27 Kasım 2015 Cuma

Savaşa Gidiyorken İkazlara Dikkat!..


Düşman bellediğiniz bir devletin, saldırı gücünü de dikkate aldığınızda yapacağınız şey, o devletle dostluk bağlarını görünürde kuvvetlendirmek olurken, yok olmasını istediğiniz başka bir dost devletle aralarını açmak ve savaşın o iki devlet arasında çıkmasını sağlamaktır. Uzaktan ılımlı mesajlar gönderir, her iki devletin haklarından bahsedersiniz, sınırını korumak filan…

Gerçek savaş, Suriye toprakları üzerinde pay kapma savaşıdır. Uvertür oyunculara burada yer yoktur. Hatta bu oyuncular ancak savaş elemanı olarak sahada bulunabilir ve fakat asla herhangi bir şey talep etme hakları yoktur.

Ve hatta, satır aralarında, haklı olarak bile olsa düşürülen uçak için, “aşrı tepki verilmiştir” anlamında filan sair ortakları tarafından bile deklare edilebilir. Bu tür konuşmalar, kendilerinin de zaten Türk tarafına karşı olduğunun vurgulanmasıdır. Bunlar, sinsi savaşın tehlike taşıyan boyutlarıdır. Bir de bakmışsınız, cephe sayısı artıvermiş. Düşman sandığınız tek cepheye, yeni yeni cepheler ilave edilmiş. Afganistan saldırıları önemli tecrübeler taşıyor bizim için. Bu aşamada Irak’ı hatırlamak doğru olur. Kısa süre içinde, dost bilinen ve “haydi bastır Kuveyt’e arkanda biz varız” denilerek, istedikleri kıvama getirdikleri Irak, bir anda düşman olarak tanımlandı ve diğer Avrupalı dostları ile birleşilerek (biz de varız içinde maalesef) Irak’ı paramparça ettiler. Benzer oyun şimdilik Suriye üzerinden Türkiye için neden oynanmıyor olsun!.

Türkiye’nin 2001 krizi ve devam eden günlerinde ortaya konulan tedbir politikaları, finans sisteminde görece bir rahatlık sağlamıştır doğrudur. Enflasyon ve Merkez Bankası ilişkisi belli bir disipline kavuşturulmuş ve ekonominin oyuncuları ileriyi daha net görebilme imkânına elde etmişlerdir. Son 14 yıldır uygulananlar ise, aslında kriz sonrası belirlenen Kemal Derviş politikalarının olduğu gibi uygulanması olduğu halde, özellikle yurtdışı borçlanmalar ve alınan borçların yol, inşaat gibi verimsiz alanlara yatırılması, döndürülemeyen borç stokunu yarattı. İthalata dayalı büyüme politikalarıyla, cari açık, yüksek enflasyon, özel sektör dış borçları, TL’nin düşen değeri gibi konular toplandığında, iç ve dış siyasetinde ‘kırılganlaşmaya’ devam eden bir Türkiye ile karşı karşıyayız demektir.

Bir de bu duruma, kabul edelim ki, dış politikadaki hatalar nedeniyle karşılaştığımız, Suriye krizi ve Rusya’yı da ilave edecek olursak. Tümüyle kırılganlığın arttığını kabul etmemiz gerekecek ve Türkiye’ye borç verenlerin, sermaye ihraç edenlerin kırk sefer düşünmelerine sebep olunacaktır. Kaynak bir kere kapandığında ise, duran borçların ve faizlerinin altında ezilmemek imkânsız gibi görünüyor.

Usulet ve suhuletin unutulduğu günleri yaşıyoruz gibi. Her laftan olumsuz bir mana çıkartmakta üstümüze yok sanırım. İç politikada laf yetiştirmekten, dışarıya bakacak halimizin kalmadığı da anlaşılıyor. Dışa karşı söylenen sözlerde de, hep başkalarının provokasyonunu görüyoruz. Kendi halimizde, kendimizin bulduğu ve uyguladığı politikalara hasret yaşıyoruz.

Tut ki yanlış politikalar uyguladınız. Sonunda ölüm yok ya, değiştirirsiniz olur biter. Ama dışarıdan ithal ettiğiniz ve tedbirinde ancak uvertür olduğunuz politikalarda yanlışlık varsa ve bir kere de uygulamışsanız, artık onu değiştirme şansınız yoktur. Çünkü dümen başkasının elindedir.

Başından itibaren, Ortadoğu -Suriye- politikaları, hep birilerini memnun etme üzerine kurulmuştur. Timur’un yanına filleri şikâyete giden Hoca’nın, Timur’un yanına vardığında yalnız kalması gibi bir sonucu yaşadık. Bir de baktık ki, Suriye, İran, Rusya, IŞİD ve sair örgütlerin karşısında bir başınayız, bizi yüreklendiren stratejik! Anlaşmalı! Büyük ortaklarımız! Yanımızda değil... Oysa bir-kaç aya kadar, Şam Emevi Camii’nde Cuma Namazı kılacaktık! Ve bu iddiayı onların gazları sonucu dillendirmiştik!.

Tıpkı, bunun gibi:

Rus uçağının düşürülmesinde de, yabancı bir el var idiyse ve düğmeye o el vasıtasıyla basılmışsa, halen o acemice dış politikayı yürütüyoruz demektir. Ve biz bu politikayı destekleyemeyiz. Doğru da yapsa, yanlışta yapsa karşısındayızdır.

Yok, kararı kendimiz verdik ve düğmeye kendi irademizle basmışsak, yanlış bile olsa desteklemeye devam ederiz. Ta ki, düzeltmesi de bir o kadar kolaydır.

Son söz: Bak, gör ve uygula. Gördüm diyenin sözüne güvenme. Hemen yanın şarampoldür.



1 yorum:

  1. Mehmet Kınacı :
    Şey bir zamanlar biri "YİRMİ İKİ ÜLKENİN SINIRLARI DEĞİŞECEK!" demiştiii???Muhtemel Rus Dışişleri bakanı Lavrov'du..Hatta bir de o sıralar BOP EŞBŞKANI gerini gerini eş başkanlığını anlatıyordu...Esed'di o da..KATİL ESED!!!!Müslümanları kesen Esed..Ama Amerika öyle mi???Irak'a demokrasi getirdi...Bak Irak halkı ne kadar mutlu...

    YanıtlaSil