30 Kasım 2015 Pazartesi

Hariçten Gazel Okuma Hakkımı Kullanıyorum!,


Tartışmalara katkımız olmasını istememiz üzerine fikrimizi açıklamış ve toplanacak olağanüstü (seçimli) genel kurulda, Sayın Genel Başkan’ın aday olmamasını yazmıştık. O gün, bu gündür çok şeyler yazıldı çizildi. Sosyal medya sayfalarında çok sert tartışmalar yapıldı. Küfre, hakarete varan sözleri kabul etmemiz mümkün değil. Fikir belirtenlerin de, fikirlerine karşı tahammül gösterilmediğini tespit etmiş bulunuyoruz. Alışılmış suçlamalar ve hakaret cümleleriyle cevap verilmesi, her şeyden evvel Ülkücü Ahlaka yakışmaz. Konunun tarafları yumuşak ve anlaşılır bir tartışma ortamının yaratılmasından sorumludurlar. Rastlanması çok zor olan bu tartışma -meşveret- ortamından, hayırlı bir sonuç çıkarılmalıdır.

Problem, yalnızca Genel Başkan değildir. Çok boyutlu bir sebepler zinciriyle karşı karşıyayız. Zincirin her parçası paslanmış ve aşırı sürtünmeden birbirinden kopmak üzereler. Farkında olunması gereken şey, kardeşlik hukukunun unutulmaya yüz tutmasıdır. Asıl tehlike buradadır. Arkadaş-Ülküdaş olamayanların, yarın aynı yola nasıl çıkacakları tartışılır. Zincirin kopma noktasına gelmesinden, yönetim birinci derecede sorumludur. Eğer söylenildiği gibi muhalif hareketler, dış güçler, saray elemanları, provokatörler gibi içeri salınmış casuslar tarafından hareketlendiriliyorsa ve bunu da yönetim biliyorsa neden tedbir almadınız sorusuna da cevap verilmelidir.

Neyse konumuz bu değildi.

1 Kasım’dan itibaren Genel Kurul toplanması ve Genel Başkan’ın değiştirilmesi istenmektedir. Bu sesler, sorumluluğu olmayan, görev üstlenmeyenler tarafından sosyal medya sayfalarında sallanmaktadır. Haklı taraflarını yukarıda yazdık. Hiçbir itirazımız yok. Yönetimde değişiklikler olması, kansızlık çeken hastaya, taze kan verilmesi sonucunu doğurur. Yenilenen isimler ve resimler yeni fikirlerin gündeme gelmesini sağlar ve kadroya çalışma azmi pompalar.

Tartışmanın muhalifler tarafında bulunanlar, 1 Kasım yenilgisi üzerine oturttular savunmalarını. 7 Hazirana göre kaybedilen oylar ve milletvekilleri tartışmanın ana fikri. Bu yanlış bir yoldur. Yalnızca meclis aritmetiği ve alınan oyların eleştirilmesi hiçbir anlam ifade etmemektedir. Ortaya, siyasi çözümler dışında, fikri yapıdaki çürümeye, eğitim çalışmalarındaki eksikliğe, sıradan bir cemaatin bile sahip olduğu haber ajansları, televizyonlar filan dikkate alındığında medya dünyasındaki sıfır varlığımıza bile değinilmeden yapılan eleştiriler yok hükmündedir. Meydana gelen hadiselere, Cumhuriyet karşıtlığına, Atatürk mirasına, Türk ordusuna saldırılara zamanında ve gereği gibi karşı durulamamıştır. Yalnızca, Bahçeli ile olmaz, ben olsaydım şöyle olurdu gibi sözler ancak dinleyicileri güldürmektedir. Sosyolojik gelişmeler, konjonktürel değişimler, tarihi analiz eksiklikleri dikkate alınmadan yapılacak her eleştiri, eleştiriyi yapanın nakıslığına işaret olacak ve mevcut yönetimin görevde kalması gerekeceğini anlatacaktır.

Ortaya sürülen aday adaylarıyla olamayacağı anlaşılmıştır. Rakibin, en az mevcutlar kadar güçlü olmasını arz ederiz. Böyle gitmez, gitmemeli. Ancak bu adaylarla da olmaz. İstenen bu değildi.

