmak üzere evden çıkılır. Sokaklar kalabalık, trafik sıkışık, belediye otobüsleri tıklım tıklım, ter kokusu kısa da olsa yolculuk sırasında rahatsızlık verici, koşuşturmalar, bağırmalar, küfürler, asık suratlı telaşlı insanların hoyrat davranışları…

Gün başı, gün sonu.

Bir hayat böylece devam ede gidiyor du.

Yorumlar

  1. Çağımıza, günümüze etkili bir bakış, güzel bir niteleme.

    En güzeli ise yeni bir anlatım tarzı yeni bir üslup. Yazıyı etkili, güzel ve özgün yapıyor. Dilimize güzel bir katkı; "bir hayat böylece ede gidiyor du"

    YanıtlaSil
  2. "Bir hayat böylece devam ede gidiyor du"

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…