3 Nisan 2014 Perşembe

Siyasi Kazanç


Dünyanın, dünyeviliğin gidişatında iki temel olgudan bahsedebiliriz. İlki, daha fazla zenginleşebilmek için, diğer tarafın sahip olduğu maddi değerleri daha fazlasıyla sahipliğe geçirme gayretleri, ikincisi, sahip olunan zenginliği şahsi (evlad-ü ayal de tabii ki) kullanıma arz ederken, diğerlerine asla göstermemek ve güvenmemek. Burada ‘ben’ ve ‘diğerleri’ söz konusudur. Diğerlerinden aktarılabilecekler ‘ben’in becerisine bırakılmıştır. Maddi güç onda olduğundan, en ileri zekâlara sahip insanları küçük menfaatlerle kendisine hizmette çalıştırır, amaçlarını gerçekleştirme yolunda, yapılan planların tahakkuk etmesi gayretinde hiçbir eksikliğe yer verilmeden var gücüyle diğerlerinden bilgi, para ve güç aktarımı yapılır. Dolayısıyla kendisi durmadan gücüne güç katar, yardımcıları ise maalesef diğerleridir.

Dünya zenginliği bir tarafın elinde birikirken, diğer taraf iyice zayıflamaktadır.

Zayıflayarak güç yitiren çoğunluk, gıptayı aşan hasetle, kıskançlıkla seyrederken elinde olmadan bir derin salgın hastalığın kollarına düşer. Bu salgın hastalık virüsünün başında, bencillik, tembellik, çıkarcılık, doyumsuz tüketim, sınırsız istek ve arzular gelir. Gelişen medya araçlarıyla modanın reklamlarla etkisinde kalan özellikle genç nüfus, geçici isteklere kapılarak kapitalist sistemin pompaladığı özgürlükler, amaçsız yaşamak, cinselliğin özendirilmesi, pembe hayaller, sonsuz tüketim gibi sahte cennetlerle kandırılarak avutulmaktadır. Bu durum, özellikle başta gençlerin ve toplumun tümüyle bir manevi krizin içinde olduğu ve psikolojik çöküntü yaşadığı sonucuna ulaştırması mümkündür. Dayatılan bu hayallere ne kadar kapılırsa (özellikle) gençlik, maddi değerlerin belli isimler elinde birikmesinin kolaylaştığı bilinmektedir.

Vahşi kapitalizm bize, son olarak neo liberalizm olarak görünmüştü. Gerçi, bazı sosyologlar ve felsefeciler tarafından, neo liberalizmin artık sonlandığı, devrini tamamladığı söylense de, bir sistemin girdiği ülkeden çıkışı ha deyince olmamaktadır. Önümüzdeki onlarca yıl bu baş belası ile mücadele içinde geçeceğini tahmin etmek zor değildir. Çünkü sistem çalışırken ya kendilerine uygun yollar kurmuşlar, ya da mevcut yolları, kendilerinin kazançlarını yükseltecek ve mal birikimini kendi hanelerinde yığılmasını mümkün kılacak kabiliyette şekillendirmişlerdir. Mesela, özelleştirmeler vasıtasıyla el değiştiren milletin ekonomik değerleri bu kabil işlemlere maruz kalmıştır. Mesela, çıkarılan kanunların belli grupların menfaatlerine uygun değiştirilmesi bu kabil işlerdendir. Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde, özelleştirmeler ve devlete ait fabrika, mal, arazi gibi değerlerin satılmasına devam edilmekte ve kapitalist ülkelerce desteklenmektedir. Gariptir ki, neo liberal politikaların uygulandığı ABD gibi büyük kapitalist ülkelerde bile, devletin ekonomik hayatta daha fazla yer almaya başladığı ve kendi sistemlerini (çoğunluğun zarara uğradığını gördüklerinden) terk etmeye başladıkları da gerçekliktir.

Gelişmiş süper güç sahibi devletlerin, sıkıntılı zamanlarında ortaya koyduğu ve uyguladığı, sömürgecilik mantıklarından zuhur eden, az gelişmiş ve geri kalmış ülkeleri sömürme programları, hemen tüketilecek ürünlerin, o ülkelerde üretilip ve derhal satılması yöntemidir. Böylece ülkelerine de taze para nakli yapılabilecektir. Kaldı ki, sermaye ihtiyacı içindeki ülkeler, sermaye sahiplerinin taleplerini itirazsız kabul etmekteler ve ilave vergiler, stopajlar, harçlar koyamamaktadırlar. Sermayenin geri gitmesine ise asla engel olamamaktadırlar. Ülkelerine gelen sermaye yatırıma döndükten kısa süre sonra fazlasıyla geri dönmekte ve fabrika çalıştığı sürece de, ülke kaynakları gelişmiş ülkelere akmaktadır.

Siyasi akıl; devletinin bekası, milletinin huzuru ve selameti için, geçmişten ders alarak geleceği öngörerek planlayan akıldır. Kısa vadeli siyasi kazançlar, siyaset adamının iktidarını kısa süreliğine de olsa sağlayabilir. Ancak, liberal süper devletlerin vazgeçtiği politikaları ısrarla uygulayan siyasetçilerin gelecekte yerlerinin olmadığını da not etmemiz lazımdır.

Aralıksız borçlanma, sebepsiz ve sınırsız denetimden yoksun yabancı yatırımların teşvik edilmesi, kamu emvalinin gereksiz ve değerini bulmayan fiyatlara satılarak, yandaşlarına ve küresel çetelere peşkeş çekilmesi, millet zenginliğinin iktidar hırsına talan edilmesi politikaları asla ve kat’a milletin tamamı tarafından tasvip görmeyecek ve uygulayıcıları bir gün gelecek lanetleneceklerdir.

Bir de, mutlak söylenmelidir ki, milletin tevdi ettiği iktidar asla bir başkasına devredilemez. Bunun, tamiri imkânsız sonuçlar doğurduğu anlaşılmış olmalıdır. İktidar ancak, iktidarı teslim edene iade edilir. Bunun yolu da, seçimlerdir.

Ve seçmen ihaneti asla unutmaz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...