21 Nisan 2014 Pazartesi

Maskeli Sohbet


Maskeler çoğu zaman gizlenmek için değil, gerçek yüzleri ifşa etmek içindir. Gerçek yüzleri anlayabilmek ve kimin kim olduğu ve kimin kim ile ne için iş tuttuğunu öğrenebilmek için sadece dikkatle bakmak ve görmeye çalışmak kâfidir. Maskeyi takanlar bilincinde olsa da olmasa da maskeler düşürülmek, ifşa edilmek, açıklanmak üzere imal edilirler. Bir var ki, maskelenenler, kendine bakışların odağının maske olacağının bilincindedir. Uyanıklar ise, asla maskeye değil, arkasındakine bakmayı yeğler. Gözün aldatıcı rengine değil, gözün içinden girerek taa derinliklerine, asıl görene odaklanmayı ister. Maskeyi parçalayarak, gizlediğinin ne veya kim olduğunu anlamaya çalışır. Maskeyi takanın da bilmediği budur. O, maskesinin ardında gizlendiğini, saklandığını sanır ve hayatını rahatça geçirdiğini düşünür. Maske bir özgürleşme aracıdır güya.

Çocukluktan bir türlü kurtulamayanları yüzlerine taktıkları kâğıttan maskelerinden tanırsınız. Maskelerinin ardında tek başlarına yaşarlar ve rahat olduklarını düşünürler. Kâğıttan maskeler bir çırpıda yırtılabilir oysa. Yani hiçbir işe yaramaz. Kurtarıcılığı ve koruyuculuğu sıfırdır.

Asıl maskeler, görünmesi ve anlaşılması zor olan, görebilmek için dikkat isteyen soyut yapılardır. Kişinin rengi, boyandığı boyanın rengine dönüşür. Neyzen Tevfik Bebek sahilinde davetli olduğu bir yalıya giderken, bir ayakkabı boyacısı çocuk –boyayalım abi. Diyerek seslenir. –Sen iyi boyacı mısın evlat. Der Neyzen. –Evet. Der çocuk, iyi boyacıyım. Çocuğa doğru eğilir ve -Öyleyse yüzümü boya der Neyzen. Ve yüzünü bir güzel boyatır. Derken, davetli olduğu evin kapısını çalar. Kapı açılır ve ev sahibi, boyalı Neyzen’i görünce şaşırır. Neyzen muhteşem sözünü söyler: -Merak etmeyin, yıkayınca çıkar. Çıkmayan boya ile boyananlara inat, sözünü esirgemez Neyzen Baba. Maskeli gezenlere, maskelerinin ardına gizlenmişlere inat, çıkan boya ile boyatmıştır yüzünü. Zenginliği, fabrikası, yalısı, katı, atı, devlet kademelerindeki makamı, mekteplerde aldığı diplomaları, işleri, arkadaşları kısaca statüleri maskedir insanlar için ve çıkmayan boyalarla boyanmışlar ve ruhlarına kadar işlemiştir. Boyaları zamanla huyları olur ve ömürlerinin sonuna kadar huylarıyla birlikte yaşayacaklardır. Güzel sözümüzü hatırlayalım. “Can çıkar huy çıkmaz.”

Tamir edilmesi gerekenler huylardır. Çeşitli boyalarla renklendirilmiş maskelerin yırtılıp atılması insan olmanın ve insanlığın gereğidir.

Neo-liberal görüşlerini anlatırken, devleti aşağılama, devlet gücünü eleştirme adına, günümüzde de örneğini yaşayarak gördüğümüz, bir hakikati istemeden de olsa tarif eder Mustafa Erdoğan: “Yargının kurumsal olarak bağımsızlığını sağlayan kurumlar yargıçların devlet karşısında tarafsız davranmalarını temine çoğu zaman yetmez. Hatta kimi zaman kurumsal bağımsızlık, günümüz Türkiye’sinde sıkça olduğu gibi, cari rejimden yana bir tarafgirliğin maskesi haline dönüşebilir. Esasen bu, ideolojik devletlerde olağan bir durumdur. Bu gibi devletlerde yargıçların kendilerini hukukun evrensel amaçları olan adalet, özgürlük ve toplumsal barış ilkelerinden çok cari rejimin ideolojik tercihlerini korumakla görevli saymaları genel bir eğilimdir.  Bu da hukuku gündelik politikanın basit bir aracı haline getirir.” (Mustafa Erdoğan, 17.7.2007, Zaman). Önemli iki nokta vardır bu cümlede: ilki, devletin idelojik devlet yapısına dönüşmesi. On yıl boyunca, ideolojik devlete dönüşmesinde kendisinin de katkısının olduğu devlet yapısı. Dini söylemlerle maskelenmiş, ne idiğü belirsiz bir ideolojinin devlete hâkim olması. Birlikte başardılar. İkincisi, yargıçların cari rejimin bekçileri durumuna gelmesi. Yargıladığı konu ve kişilere karşı kör olması gereken yargıç, adeta yüzüne rejimi yönetenlerin maskesini takması. Yazılı kanunlar, yılların biriktirdiği teamüller bir hiç oluverir. Hukuk rafa kalkar, vicdan ruhsuzlaşır, rejim yöneticisinin ağzından çıkan kanun olur. Ergenekon, Balyoz yargılamalarında ve Deniz Feneri soruşturmalarında örneği görülmüştür.

 “İnsanı insan yapan değerler elden giderken, beyne ve algıya bunun özgürlük, demokrasi, zenginlik olduğu yazılıyor. Özgürlük maskesiyle bütün yaşam kaynakları ve özgürlük alanları elden giderken, beyni uyuşturulmuş seyrediyor. Akıl tutulması işte bu! Her çeşit göz boyama ve aldatma sonucu dostu düşman, düşmanı da dost görmeye başlıyor.” (Nurullah Aydın, haberiniz com tr)

Rahmetli Ömer Lütfü Mete’nin dilimize kazandırdığı bir tanım “müzmin sevindirik”. ‘Sevindirik olmak’ şeklinde milletimizin kullandığı tanımdan hareketle söyler; “Müzmin sevindirik kişi varsın kendisini samimiyetle ‘sade Allah rızası için çalışan biri’ olarak tanımlasın; gerçekte makamına taptığını bile algılayamaz hale gelir. Bu o kadar ince bir tırmanışla yaşanır ki, insan Firavunlaştığını hissedemez bile. Çünkü o çok erkenden, hatta henüz ikbal uzaklarda iken adım adım ‘koltuk kulu’ olma yoluna girmiştir.” (Ömer Lütfü Mete, 30 Mayıs 2005, Sabah)

Yüksek mektepleri bitirmiş, akademik unvanların tamamını toplamış bir hayırseverin son öğütlerine kulak verelim: “Her gördüğünüze kanmayın, her işittiğinize inanmayın. İtidali ve ihtiyatı bir tarafa atmayın. Az ama öz konuşanlara dikkat edin.”

Bize düşen görev; doğal ortamda yaşamak, doğal olmak, samimi, maskesiz yaşamak…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...