Ana içeriğe atla

Tayyip Bey Kime Güveniyor?


PKK (BDP)’yi unuttuk: özellikle 17 Aralık soruşturmaları sonunda ortaya çıkan belgeler PKK’yı 4 ay boyunca unutturdu.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri aleve sarınca, bir-kaç gün evvel iktidar partisinin %43’lük oyuna bakarak, seçilemeyeceğini filan düşünenlerimiz (ben de içindeyim) oldu.

PKK’yı unutmuşuz. Nasıl ki, Güney Doğu’da özerklik ilanına hazırlandıklarını söylemişlerdi, nasıl ki, İstanbul’da bölebildiği kadar oyları bölmüştü, nasıl ki, İsyan çıkartırım kabadayılığını hoyratça dillendirmişti…

Hep cesaret aldıkları yer elbette Tayyip Bey’di. Bunun adını da, barış, özgürlükler, insan hakları koymuşlardı.

Şimdi puslar dağılıyor artık. PKK’nın Tayyip Bey’i destekleyeceği aşikâr oldu.

Peki, karşılığı ne?

Ve bu oyun nasıl bozulacaktır?

%43’lük AKP oyları içinde: İstanbul, Ankara, Antalya, İzmir, Urfa, Ağrı, Erzincan.. gibi illerde özellikle MHP’den giden oylar da var. Sair partilerin de verdikleri oyları hesaba katarsak ki, bu oyların toplamı %7’yi aşmaz ise durum kötü. PKK desteği ile Tayyip Bey seçilir.

Ben %43’lük oylardan iskontolarımı yaptığım zaman %40’a ulaşıyorum. Bu oran Tayyip Bey’i Cumhurbaşkanı yapamaz.

Öyleyse neye güveniyorlar?

Biz neyi atlıyoruz?

Öyle kesin konuşuyorlar ki (dün M.Ali Şahin gibi) Cumhurbaşkanlığı çantada keklik adeta.

Evet.

Ülkücü oyları alabileceklerine, 12 Eylül 2010’un yeniden tekerrür edeceğine inanıyorlar. Bunun alt yapısını hazırlamakla meşguller.

Başarabilirler mi?

Bendeniz başaramazlar diyemiyorum. Salakça oy kullananlar olduğu sürece, bence önlerinde mani yok.

Problem biz de.

Kandırılacaklar sınıfında olan bizleriz.

Ne diyelim?

Allah ferasetlerini açık bulundursun. Tuzağa düşenleri uyandırsın.

Amin.



Yorumlar

  1. Mehmetvelit Yurt:
    Feraset zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamak melekesi demektir.

    Feraset iki türlüdür. Biri bir nevi ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. Diğeri bir kazanma eseridir ki, muhtelif tabiatlara vakıf olmak sebebiyle meydana gelir.

    Ferasetin zıddı ahmaklıktır, zekadan mahrumiyettir. Ferasetli kimselerin huzurlarında uyanık bulunmalı, edebe, fazilete aykırı şeylerden kaçınmalıdır. “Müminin ferasetinden sakınınız. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” buyurulmuştur. (Tirmizi, Taberani)

    Kaynak: Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…