Ana içeriğe atla

‘Çatı Aday’ Korkusu


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Cumhurbaşkanlığı için ‘çatı’ aday teklifi ve bu teklif doğrultusunda yaptığı çalışmalar, anlaşılıyor ki, bir takım çevrelerde rahatsızlıklara sebep olmuş. Bir yandan Devlet Bey, diğer taraftan Kemal Bey farklı alanlarda ve değişik usullerle yoklamalar yapmaktalar. Mutabakat sağlanacak bir isim tespiti zor değil. Toplum kesimlerine de kabul ettirilebilirse, iddialı bile söylemek mümkün ki, seçimin kazanılması da zor değil.

Ak Parti Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan, yorulmuş vaziyette. Artık, beyin kıvrımlarında siyasi cevher körelmiş. Cumhurbaşkanlığı seçiminin kazanılmasına teksif edilmiş, ancak 17 Aralık baskısını henüz üzerinden atamamış bir görüntüsü var. ‘Yolsuzluk’ kelimesini birisinin telaffuz etmesinden ödü kopuyor. ‘Paralel’ kelimesini üstüne basa basa anlatması onun zevkine zevk katıyor, çünkü kendini aklamak yolunda başka bir alternatifi yok. ‘Darbe’ söylemine sığınıp, darbecilerle! Mücadele etmek, ‘milli irade’ hâkimiyetini en üst siyaset malzemesi yapmak bakalım kurtarabilecek mi?

‘Çatı’ aday çalışmaları Sayın Erdoğan’ın sinirini de bozmuş olmalı. Bu çalışmaları bozmak, muhtemel mutabakatı şimdiden önlemek istiyor. TOBB genel kurulunda konuşan Erdoğan, kendisinin Cumhurbaşkanı adayı olduğunu kesin olarak vurguladı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aday olması konusunu örtülü de olsa izah etti. “Ben sivilim, sen de sivilsin” o halde niye ‘sivil aday’ arıyorsun. Sanki sen aday olsana der gibiydi. Bu cümlelerden amaç, Devlet Bahçeli’nin ‘çatı aday’ çalışmalarını bozmak, Kılıçdaroğlu’nu kışkırtarak onun aday olmasını sağlamaktır. Muhalefet partilerinin bu oyuna geleceklerini sanmıyorum. Kılıçdaroğlu serinkanlı konuşmasını yaptı, oysa Erdoğan, konuşmasını yaptıktan sonra Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını dinlemedi ve çıktı gitti. Eleştirilerini ve hakaretlerini de sırtına yükleyerek.

Daha Uludere, Afyon felaketleri açıklanamazken, Soma’da yaşanan facia hükumeti derinden sarstı. 2013 Gezi direnişi, 17 Aralık yolsuzluk suçlamaları ve Soma faciası. Neredeyse, Soma faciasını da ‘Paralel yapı’ya bağlayacaklardı. Geç de olsa uyandılar ve bu yönde faaliyete geçemediler. Bir-kaç kişi söyledi içerilerden fakat baktılar ki, tesiri yok hatta aleyhte olacak, dümen kırıp şirket sahip ve yetkilileri üzerine gitmeye karar verdiler.

Protesto ve gösteri yapmak isteyenlere polisin acımasız davranması anlaşılamaz. Üstelik sayıları az bir genç grubu. Çevir etrafını, gerekirse gözaltına al. Silahları patlatmak da ne oluyor? Bir kez daha anlaşıldı ki, polis harekete geçmeden protestocuların eylem yapmaları söz konusu değil. Polisin, gaz, su, job ve sair silahlarını kullanmaya başlaması olayları zıvanadan çıkarıyor.

Siyasi irade, hiçbir protesto eylemi yapılmasın istiyor. Bu sebeple polise kesin talimat verilmiş olmalı. Sokakta kimseyi görmek istemiyorlar. Çıkması muhtemel olaylar Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı’na mal olabilir. Bu nedenle Ağustos’un olaysız, darbesiz, eylemsiz geçmesini umuyorlar, polise verilen acımasız talimatların altında bu düşünceler olabilir.

Yandaş basın ve parti ileri gelenleri Tayyip Erdoğan’ın karşısına, Kemal Kılıçdaroğlu ve Devlet Bahçeli’nin aday olmasını istiyorlar. Hatta kışkırtıyorlar. Bu oyuna gelmemeli ve yaptıkları ‘çatı aday’ çalışmasını sonuna kadar götürmeliler. Bir yandan sinir buhranları geçirirken, yaptıkları işlerin ehven mi, şer mi olduğunu anlayamıyorlar.

Sosyal medya sayfalarında bir dostumuzun mesajını yazalım da bitirelim:

“Bunların bir üfürüklük takatı var derdim de,
Bıyık altından gülerdiniz bana.
Bakın,
Bir ‘ÇATI’ kelimesinin yaptığına!”

24.05.2014 haberiniz.com.tr


Yorumlar

  1. Tuncay Altunezen :
    CHP, Y.Büyükerşen'i oluşturmaya çalışırken, MHP, Demirel ile görüşmesinde (Gül ya da Erdoğan) abes bir teklif almış. MHP'liler "Akşener" derken, genel merkez susuyor.
    Belli ki AKP'ye dolaylı yoldan yamanma derdi var. CHP ve MHP birbirleri ile yan yana görünmek istemiyor.
    Özetle: Boyu uzun, nifakçı kişi hiç korkmasın. Bunlar oldukça, her istediğini yapabilir.

    YanıtlaSil
  2. T C Ahmet Mızrak:
    ya adana eski beldiye başkanı aytaç durak beyi aday gösterin tayibin dumanını attırmazsa görün

    YanıtlaSil
  3. Alay Tolunay :

    Senin o genel merkez dediğin o çatı förmülünü ortaya attı.ve AKP sarsılmaya başladı.genel merkezi suçlayacagına bunları bilmen gerekmez miydi,. o senin dediğin MHP'liler onlar paralı tutulmuş AKP'ler MHP'li görünüp ortalığı karıştırmak isteyenler bunlar bizzat paralı adamlar onlar . Ömürlerinde ne Akşeneri tanırlar nede oy verirler .Sayın Akşener Hanımefendinin böyle bir talebi bile yok olsa genel merkez bilmez miydi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…