20 Kasım 2015 Cuma

Üçüncü ‘Merkez’in İnşası


Sağ – Sol çelişmesi, çatışması sosyolojik olarak yıllar evvel sona erdi. Tabi, sağ-sol söylemi sonlandıysa, artık -Merkez- palavrasının da (merkez sağ, merkez sol) sonlanması gerekmez mi? Yok, sen merkez değilsin, ben merkezim gibi aldatıcı savunmaların hiçbir anlamı kalmamıştır. Olmayan dairenin merkezinden bahis anlamsızdır. Orta sahayı sağlam ve kıvrak adamlarla tutan futbol takımı şampiyonluğa erişir. Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonluğu bu taktikle gelmişti. Olmayan ve yıkılmış merkezin tam ortasındaki kıvrak zekâlı adamlarıyla, olmayan merkezde top çevirerek, açığa düşürdüğü rakiplerine üstünlük sağlıyor. Yaptıkları bu. Yalan-yanlış cümlelerin içinde gizli olan, küresel çetelerin planlarını çaktırmadan halkın zihnine şırınga etmeyi çok iyi becerebiliyorlar. Dinleyiciler, iyi bir şey duydukları zannıyla hareket ediyorlar. Bilinmeyen kelimelerle kurulan anlaşılamayan cümlelerde bir keramet arıyor millet, dolayısıyla desteğini esirgemiyor. ‘İstikşafi’ kelimesini öğrenmek için 32 gün sabırla beklemiştik!

Politik üstünlük, sahaya sürülen fikirlerin çıktığı ağızların ve kabul edilebilir şahısların tekrarlarıyla elde edilebilir. Yoksa sağ da olsa, sol da olsa ileri sürülen fikirler, daima merkez kabul edilen bir saçmalığın içinde, medya baskısı ve kumpaslarla boğulacaktır. Nitekim alo-Fatih hattı hatırlardadır.

Yeni bir alan inşası için kolları sıvamalıdır derim. Her türlü oyuncunun görev alabileceği, herkese, her düşünceye açık yepyeni bir alan. Herkese açık tanımının içinde dikkat edilirse ‘meşveret’ vardır. Kararlar, tartışmalardan sonra alınır, raporlamalar yapıldıktan sonra da üyelerin tamamı, kendi malıymış hassasiyetiyle görevlerinin başına geçerler. Sonra koşuşturma, yorulma, çalışma, çalışma… Yeni alanın inşası, akılla, bilimle, düşünceyle kurulacaktır. Toplum kesimlerinin tamamının temsilcileri bu inşada görevli olacak, görevleri oranında da sorumluluk yükleneceklerdir. Zenginlerle - fakirler, akademisyenlerle – alaylılar, siyasilerle – sanatçılar, sağcılarla – solcular, işçilerle - işverenler aynı masanın etrafında, aynı ülkünün hedeflerinde birleşeceklerdir. İlle de bir isim verilmek gerekirse bu topluluğa insanı baş tacı eden, insan olmayı hedefleyen Milli Merkez denilebilir. Ayrıştırıcı değil birleştirici, bozguncu değil yapıcı, mikrop saçan değil tedavi edici bu merkez de, her talep edene iş, her isteyene bir görev vardır. Başkan, organizasyonun başarıyla çalışıp çalışmadığından sorumludur. Aksayan parçalara anında müdahale etmek başkanın asıl görevidir.

‘İnsanı merkeze almak’ bütün siyasetçilerin dilindedir, lakin ne söylediklerinin anlamını idrak etmişler, ne de söylediklerini başarmışlardır. İnsan hedeftir. İnsan asıldır. Zaten tüm bu bilinen âlemler İnsan içindir. Hedef olan insan asıldır. İnsanı merkeze alan siyasetler ise, alenidir, şeffaftır, ilmi gelişmelere paralel olarak esnektir. Hiçbir düşüncesini ideolojileştirmemiş, hiçbir ideolojik düşüncenin esiri olmamıştır. Özgür bir düşünce platformu oluşturulmuş, hürriyet sonsuzluk şerbeti tadında daima içilmektedir. ‘Milli merkez’, Hakikattir, hakikatin merkezidir. İnsanı merkeze almak tanımı kimi düşünüşlerde, insanın tanrılaştırılması anlamı yüklenilmiştir. Hakikat, Hakk’ı tanımaktır. Herkesin Hakk’ını vermektir, adalet ölçüsüyle. Yalandan, riyadan uzak, Hakk’ın gözetildiği ve korunduğu bir sistem… Tarihi hakikatlerden ders alan ama tarihe takılmayan, daima ileriyi, daima yüksekleri hedefleyen, aklı ve ilmi rehber edinen, ahlakı şiar, Kur’an’ı Kerim ahlakını rehber edinen, makul bir sistem. Bu sistemde yalancı tanrılara yer yoktur.

