Ana içeriğe atla

Niçin Susuyorsun?


Fikrini söylemekten korkan insanlarla nereye kadar gidebilirsiniz?

Niye konuşmuyorlar? Sorusuna şu tespitlerle cevap verilebilir:

1. Karşı taraf kazanırsa, önümü şimdiden kapatmayayım.

2. Kim kazanırsa kazansın, kazananın yanında olmak başarıyı getirir.

3. Bir şeyler düşünüyorum, lakin bu düşüncem çoğunluğun hoşuna gitmeyebilir, en iyisi bir-kaç gün daha beklemek.

4. Düşüncemi söylersem belki filanca arkadaşımın kalbi kırılır. Doğruları söylemek bana mı kalmış.

5. Belki de ben yanlış düşünüyorum.

6. Şu evin borçları bitsin hele…

7. İşsiz yeğenime bir iş bulana kadar susmalıyım.

8. Lider, teşkilat, doktrin eleştirilemez.

9. Amaan, bana mı kaldı vatanın hali, ne halleri varsa görsünler.


Maddeler çoğaltılabilir.

Aslında bu soruyu niye sorduğumuzu, düşünenler bulabilir. Suskun ve sorgulamayan toplumların hali içler acısıdır. Biat kültürü diyerek eleştirilen durum, tam da içinde bulunduğumuz hali anlatır.

Soru soramayan, fikrini açıklayamayanlar hodkâm ve geleceğini düşünen, biraz da hasut kişilerdir.

Nurlu gelecek, sorgulamalarla inşa edilir. Atalarını taklitle değil.


Yorumlar

  1. İlhan Yalçın :
    "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır." deriz, Hocamızın belirttiği gerekçelerle susarak, dilsiz şeytanlığa razı oluruz.
    Şahsiyetten de bahsetmekten geri kalmayız. Aferin bize (!)...

    YanıtlaSil
  2. Abdullah Mehricihan :
    Ruhunu kaybetmiş bir toplumdan bahis ediyoruz. Bir yazmıştım bir daha yazayım. İlmi siyaset menfii siyaset araştırılırsa ki zor o zaman fikri olarak olgunlaşmaya başlarız.

    YanıtlaSil
  3. Murat Alparslan Tekoğlu .

    Eleştirinin, tartışmanın olmadığı yerde gelişme, ilerleme olamaz. MHP liler siyaset anlayışlarını revize etmeli ve "dogma" haline getirdikleri bazı hurafe inanışları terkederek akıl, bilim ve ahlaki değerlerle donanmış, şahıs değil dava merkezli bir siyaset anlayışına geçmeliler.

    YanıtlaSil
  4. Savaş Keskin:
    Her şartta doğrular söylemek herkesin harcı olmalı

    YanıtlaSil
  5. CUMHUR BULUT:
    “Susmak Güzeldir…” Başlıklı bir yazı yazdı. Bu yazıyı bize cevap niteliğinde alıp, buraya kopyalıyorum. Müsaadeleriyle:
    “Sana bir şeyler söyleyeceğim ama aramızda kalsın, kimse bilmesin ve kimseye söyleme olur mu?

    “Susmak var ya susmak çok güzel bir şey!"

    Dadından yenmiyor!...

    Herkes avazı çıktı kadar bağırdığında sen susuyor; konuşmuyorsun ya işte o zaman muhteşem oluyor…

    Onların feryad-ı figan ettiği sırada sen, sessizlikle koyun koyuna yatıyorsun ya, harika oluyor…

    “Susmak” ne büyük bir nimet, ne büyük hak!

    Hani, “sessizlikte kurşun gibi yere çakılan suskular” dan bahsediyordu ya Kubilay Kavak…

    Gerçekten de öyleymiş; onların ithamlarına siz suskularla cevap veriyorsunuz ya nasıl da kurşun ağırlığı çöküyor üzerlerine, nasıl da çaresizleşiyorlar?...

    Fakat susmak çok güzel…

    Zaten dil belası baştanbaşa insanın kendine yaptığı büyük bir zulüm…

    Gazali’nin böyle bir kitabı olduğunu hatırlıyorum, evet evet “dil belası”…

    Tamam, tamam susuyorum, kızma hemen!

    Hem de biz hep susacağız…

    Tıpkı bize öğretildiği gibi…

    Ha, bir de şunu da anlatmadan geçemeyeceğim; Bir gün zamanın sahibi Büyük Veli Zâta (K.S.A.) sormuşlar: “Efendim siz hiç konuşmazsınız, çok az anlatırsınız, neden?”

    Hak ehli Zât şöyle cevap vermiş; “Siz bizim sustuğumuzdan bir şey anlamıyorsanız, konuştuğumuzdan hiçbir şey anlamazsınız!…” ve devam etmiş mübarek; “Bizden öncekiler her şeyi konuştu, anlattı, bize anlatacak bir şey kalmadı… Biz yapmanın derdindeyiz!”

    Bir siyasetçi büyüğüm de bir vakit şöyle nasihat etmişti ben abd-i acize; “siyasetçi konuştuklarından ziyade yaptıklarıyla temayüz etmelidir, hele hele basın önünde partisinin mahremiyetini zinhar konuşmamalıdır”…

    Ziya Paşa merhum da şöyle demişti zaten; “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde”…

    Pekiyi, biz ne zaman konuşacağız?

    Hiçbir zaman, evet evet hiçbir zaman!

    Neden? Çünkü bizim yapacak çok işimiz var…”

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…