Ana içeriğe atla

Sakat Bir Görüş

14 Ağustos 2010 tarihli Hürriyet Gazetesinin ekonomi sayfasında bir haber vardı; İstanbul Ticaret Odası’nın referandum konulu yaptığı toplantıda, İTO Meclis üyelerinden birisinin sorusu şöyledir; “…Her şeye hükmeden her şeyin sahibi olan bir Allah var. Yeryüzüne de gökyüzüne de hükmeden bir Allah var. Bütün kanunların ruhunu belirleyen bir Allah var. Allah’ın belirleyemeyeceği kuralların benim hayatıma dayatma olduğuna inanıyorum. Eğer böyle bir oylama olsaydı dayatmalarla ortaya çıkan Anayasa’yı asla kabul etmeyecektim. İnancıma ve değerlerime uygun, yüzde yüz benim ruhumla, bedenime uygun bir anayasa’yı isteyecektim ama şartlar hiçte öyle değil, bu uygulamadaki dayatmacı durumu da değerlendirmenizi istiyorum.”

Bu insanlar bu görüşlere nasıl varıyorlar? kim öğretiyor onlara bu sakat görüşleri? bunların bir allahı var. o allah, bir zamanlar bazı kanunlar yapmış. Bazı kuralları geliştirmiş tamam. O gün bu gündür hiç mi hiç karışmıyor hiç bir işe. Şimdi yukarıdaki sorunun sakatlığına bakalım. “Allah’ın belirlemeyeceği kurallar” şimdi bu soruyu soran kişi, bilerek mi, bilmeyerek mi öncesinden şöyle diyor. “Bütün kanunların ruhunu belirleyen bir Allah var, yer yüzüne de gök yüzüne de hükmeden bir Allah var.” iki cümle nasıl da karşı duruyor bir birlerine. Yani, “her şey”e, “yeryüzüne de, gökyüzüne de” hükmeden Allah var ama Anayasa’ya karışmıyor! Kuralları belirlemiyor! karışmıyor, çünkü ölü bir ilah. İnandıkları ölü bir ilah. Put.

Madem “bütün kanunların ruhunu belirleyen bir Allah var” ne diye, karşı çıkıyorsun. Öbür allah mı yapıyor o kanunları. Bırakın ölü ilahları. Kır o putu, kendine dönüş, Allah’a dönüş ancak kendi ‘Ol’ emri iledir. O, ‘ol’ demeden yaprak bile kıpırdamaz bilmez misin?

Diri olan, Hayy olan, gören, söyleyen, bilen kimdir? Allah’ın ilminin dışında olan ne vardır? eleştirebilirsin, ancak “şirk”e bulaşmadan. aklına ters geldiğini, kabul edemediğini söyleyebilirsin, bildiğin ilmin, ahlakın dışında bir şeyi kabul edemeyeceğini anlatabilirsin, bu başka bir şeydir. Putları karıştırma, ‘Hayy’ olana iman etmişsen, ‘Hayır ve şerrin O’ndan geldiğine iman etmişsen”, “neylerse güzel eyler” demekten başka bir yol kalmıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…