“Ülkücülüğün siyaseten iflâsı ülkücülerin yüz ifadelerinden anlaşılıyor” cümlesiyle başlayan “Ülkücünün Hırsızlığı” başlıklı çok etkili eleştirel bir yazıya imza attı Ali Bademci. Harekete dışından destek verenlerden olduğumuzdan, Bademci’nin ileri sürdüğü olumsuz konulardan haberimiz yoktur. Ancak, sosyal medyada yazılan ve arkadaşlarına, Mersin’de olanlarla ilgili şikâyet babında bir ülkücünün mektubunu gördüğümüzde, ayniyle MHP Genel Merkezi Sekreterliğine E-Posta yoluyla göndermiştik ve iletimizin “FRM-381822 nolu form kayıt edildiği”ni bildirir geri bildirim gelmişti. Neler yapıldı bilmiyoruz. Sayın Tarihçi yazarımız Ali Bademci’nin yazdıkları yenilir-yutulur cinsinden değil. Bizim de merkeze bildirdiğimiz mektup, aynı yörede benzeri somut konuları dillendiriyordu. Eğer bir şey yapılmamışsa, yenilginin sebeplerini bu ve benzeri olayların altında arayalım.

Yazımıza devam ederken bir dosttan değerli bir mesaj geldi. Şöyle diyordu: “Mesele Bahçeli’nin gitmesi meselesi değildir. Asıl çözülmesi gereken mesele; Türk milliyetçilerinin yeniden aydınlanmayı yaşayabileceği veya yeniden şehirli bir harekete dönebilme meselesidir. Türk milletinin, Türkiye Cumhuriyetinin önünü açabilme meselesidir. MHP tabanı buna odaklanmalıdır.”

Önemli bir tespit. 80’lerin sloganlarıyla gelinecek yer, ancak körelme olurdu, nitekim öyle de oldu. Okumayan, araştırmayan, fikrini söylemeyen, tartışmalardan uzak kalan, sanat, edebiyat konularına adeta düşman, çözüm önerisi düşünemeyen, düşündüklerini açıklayamayan, sadece hatıralarını anlatarak ne büyük olduklarını hikâye edenlerin yapabilecekleri bir şey olamaz. Bilakis, sahip olunan mevcut ışığında kaybolmasına sebep olurlar. Bu durum ise, zamana göre yenilenen vizyonlarla tamir edilebilirdi. Tabana yüklenecek yeni hedeflerle sağlamlaştırılabilirdi. Erciyeslere son vererek değil, yeni Erciyesler inşa ederek başarılabilirdi. Yapılamadı. Yapamadık. Ve yenildik.

Şimdi ağlama, dövünme zamanı değildir. Türk-İslam medeniyetini inşa iddiasındaki Milliyetçi Hareket mensuplarının daha dikkatli, daha uyanık, daha azimli olma mecburiyetleri vardır. Ülkemiz dört yandan kuşatılmışlık yaşarken, düşman cepheler her gün artış kaydederken, derin ayrılık, derin çekememezlik, derin düşmanlık yapmak lüksümüz yoktur. Bir an evvel birlik sağlanarak, yapılması gerekenlerin tespiti ve sahaya tespit edilecek politikalarla yeniden ve ısrarla çıkılması zarurettir.

İtidal bunu gerektirir.

Ülkücülük bunu gerektirir.

Haydi, buyurun, iş sizin.

Tekrar hatırlatalım ki, çok az zamanınız var.



2 yorum:

  1. Mehmet Kınacı :
    "BU YAPIYLA GİTMEZ!!!"Gidiyor...Şimdilik musallada..Yarın toprak olacak....Ölü dirilmez...Bu yapı halinden mutlu...Mutluluktan uçuyor....Öteki seçime...Mevtaya fatiha okunacak...

    YanıtlaSil
  2. Ali Baykan :
    Ali Bademci'nin yazısı altına eklediğim yorum ;
    “…. Koray Aydın şimdi burada hakkında atıp tutanların onda dokuzunun yapamayacağını düşündüğüm bir şeyi yaptı ;
    “Benim üzerimden MHP yıpratılmak isteniyor, buna izin vermeyeceğim” dedi ve Türk siyaset tarihinde BİR İLK OLARAK hem bakanlıktan hem milletvekilliğinden istifa etti. Meclis Başkanlığı vekillikten istifasını geri çevirdi. Vekilliği bitince yüce divanda yargılandı.. Bu defa da Türk hukuk tarihinde BİR İLK OLARAK, yargılandığı davalarda 11 üyeli mahkemenin tüm üyelerinin iştiraki ile 11/0 beraat etti.. …”
    Yazının tamamı için : http://www.altayli.net/avukati-degilim.html

    YanıtlaSil