Ana içeriğe atla

Ayrılık Şarkısı En Hüzünlüsü idi

Ertuğrul Özkök başlattı tartışmayı ilk, 6.07.2010 tarihli yazısıyla. Cumhuriyet gazetesinden Orhan Bursalı “ayrılma kozunu, Türklerin ve Kürtlerin önüne koyalım” diyesiymiş. Bu cümleden cesaretle özkök, “Türk’lerle Kürt’ler birlikte yaşamak zorunda mıdır?” şeklinde soruyor.

Salih Tuna 8 Temmuz’da “Kürtlerden ayrılsak mı yoksa imha etsek mi?” başlığı ile Özkök ile dalga geçer gibiydi. Ancak, Türk’lerle Kürt’ler arasına “sahte para” sokulduğunu, aslında işin temelinin “sahte para” mesabesindeki “ulus devlet” olduğunu, yok sayma, inkar etme, asimile etmenin bunun sonucu olduğunu”…(ne kadar tehlikeli sözler, ispat etme kendi yükümlülüğü)

Şair Yavuz Bülent Bakiler de karıştı bu tartışmaya; “Türk’lerle kürt’ler bir arada yaşasınlar mı, yaşamasınlar mı? bu üstü kapalı bir cümle, bu ifadenin Türkçesi şöyle: Türkiye’yi ikiye bölelim mi, bölmeyelim mi? bu soruya dışarıdan katılanlar,-hatta stratejik ortağımızın da- “kesinlikle ikiye, üçe, dörde bölünsün demekteler, bu devletler Anadoluyu yeniden Anatoliya haline getirmek, Türk’ü de, Kürt’ü de Anatoliyadan söküp atmak için böyle istemektedirler.” Ermenilerin taleplerini, kuzey ıraktaki oluşumu da anlatarak Anadolumuzun doğusunun parça parça edilerek yağmalanacığını, elimizde hiç bir şeyin kalmayacağını… anlatıyordu. (Türkiye/11 temmuz)

Atılgan Bayar, kendilerine uyduruk ‘Beyaz Türkler’ diyen kesimin bu soruyu sorduğunu, “o ‘Çakma Beyaz Türkler’ in (Kürtlerden falan değil; Kürt’ü feda ettiği zaman Türklüğünden kaybedeceğini bilen bu milletten ayrılmak istiyor olabilir ancak” diyerek konuyu farklı bir ortama sürüklemiştir.(Akşam,12 Temmuz) Daha sonraki günde yazdığı yazıda da “Bölünmek istemeyen Türk’tür” diyerek görüşünü perçinlemiştir.

Cumhuriyet Gazetesi “Biz ayrılamayız” (BDP’lilerin ağzından) manşetini atınca E.Özkök; o zaman ben de aynı soruyu tekrarlayayım; -Öyleyse askerimiz, polisimiz neden hala öldürülüyor? Neden hala çöp tenekelerine, otobüs duraklarına, alış veriş merkezlerine bombalar konuyor, sivil insanlar katlediliyor?(Hürriyet/14 Temmuz) Dağdaki “Kimyasal Ali’lere” bunu kim söyleyecek? Hasip Kaplan değil mi? Sırrı Sakık, Ahmet Türk, Leyla Zana, partinin başkanı, yöneticileri...Bana yüklenmek, Hitler, Miloseviç demek yerine, bir zahmet gidip o dağdakilere buradaki havayı anlatsanız.Cumhuriyet Gazetesi’ne söylediklerinizi, aynen dağdakilere de tekrarlasanız. Çok iyi olur. (Haksız mı Özkök?)

Yeniçağ Gazetesi de “milletimizin birliğini koruyup, yüceltelim” başlıklı bir bildiri ile kampanya başlattı. (Yeniçağ/12 Temmuz)

Nihat Genç,” iç savaş” konulu bir makale kaleme alarak; “cahilce densizce şeytanca ‘ayrılık’ konuşanlar” ı düşünmeye davet ederek, “iç savaşlar bitmez, iç savaşlar kanı intikamı nefreti sonsuz kılıp tarafları ebediyen ayrıştırır.”…”Ha gayret ülkemin aydınları, bakalım hangi şehirleri ortadan ayıracaksınız.” Diyerek, ayrılmayı tartışanları uyarmak istemiştir. “Ülkesinin haritasını tartışmak kimsenin haddine değildir, değil aydınlar, Silahlı Kuvvetler’i dahi , Meclis’i dahi ülke haritasını tartışma hakkı yoktur, ülke haritasını sadece ‘muzaffer ordular’ tartışır,bir gün Allah göstermesin sizi topyekün yenip teslim alırlar ve haritanızı getirip masaya koyar kesip biçerler.” (Odatv)

