11 Kasım 2013 Pazartesi

Politika, Politikacı, Nutuk iradı!

Beşar Esad düşmanlığının başlatılmasıyla, ‘Gezi’ protestocularına polis saldırısının yapılması arasında aynı telaş ve acelecilik etkisi görülmektedir. Mursi’ye yapılan darbe ile Gezi eylemlerinin kendisine yapılacak muhtemel bir darbenin aynısı olduğunun düşünülmesinde de aynı telaş ve aceleciliğinin varlığını düşünmekteyiz.

Kendilerini korumak ve yerlerini sağlamlaştırmak adımlarından başka bir şey değildir.

Mursi üzerinde ısrarla durulmasının sebebini de, AKP’nin iktidara gelmesi hikâyesi ile Mursi’nin iktidara gelmesinin benzeşmesinden anlıyoruz. Bir farkla, Mursi’yi askeri darbe yardımıyla, AKP’yi sandık darbesiyle getirdiler.

Bir de şunu anlayamıyorum. Mursi’nin geliş hikâyesinin darbe yardımıyla olduğunu hiç konuşmuyorlar.

Kendileri (veya yandaşları) iktidar olursa darbe iyidir, ellerinden iktidar alınınca darbe öcüdür.

***

Erdoğan’ın önünde, Saddam, Mübarek örnekleri var. Onların geçmişini inceleyerek varacağı kararın özeti, Avrupalı dostlarının ve stratejik ortak ABD’nin onlara neler yaptığının anlaşılması olacaktır. Karar ne olursa olsun, Saddam ve Mübarek iliştirilmiş liderlik için acı örneklerdir. Dik durmak tabiri belki bir müddet daha kendisini tahkim ederek koltuğunu sağlamlaştırmış olacak, fakat dik durmayı dikleşmek şeklinde anlayan dostları için, kendini anlatma fırsatları heba edilmiş olacak. İki örneğin sonucu, ağzıma bile almam ki, isteyeyim. Ülkemizde yaşanmamış olsun, yaşanamaz olsun dilerim. Ders almak isteyene çok üstün dersler çıkartılır. Danışmanlarının sözünü dinlemediği sürece, hatta onların görevlerini sonlandırdığı zaman rahata ereceğini garanti edebiliriz. Çünkü yanlış bilgi veriyorlar, yanlış yönlendiriyorlar. İki hastadan bir sağlam çıkartamazsınız. İki hastaya ancak, birden fazla doktorlar grubunun müdahalesi gerekir ki, salaha kavuşsun.

Nedir şu, “%50’yi zor tutuyorum” tehdidi? Şimdilik bu oran bana yeter, bu oran beni bir dört yıl daha koltukta tutar, gerisi Allah Kerim. Var mı başka bir izahat? ‘Çöpe atılmak’ veya ‘deliğe süpürülmekten’ korkuyorlar. Kim ister ki? Bu tehlikelerden kurtulmanın yolunu %50’yi ileri sürerek buluyorlar. Yanılıyorsunuz. O %50’yi nasıl tuttuğunuz âlemin dilindedir. Sizden önce de o %50 kimlere nasıl destek vermiş ve onların peşinden nasıl gözyaşı dökmüştü hatırlarız. En küçük rüzgârlarda bile tarafını bir anda değiştirebilen bu 50’lik güç, sizi de bir anda bırakabilir bir zayıf tabiyettedir unutulmasın. Demokrasilerde hiç güvenilmeyecek tek güç, oy verenlerin çoğunluğudur. Onlar rüzgârın estiği yöne göre tercih kullanırlar.

***

Bir türlü beceremediğim öğüt:
Az ye, az uyu, az konuş.

***

Politikacılarımızın başına gelenlerde, çok konuşmalarının etkileri incelenmelidir. Bir-kaç kişiyi toplu olarak gördüklerinde, konu ne olursa olsun, hangi his ve düşüncede olurlarsa olsunlar maşallah hemen başlarla konuşmaya. Sonra da gaflar, dil sürçmeleri, amacını aşan cümleler, ertesi gün düzeltilen sözler, hep yanlış anlayanların başkaları olduğunun dikkatlice anlatılması, kendilerinin daima iyi, doğru, düzgün laflar ettiğinin vurgulanması… zırva tevil götürmez dense de, bizimkiler anlamsız ve zamansız konuşmalarına devam ederler. Hem de her gün birden fazla yerde ve birden fazla konu hakkında.

Besbelli ki, bülbülün çektiği dili belası.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...