Allahuekber…

Toplumun, insanların; “herkes böyle yapıyor, ben de yapmalıyım anlayışı”ndan kurtarılması için alt yapının hazırlanması gerekiyor. Ahlaki bir tavırdır; siyaset, ticaret, esnaflık, zanaatkârlık.. ilh. Ahlakını yitirenin ne sözü dinlenir, ne kelam edilir, ne de selam verilir. Bu noktaya getirilmelidir toplum. Açlık, yoksulluk, çekilen ıstıraplar insanı asla doğruluktan, dürüstlükten geçirmemelidir. Bu anlayışa nasıl varılır? Çözülmesi gereken sorun da burasıdır. Elbette işin başı eğitimdir. Bu halde ise kim eğitecek sorusu gündeme gelir. Yumurta-tavuk çıkmazı gibi. Biz üç ayda kabak bile yetişmeyen zamanda, eğiticilerin okullardan mezun edilerek, öğretmen atamalarının yapıldığını biliriz, sonu ne oldu? Siyasetsizlik, sanatsızlık, eğitimsizlik, bilgisizlik, düşüncesizlik. Ehline bırakılmayan işlerden Allah’a sığınırız.

Birbirine güvenmeyenlerin oluşturduğu toplumlarda, ilim gelişmesi beklenemez. Güvenin olmadığı durumlarda düşünce de yoktur. Komşusuna güvenmeyen kişi, nasıl düşünecek, nasıl uyuyacak, nasıl dinlenecek? Ve bu kişiden ne gibi verimli üretimler beklenecek? Hayaldir. Güven duygusu kaliteli bir eğitim sistemi ile verilir ancak. Güven, imanın da gereğidir. Güven, kendini bilen insanın rahatı, huzuru ve sonsuz geleceğin imarı için vaz geçilmezidir.

Hiçbir zaman merkezin sahibi olmamakla birlikte, kolaylıkla söylenilen yalanlarla merkezi sahiplenenler, pragmatist, popülist, fırsatçı ve çıkarcı politikalar üreterek halk kesimlerinin desteğini arkalarına almaktadırlar. Öteden beri tartışılan, kömür-makarna torbaları, ayrılıkçı Kürt terör gruplarıyla yapılan müzakereler ve anlaşmalar ve çeşitli İslamî cemaatlerle yapılan ortaklıklar hep gösteriyor ki, faydacılık üstüne kurulan politikalar, nerede nasıl davranılacaksa öyle davranmayı ve uygulamaya geçirmeyi mümkün kılmaktadır. Söz konusu uygulamalar, bir milletin geleceğine ipotek koyma, hakkı olan maddi ve manevi değerleri, bilgisi ve izni olmadığı halde elinden alarak dağıtma gibi sonuçlar doğuracaktır. Ne olursa olsun iktidar koltuklarına yapışmak isteği, batak yolların milletin başına örülmesinden başka bir mana ifade etmemektedir.

‘Milli Merkez’, yalandan, dolandan uzak, faydacılık değil, milli menfaatler, insanlığın menfaati taraftarı olmalıdır. Halkın malını canını, ırzını, namusunu korumaya ant içmiş ehil eller vasıtasıyla emaneti idare eden manevi bir birlik olmalıdır.

Üçüncü merkez yönetim sistemi olarak Cumhuriyet’ten vaz geçemez. Atatürk ilke ve inkılaplarının bize öğrettiği, Cumhuriyet fazilettir özdeyişinin kapsadığı mana, üçüncü merkezin temel dayanağı olmalıdır. Cumhuriyetten taviz verilmezken, muktedirin hegomanya kurmasına da izin verilemez. Akıl ve ilmin ışığında, adil bir yönetim sisteminin kurulması, üçüncü merkezin temel düşüncesidir.

Otokratik ve diktatörlük eğilimlerinin önüne geçmek üzere, sağlam bir denetim sistemi kurulur ve merkezin kendi kendini denetlemesini sağlar. Yoldan sapmalar durumunda, uyarılar ilgilisine direkt olarak verilir ve yargı yolunun daima açık olması için gerekli yapı hazırlanır.

Medya sektöründe iş yapmak isteyenlerin medyanın dışında, sanayi, ticaret gibi işlerle meşgul olamayacağı, özellikle devlet işlerinden ihale alamayacakları sarih kanunlarla vaz edilir. Bu sisteme belli bir süre içinde geçilir. Yönetimden ayrılmakla, işi kâğıt üzerinde başkasına devretmekle değil, herhangi bir sektörde başka bir işle olunmayacağı açıklanır. Bağımsız medyaya sahip olmayan demokrasilerin, sonu diktatöryadır. İşi haber olan, haber üretecek, işi sanayi olan da sanayi üretimi yapacaktır.

Üçüncü Merkez, ‘Milli Merkez’ çalışmalarını derhal başlatıp, geniş bir kurultay toplanmalıdır. Yeni merkezin tanımı bir bildirge ile duyurulmalı ve alınacak kararlar, gecikmelere sebebiyet verilemeden hayata geçirilmelidir.

Allah, doğrularla birliktedir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...