Ana içeriğe atla

“Korkma”

Manevi bir lafız, Kur’ani bir söylem olduğunu biliyordum. “Korkmayın çünkü sizinle beraberim..” (Ta-ha/46)

Bazı, yeni liberal düşünceli 2. Cumhuriyetçiler ve siyasi İslamcı bir kısım yazarlar, hangi milletin istiklal marşının “korkma” diye başladığını, biraz da aşağılayıcı bir tarzda yazdılar durdular. Sırasında İstiklal Marşı şairimizi yere göğe sığdıramayan bazıları, Akif’in o günkü söylemini, “korkak bir millete” yapılan hitabe şeklinde yansıttılar, böylece zehirlerini çaktırmadan şırınga etmeye çalıştılar.

Artık otobüslerde koltuk üzerlerine montajlanmış televizyonlar var. Kimseyi rahatsız etmeden sekiz-on TV kanalını seyredebiliyorsunuz. Geçenlerde yaptığımız bir seyahatta yeniden karşılaştım, Moğol Han’ı Timuçin’in daha önce de seyrettiğimiz filimiyle. Bir bölüm, şöyle keyiflice seyrettim. Kankardeşi Camuka ile girdiği savaşı kaybeder, esir düşer ve esir pazarında satılır. Efendisi, bir kafese koyarak sergiler, uzun süre… sonra, karısının da yardımıyla kurtulur. Çoluk çocuğu ile ilgilenir… ve zaman gelir. Yeniden yurttan ayrılma zamanı. Atına bindiğinde karısı bağırır –ne zaman geleceksin, iki yıl mı, üç yılmı?..

Timuçin han, ordusunu toplar, başına geçer…

O gece, dua eder tanrısına..zafer duası.

Kankardeşi Camukanın ordusu ile yeniden karşılaşırlar. Savaş başlar. Aniden hava bozar, fırtına, yağmur, şimşekler, yılıdırımlar…arasında savaş sona erer. Camuka yenilmiştir. Kardeşinin yanına getirirler. Camuka sorar:

-Moğollar, fırtınadan korkarlar. Sen niçin korkmadın.

-Gidecek başka bir yerim yoktu. Sığınacak bir yeri olmayan kişide korku olmaz. Der Timuçin Han.

Gidecek bir yerimiz, sığınılacak bir kalemiz olduğu için korkuyoruz. Gidilecek yerlerini kaybedip, sığınılacak kalelerini yıkanlar korkudan azade yaşıyorlar. Yık o kaleyi o halde. Kaybet seni korumaya alan sahte alanları. “hiçbir sığınılacak yer yoktur” (Kıyâme/11).

Akif, “korkma” kelimesiyle ayet şerhi yapmaktadır. İlahi bir söylemdir. Aşağılamaya çalışanlar ise aşağılıklarını dillendirmektedirler. “Korkma” hitabıyla “ondan başka sığınak bulamazsın” (Kehf/27), demektedir.

Allahtan başka sığınacak yeri olmayanlara ise –korku yoktur.-

Yorumlar

  1. Çok güzel bir yazı. Cehaletini topluma bulaştırmaya çalışanlara meydanın o kadar boş olmadığını gösteren bir yazı. Elinize sağlık...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…