4 Kasım 2013 Pazartesi

Uluslararası İstihbaratı Okuma veya Okuyamama-I

CHP Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç 19 Eylül 2012 tarihli gazetelere intikal eden değerlendirmesinde şöyle açıklamıştı: “PKK’ya federal devlet sözü verildi”.

Gerisi laf-ü güzaf.

Verilen hedefe doğru, ne derece ilerleme kaydediliyor, hangi aşamaya gelinmiş? Şimdi bizim bakacağımız yer, İncelenecek nokta burasıdır.

Başbakan açıklamıştı: MİT Müsteşarı kendisi adına görüşmeleri götüren kişidir.

Artık görüşme ve müzakere adımlarında sona gelinmiş ve icraat safhasına düşülmüştür. Bu aşamada, adına ‘demokratik’ denilen paketler peş peşe sıralanmış ve fakat beklenilen sonuncusu açıklanmakta gecikilmişti. Kandil civarlarından bir ses, “Demokratikleşme paketi açıklanmazsa militanların geri çekilmesinin durdurulacağını” açıklaması üzerine her ne hikmetse hemen ertesi günü AKP teşkilatında uzun süren bir toplantı yapılmış ve ‘paketin’ 30 Eylül’de açıklanacağı ilan edilmişti, başkalarının sözünün üzerine iş yapmadıklarını da açıklamakta beis görmeden. Bildirilen vakitteki alayı vala ile yapılan açıklama ile ‘demokratikleştik’. Ne var ki, önümüzde aşılması gereken üç büyük seçim sandığı vardı. Mahalli idareler seçimleri de iyice yaklaşmıştı. ‘Verilen söz’ le ilgili tek bir cümle bile yoktu pakette.

Neler oluyordu?

Yönetiminde bulunduğu ve kendisinin alışkın olduğu ‘Eşbaşkanlık’ı, siyasi literatüre taşımasına ve ortaklarının da fiilen kullanmalarına karşılık bu sistemin siyasete getirilmesi onları tatmin etmedi. Anadilde eğitimin özel okullarda önünün açılması da tatminkâr değildi. Açıklanan pakette Türk düşmanlığının öne çıkartılması filan onları tatminden uzaktı.

Şimdi dönelim biraz geriye, Müsteşar Fidan’ın Savcılık tarafından ifadeye çağrıldığı günlere.

Yandaş sıfatıyla adlandırılan yazar-çizerler o günlerde Fidan’ın ifadeye çağrılmasının MİT içine sızan CIA ve Mossad ajanlarının marifeti olduğunu işlemişlerdi. (O tarihli Hüseyin Gülerce, Şamil Tayyar yazıları) Yani, MİT içine sızan yabancı ajanlar var. Bu bir sır değil ki, bilinen bir gerçek. Kaldı ki, sızma kelimesiyle anlatılmasına gerek yok, yabancı ajanların bulunmasının yasal alt yapısı var. Son kurulan istihbarat merkezi ana kurumu olarak tasarlanan ‘Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’nın görevleri hakkındaki kanunun 13. Maddesi ikinci fıkrasındaki “Yabancı uzman çalıştırabilir”hükmü ne anlatıyor dersiniz? Yabancı uzman, içine gönüllü sokulan ajan demektir. “Yabancı ajanların 3000 civarında” olduğunu vurgulayan Konya Milletvekili Atilla Kart’ın sorusuna, ilgili Bakan Beşir Atalay “Ben de bilmiyorum” demiş (Kaht-ı rical).

PKK görüşmelerinin yürütülmesinde Başbakan adına tek yetkili Müsteşar olunca, şimşeklerin onun üzerine veya üzerinden parlaması kadar tabii bir sonuç olamaz.

Aslı Aydıntaşbaş Milliyet’teki 27 Mayıs 2010 tarihli yazısında şu satırları yazıyordu: “TSK’da 15 yıl astsubay olarak görev yaptıktan sonra 2002’de Abdullah Gül tarafından keşfedilmiş ve TİKA başkanlığına getirilmişti.” Diyor. Keşfedilmiş! Yani bir anda bulunuvermiş, ölesiye destek verdiği hükumetin faaliyetlerinden (atamalarından) birine.

Fidan’ın özgeçmişinde yazılı şu satırları da okuyalım: “Almanya’da bulunan NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekât Başkanlığı’nda yurtdışı görevde bulunmuştur. Bu dönemde, University of Maryland University College’dan Siyaset ve Yönetim Bilimi dalında lisans dereceleri..”

Şimdi rahatlıkla, Abdullah Gül tarafından bir anda keşfedildiğini söylemek değil, Gül’e bizatihi teklif edildiğini düşünebiliriz. Eğitiminin kökeninde NATO var çünkü. Yüksek lisansı ve hazırladığı tezde dikkate alındığında, MİT için özellikle yetiştirilmiş bir hali var.

Neyse, Allah yolunu açık etsin, konumuz burası değil.
(Devam edecek)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...