27 Nisan 2014 Pazar

Dört Parmaklı BOP Politikası


O, hala kendini BOP eş başkanı sanıyor. Hala dört parmağıyla Ortadoğu’nun sultanı olduğunu belleklere kazımaya çalışıyor. Bitmiş, tükenmiş bir projenin sergerdeliğini yapmaya devam ediyor.

Soğuk savaş dönemi kapandıktan sonra, dünya liderliğinde tek başına istediğini yapmaya alışmış ABD politikaları sonunda, Rusya’nın Suriye ve Ukrayna (Kırım)’da dişini göstermesiyle yeni bir politik mecraya girilmiş bulunuyor, dengeler yeniden kuruluyor. Dünyanın tek liderliği döneminden kalma, neredeyse faşizan yöntem ve politikalara, Avrupa, Rusya, Çin ve Hindistan’dan karşılık geliyor. Özellikle Avrupa’nın, ABD’nin politik oyunlarından sıkıldığını ve kurtulmak gerektiğini üst düzey politikacıları ve namuslu entelektüelleri vasıtasıyla dillendirmeye başlandı. ‘Terörizmle savaş’ taktik çığırtkanlığı artık sökmez oldu. Bir yandan, Taliban’a karşı yürütülen savaşa benzer eylemleri, öte yandan aynı grubu farklı ülkelerde kullanma taktikleri, çelişkili politikaların gözlerden kaçmayacağı da gerçekti.

Sıkıştıkça basıncı yükselen ABD borç enerjisi, iç borçlarının da yükselmesi nedeniyle patlayınca, yeni bir savaş çıkarıp enerji boşaltılmasına girişilmesi ve bu sebepten suni bir bahar yaygarası çıkartılarak, Arap İslam ülkelerinde kargaşalıkların teşvik edilmesi, son olarak Suriye’de kayaya çarpmasıyla sonuçlandı. Dolayısıyla uydurulan BOP projesi sonlandırılmak zorunda kalındı. İşgal edilen Irak’ın boşaltılması sonrası, orada öngörülen bir Kürt Devletçiğinin kurulması sonucunu doğurmuşsa da, BOP ortaklığındaki uygulamanın çokta başarılı olduğunu söylemek zordur. Tamam, Irak üzerinde (tabii ki Suriye’de de) çeşitli grupların devlet kurma (veya özerk yönetim kurma) yollarında önemli mesafeler kat edilmiştir. Hatta sünni, şii, Türkmen, Kürt, Arap aşiretler arasında fitne yayılmış ve kanlı çarpışmalar (suikastlar) yaptırılarak bir başarı elde edilmiştir. Fakat asla istedikleri düzeyde bir devletleşme oluşumuna gidilememiştir. Bunun en önemli sebebi, düşman olarak tanımlanan Müslümanların, terörist oldukları tam olarak özellikle Avrupalılara anlatılamamış ve ikna edilememiş olmasıdır. Dolayısıyla Birleşmiş Milletler ve NATO’dan da istedikleri kararları üretememektedirler. Ancak, çıkartılan kargaşalar nedeniyle, ABD ve Avrupa’dan yapılan silah satışları toplamı ABD’de önemli rahatlamalara sebep olmuştur. Ayrı bir söyleyişle, İslam ülkelerinin petrol gelirleri ABD’ye intikal ettirilmiştir.

Şimdi, ABD dolayısıyla NATO’nun dikkatleri, Ukrayna ve Kırım’a çevrilmiştir. Çünkü onlar için lazım olan, iktidarlarının ve küresel sömürgeci siyasetlerinin devamını sağlayacak olan düşman, Rusya ve yöneticisi Putin olarak yeniden tanımlanmak üzeredir. Nitekim son günlerde Birleşmiş Milletler ve NATO’da üretilen kararlardan anlıyoruz ki, ABD ve Avrupa Rusya’ya karşı birleşmiş durumdalar.

Dönelim ülkemize.

