9 Kasım 2015 Pazartesi

‘Takke Düştü Kel Göründü’


Hiç umulmayan bir zamanda PKK ile savaşa geçildi.

Müzakere ve memleketin bölüşülmesi işlemlerine son verildi! Doğrusu, Türk Ordusunun yanında durmak ve yapılanları savunmak bir vatan vazifesidir anlayışıyla davrandık.

Oysa ‘çözüm’ denilen ve bizce ‘çözülme’ süreci olan görüşmeler, akıllanmayan ve akıllanması da mümkün olmayan PKK teröristlerine karşı devletin gücünü, milletin kararlığını göstermek üzere, devletimizin öz ve milletten yana olan daimilik, süreklilik ve varlığını koruma adına doğal hareketi üzerine, ‘ben de varım’ söylemini ileri çıkartarak, silahlarını ateşlemesiyle, terör güçlerini perişan etmesi, tam da devletin yapması ve bizim de beklediğimiz yapılması gereken hareketlerdendi. Bunun siyasi olarak bir tarafa kazanç sağlaması umurumuzda değil. Olsun. Lazım olan, devletin terörist (PKK) ile müzakere değil, mücadele etmesi doğruluğu idi. Bu noktaya gelinmesi yıllar sürdü. Olsun. Geldi ya. Önemli olan burasıdır. Çünkü birileri şöyle söylemişti: “PKK, bizim kara ordumuzdur!”. Öyleyse, ordumuzun savaşı kime karşıdır?

Durup - dururken ordumuz niye PKK’ya karşı saldırıya geçti. Nitekim yıllarca kışlasında mahpus hayatı yaşıyordu, kışlasından çıkamıyor ve PKK’lı teröristlere el sallamakla yetiniyordu ancak. Dış politikada yapılan hatalar, aynısıyla iç politikaya da yansıyordu. Ülkeyi yıllar boyu yönetenler, laiklik, cumhuriyetçilik, halkçılık, devletçilik gibi devletin kuruluşunda genel kabul görmüş politikalarına aykırı olarak geliştirdikleri ve ötelerden beri zihinlerinin gerisinde besledikleri geri kalmış fikirlerini uygulamaya koymaya çalıştıkları kabul edelim ki, bir hakikattir. Kendi iradelerine kalsa asla kabul etmeyecekleri PKK’ya silahlı güçlerle karşı durmayı, bir fikir, bir irade, bir anlayış kabul ettirmiş olmalı ki, ordumuz ileri atıldı ve PKK gücü bertaraf edildi. Doğrusu, mevcut iktidarın bu durumdan memnun olduğunu da sanmıyoruz. Ancak, 1 Kasım sonunda ortaya çıkan sonuçların, iktidarı memnun ettiğini de teslim etmemiz gerekiyor.

***

Sonra…

Gelişen hadiseler, birbirini izleyerek ve hep aleyhimizde gibi görünerek hareketi dayanılması güç ağırlıklar altında bıraktı. Hareket öyle bir hale geldi ki, hareketsiz kalma tehlikesiyle karşılaştı. Nitekim 1 Kasım’dan sonra karşılaştığımız sonuç, günlerdir sesi çıkmayan ve fakat her konuşanın hakkında fikir ileri sürdüğü ama karşılığında kimsenin cevap veremediği günleri yaşamaya başlamış bulunuyoruz.

Yani, yenildik kavramını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Hile var mıydı? Büyük çoğunluğun inancına göre vardı. Bu nasıl olur? Bir ilçe düşünün 301 kişinin hayatını kaybetmesi üzerinden çok kısa bir süre geçmiş ve bu ilçenin çoğunluğu iktidarı destekliyor! Bir ilçe düşünün ki, büyük bir patlama ile 34 kişi hayatını kaybetmiş ve bu ilçenin çoğunluğu iktidarı destekliyor. Bir ilçe düşünün ki, sosyal devletin dikkatini kaçırması nedeniyle Onlarca kişi hayatını kaybediyor ve dünya basınında ilk sırayı alan haberlere konu oluyor fakat bu ilçe iktidarı çoğunlukla destekliyor. Bunlar normal zamanların işi değil. Ama görüldü. Rakamlar böyle gösteriyor. İşte bu durum inanılacak değil.

Yazık ki, muhalif cephede bulunan ve bizim de desteklediğimiz siyasi parti hala niçin kaybettiğini araştırmak üzere komisyonlar kuruyor. Fakat anlattığımız hile üzerinde duracak bir komisyon oluşturamıyor. Neden?