Ergun Babahan “bölünmeyi tartışmak E.Özkök gibi Türklerin hakkı olduğunu fakat, aynı hakkın Kürtlere de tanınmak gerektiğini, mesela ‘Abdullah öcalan’a yönelik kullandıkları Bölücübaşı sıfatından vazgeçmeleri gerekir. Aksi takdirde aynı sıfat kendi isimlerinin önüne gelebilir” diyerek, ayrılmayı tartışmanın yetmeyeceğini söylemiştir. (Star/10 Temmuz)

12 Temmuz’da Cumhuriyet, Hasip Kaplan’ın sözünü manşete taşımıştı “Türkiye'de tartışılmayacak bir şey varsa o da bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür.”
“Benim iki çocuğum var, birini Şırnak'a, birini de Kırklareli'ne mi bırakacak?”
Ertuğrul Özkök, Kaplan’ın bu sözüne “sevgili kardeşim Hasip, Türkiye’nin “birlik ve bütünlüğünü” bu kadar gönülden mi istiyorsun. Yapacağınız iş çok basit. Bir daha ağzınıza “Kürdistan” lafını almayacaksınız. Kuzey Irak için istediğinizi söyleyin, ama Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde bir “Kürdistan” lafı edilmeyecek. Ülkenin tek ve bölünmez adı Türkiye’dir, tamam mı? diyerek, tartışmanın taraflarından bir basit isteğini dile getirmişti. (13 Temmuz/hürriyet)

Özkök’ün çok farklı fikir ifade edebilme hakkını savunurum. Ama “maymun iştahlı lüks tüketim” fikirlerin dokunulmazlığı yanında, fikir dahi ifade edememiş nicesine dokunmalar arasındaki uçurumun orda ses ederek! Umur Talu’da böyle diyor, özkök eleştirisinde. (Habertürk/14 Temmuz) “O Batı’nın Kürtleri terk ile ayrılmasını” yazabilecek; daha önce “bölücü” dediklerinden kimi Kürt Milletvekili de “birlik ve bütünlük savunacak” işte.

Hikmet Çetinkaya; BDP’li Hasip Kaplan’ın Cumhuriyet’in manşetinde yer alan “Ayrılmak istemiyoruz” açıklaması gündeme oturmuştu.Kimse ayrılmaktan yana değildi...O zaman neydi bu, neredeyse 30 yıla yakın süren kirli savaş?.. Binlerce insanımızı yitirmemiz. Emperyalizmin bir oyunuydu. Bu oyun aslında ABD-İsrail’in ortaklaşa hazırladıkları Büyük Ortadoğu Projesi’ nin bir parçasıydı. (Cumhuriyet/13 Temmuz)

***

Alıntılar epeyce uzadı. Daha da uzatmak mümkün. Adamlar oturmuşlar, Türkiyenin bölünmesini, parçalanmasını konuşuyorlar. Tartışıyorlar. Bölünme konusunun tartışılmasını bir hak, bir vazife olarak algılıyorlar. Dönüp kendilerine bakmadan. Kendi evlerinde yaşayan bireylerin ayrılmasını örneklendirseler, o acıyı kendi evlatları üzerinde deneseler bu konuya hiç mi hiç girmezler. Nasıl olsa ağızları var, ellerinde kalem söyle gitsin lafları. Bedava ya. Oysa en tehlikelisi en pahalısı. Bütün bu söylenen sözler bir gün önlerine konmayacak mı? hele Salih Tuna – Kürtl’eri asimile etmenin ulus devletin bir sonucu olduğunu yazması anlaşılır gibi değil. Hangi Kürt asimile olmuş. Kürtçe’yi unutan kaç tane Kürt sayabilir. Peki Türkçe’yi unutan ve Kürtçe konuşan Türk’leri dikkate alıyor mu acaba? hem de topluca, tüm aşiretin Türkçeyi unuttuğu ve tamamıyla Kürtçe konuştuklarını bilmiyor mu? Biliyor, biliyor da işine gelmiyor.

Ayrılmayla ilgili iki lafda biz edelim bakalım. Harita kalemle çizilmez. Haritanın kalemi kılıçtır. Savaştır. Binlerce, on binlerce, yüz binlerce şehittir. Harita, şehitlerin kanıyla çizilir. Göze alabilirmisiniz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…