Neredeyse son dört aydır, iç politikadaki akıl almaz kaygan zeminde yürümekteyiz. Ne yanı başımızdaki komşularımızla, ne de içerideki ekonomik-politik gelişmelerle ilgiliyiz. İktidar koltukta oturma süresini uzatma gayretlerindeyken, muhalefetimiz de önüne konan yolsuzluklar üzerinden politika geliştirmeye çalıştı. Alınan seçim sonuçlarına ise, anlaşılan o ki, yolsuzlukların üstünün örtülmesinin yolu açılmış oldu. Muhalefette önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçimleri için yeni bir politik yol belirleme imkânı buldu. Bütün partiler başarılı bir seçim dönemi geçirdiklerini söylemekteler. Bizler de kimin başarısız olduğunu henüz anlayabilmiş değiliz. Çünkü bir tarafın başarısı, diğerinin başarısızlığı olmalıydı. Bizde durum böyle değil, bütün partiler başarılı! Nasıl oluyorsa?

Ukrayna olayları ve Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesinin ardından, iç politika arenasına sıkışan Türkiye’nin durduğu yer, Batı’nın yanında olduğumuzu gösterebilmek adına, kuru bir “Ukrayna’nın toprak bütünlüğü”nden yana olmak söylemini geçemedi. İki - üç yıl kadar evvel Ortadoğu’da yıldızı parlayan Türkiye ve Başbakan’ının, kimi politika uygulamalarında irtifa kaybetmesi, Mısır’da güya İslami inanışlarının gereğinden hareketle, kuru kuruya İhvan tarafını savunması, Suriye’ye asker gönderme söylemlerine girişmesi ve muhaliflere silah-teçhizat tedariki konularında ABD ve Avrupa ile ters düşmesi, yıldızının sönmesine neden olmuşsa da, Tayyip Erdoğan’ın BOP eş başkanlığından ayrılmadığını ve bu politikaya sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteren, ve özellikle Mısır muhaliflerinin dört parmak işaretlerini kendi taraftarlarına belletmesi dışında bir politikasının kalamadığını göstermiştir.

Seçim çalışmaları döneminde Ak Parti 1. Yolsuzluk iddialarını unutturma yönünde propaganda yaparak amacına ulaştı. 2. Her zaman olduğu gibi,  dini söylemleri aralıksız kullanarak oy tabanının cehaletinden de istifade ederek, onların arkasında sağlam durmasını sağladı. 3. 11,5 Milyon olduğu söylenen yardım alanların, midelerine hitap etmeyi de ihmal etmedi. Bunların dışında, siyasi vaatleri bırakın, artık bitmiş, tükenmiş bir AKP’yi gördük meydanlarda. Propaganda mevsimi boyunca ağırlaşan, zehirleşen, çirkefleşen siyaset dilini maalesef balkon konuşmasında da sürdürdü Başbakan. Beklenen bu değildi oysa. Yabancı yorumcular için de balkon konuşması hayal kırıklığı yaratmıştır.

Ortadoğu’da sıfırlanan Tayyip Erdoğan, iç politikada da erimeye geçmiştir. Bundan sonra zirvenin dönüşüdür ki, Cumhurbaşkanlığı seçimleri sıfırlanmayı iyice anlatacaktır. Bu itibarla, bazı yandaş kalemler ve yorumcular, %45’lik oy cazibesi ile Tayyip Bey için Cumhurbaşkanlığı yolunun açıldığını söylemektedirler. Eğer dalkavuklara kulak asmaz, iyi düşünür ve meşveret aklı ile karar verirse Cumhurbaşkanlığı’na aday olmayacağını, yoluna Başbakanlıkta devam edeceğini tahmin edebiliriz.


Cumhurbaşkanlığı adaylığı, Tayyip Bey’in ve Ak Parti’nin bitişinin imzası olur.

2 yorum:

  1. Ali Kömürcü :
    Böyle aşağılayacığına doğru dürüst altarnatif bir fikrin olsun.... Yada şu lider daha doğru-gerçekçi düşüncelere sahip de...Kısacası ya hayır söyle yada böyle basit-ucuz laflar etme...
    Böyle aşağılayacığına doğru dürüst altarnatif bir fikrin olsun.... Yada şu lider daha doğru-gerçekçi düşüncelere sahip de...Kısacası ya hayır söyle yada böyle basit-ucuz laflar etme...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu, basit, aşağılayıcı, ucuz düşünceleri sıralasanız da nerede hata yaptığımızı anlasak sayın Ali Kömürcü, kısa cümleniz içindeki hakaretten daha ağır değil bizimkiler. Tavsiyemiz de şu olsun; Kendinizi yetiştirdiğiniz ortamların dışından birini okumaya koyulursanız, depresyonlar geçirirsiniz. en iyisi vazgeçiniz. Saygılarımla.

      Sil