Ortadoğu’da uygulanan Türkiye politikası (Türk değil, Türkiye politikası) ile yakından ilgilidir alınan sonuç. İncirlik kararlarını düşünün, Alman Şansölyesi’nin Türkiye ziyaretini düşünün, Suriye konusunda yapılan Avrupa Birliği toplantısını düşünün, Rusya Başkanı’nın Türkiye Cumhurbaşkanı’na açtığı telefonu düşünün, ABD yüksek askeri yetkililerinin Türkiye ziyaretlerini düşünün ve yurt dışı destekleri hatırlayın. Ne yapılmak istenmişti? Sorusunu cevaplayın. Öz olarak Alman Merkel’in ziyaretinde ettiği ‘Türkiye’ye siyasi bir hediye veriyoruz’ cümlesini çözmeye çalışın.

***

Şimdi:

Dünya insanlarının farklı genetiklerden, farklı inançlardan, farklı ideolojilerden geldiğini de düşünün.

Bu ayrışma doğaldır. Aslında gerçek, ayrışmanın “tanışma ve birbirini anlama” anlamında olduğunun farkında olduğumuzu da not edin.

Bu noktada, farklı fikirlerin toplumu oluşturduğunun bilincinde olduğumuzu da düşünün lütfen.

***

Şöyle söylüyorlar:

MHP, AKP’nin stepnesidir.

Bu doğru mudur?

Eğer doğruysa, bendenizi hemen siliniz. Biz yokuz. Stepne suçlaması bizi yıkar.

Yalnız, bu suçlamayı ileri sürenlerin de haklı bir tarafı var. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi, başörtüsü oylamasında iktidarla aynı yönde oy kullanılması, Ergenekon soruşturmalarına karşı ciddi bir eleştiri getirilmemesi, Gezi Olaylarına karışılmaması, 7 Haziran seçimlerinden sonra meydana gelen mecliste AKP’li Meclis Başkanı’nın seçilmesi ve ‘terör olaylarının araştırılması’ ile ilgili komisyon oluşturulması talebine, karşı oy kullanılması gibi gelişmeler doğrular nitelikte. Doğrular nitelikte ve asla cevap veremediğimiz sorular olarak ortada kalmakta.

Şimdi ortada “Başkanlık” tartışmaları var. Seçilmiş milletvekillerini temsilen diğer İki muhalefet partisi fikirlerini söylerken, bizim partimizin hiçbir fikri yokmuş gibi kimseden bir laf duyamıyoruz. Neden?

***

Vaktiyle Sayın Başbakan’ımız, BOP Eş Başkanı olduğunu açıklamıştı sayısız yerde. Diyorum ki acaba, hala bu proje üzerinde çalışmalar devam mı ediyor? Ve bendeniz hala devam ettiğine inanıyorum.

Bu itibarla, 7 Haziran yenilgisinin ardından PKK ile silahlı mücadeleye geçilmesi ve HDP aleyhinde olabildiğince sert söylemlere girişilmesi, başarılı olduğu sanılan ama aksaklıklarla yürüyen bir rejisörün oyunundan ibaret olduğu anlaşılmıştır. 1 Kasım seçimleri sonucunda hemen, HDP ortaklığı, yeni anayasa, yeni Türkiye nutuklarına geçilmesi, başkanlık için anayasa değiştirilmesi işleminde HDP ortaklığına göz kırpılması her şeyi ortaya koymuştur.

Silahlı mücadele, kontrollü bir kaosun dayatılması ve istikrar masalına halkın inandırılmasından başka bir mana ifade etmiyor. Şuna yanarım ki, Türk Silahlı Kuvvetleri haklı davasını sürdürürken, PKK’ya kastıyla patlattığı bombalar sakın Türk milletinin üstünde patlamış olmasın? Nitekim cevapsız bir soru şöyledir: son 5 ayda Yüzlerce kişi neden öldü?


1 yorum:

  1. Ömer Sağlam :

    Bir görüşe göre de; iktidar önce PKK'nın silahlı gücünü kıracak, arkasından da kolu kanadı kırılmış PKK ve onun siyasi uzantıları ile tekrar müzakereye oturacak. Çözüm sürecinin başka bir isimle buzdolabından çıkarılacağına dair sözler bunu göstermektedir.

    YanıtlaSil