Ana içeriğe atla

Uluslararası İstihbaratı Okuma veya Okuyamama-III

İsrail yetkililerinin Fidan hakkında ‘İran dostu’ suçlaması yapmaları aslında kendilerinin ve ABD’nin İran dostu olduklarını kapama çabalarından başkası olamaz. İran’a mecburdurlar çünkü ABD’nin içine düştüğü ekonomik krizden çıkmasının yolu (ve hatta tek yolu) İran altınları (ve İran’ın kullanma ihtimali olan altınlar) olarak görülüyor. Nitekim yeni seçilen Cumhurbaşkanı’nın ılımlı yaklaşması ile ABD-İran dostluğu pekişmiş ve açık olarak görüşmeler başlamıştır.

Irak’ın Kuzeyinde oluşturulan Kürt devleti ile ilişkileri de Hakan Fidan’ın yürüttüğü bilinmektedir. İsral’in Kuzey Irak’ı kendi ülkesi gibi gördüğü de bir gerçektir. Irak merkezi yönetimiyle çıkan petrol gelirleri krizi de, Türkiye’nin işin içine girmesiyle bir nebze düzeltilmiş oldu. Ancak, Kuzey Irak petrollerinin Akdeniz’e getirilmesi ve tankerlerle ABD’ye taşınması işi nasıl gerçekleştirilecektir? Bu noktada Mersin gündeme geliyor. PKK terör örgütünün Mersin’de yaptığı sokak eylemleri ve yandaşlarının Mersin’e yerleştirilmesi, aslında ABD’nin Kuzey Irak Petrolleri politikasının bir sonucudur(Bu noktada, ne olursa olsun, mahalli idareler seçiminin BDP ve AKP’ye kaptırılmaması büyük önemi haizdir.) görülüyor ki, her ne istenilmişse ABD tarafından şak diye yapılmıştır Türkiye tarafından.

Geçenlerde, Wall Street Journal gazetesinde bir haber yorum yazılır.

Tartışmalar da buradan çıkar Türkiye’de. Kimi Hakan Fidan’ın hedef gösterildiği, kimi Fidan üzerinden Başbakan’ın tehdit edildiğini filan yazdılar. Neo-Conlar’ın gazetesi olarak bilinir gazete. Elbette yazarları da onlardandır. ABD siyasetinin bildirimlerinin yapıldığı, gerektiğinde atanması istenen kişilerin, görevden alınmasını istedikleri kişilerin dikte ettirildiği gazetedir burası. Gazete yazısında “Fidan’ın Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla birlikte Türkiye’nin başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki politikasının en önemli mimarlarından olduğu söylendi.” Bir şeylerin istenmediği şekilde gittiği anlaşılıyor ve birilerini günah keçisi durumuna düşürerek, kendi istekleri yöne itelemek çabaları vardır diyerek okumaktayız.

Kaldı ki, aynı yazıda İran’dan Kasım Süleymani ve Suudi Arabistan’dan Prens Bender Bin Sultan’dan da bahsedilerek “ABD’nin bölgede bıraktığı boşluğu bu üç isim tarafından doldurulduğu”vurgulanmıştır. Özellikle, Prens Bender hakkında Hüsnü Mahalli, Yurt Gazetesi’nde 8 ağustos 2013 tarihinde ‘Bender’ isimli yazdığı makalede, adı geçenin nasıl ve nerelerde yetiştirildiği, karakteri, ne amaçla Suudi Arabistan’a gönderildiği, yaptığı işleri hakkında etraflıca bilgi vermektedir. MİT Başkanı ile adı geçenin aynı yazıda değerlendirilmesi ise bizce talihsizlik olsa da enteresan bir durumdur. Belki de bize, aynı amaçlar için yetiştirilmiş üç kişiden bahsediyorlar.

Asıl olarak bu yazı hakkında; hem PKK’ya verilen sözlerin yerine getirilmesi ve hem de Suriye-Ortadoğu politikalarının gözden geçirilmesi konularında, Türkiye ve Başbakan’ının dikkatlerinin çekilmek istendiği siyasi bir değerlendirme ve veya Beyaz Saray’ın dikte ettirdikleridir diyebiliriz. Nitekim, Amerikan gazetesinde çıkan yazıdan sonra Irak Dış İşleri Bakanı Hoşyar Zebari şu mesajı verdi: “PKK, Türk Devleti’nin bazı isteklerini yerine getirmiştir. Çatışmalar durmuş ve bir kısım silahlı birliklerini sınır dışına çıkarmıştır. Şimdi top Türkiye’nin sahasındadır.” Böyledir, mesajlarını dört bir yandan dayatmaktadır ABD derin (Neo-Con) devleti!..

Hiçbir önemi olmayan, sıradan bir değerlendirme olarak görüyoruz.

Anlaşılmış olmalıdır ki, açık istihbarat kaynaklarından elde edilen fikirler (bilgiler) her ne kadar işlenerek bize kadar ulaşıyorsa da, artık bizim için ham bilgidir ve kendimiz ve görüşlerimiz doğrultusunda, yeniden işlenilmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Verilen haber, yapılan yorum, gazetenin manşeti görüldüğü kadar değildir. Altındaki meram edilenleri çıkartıp, anlama ve değerlendirme faaliyetinden sonra kullanmalıyız.
(Bitti, Şimdilik.)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…