Ana içeriğe atla

Hayatın cilveleri

I-

Yazı makinasının başına oturduğumda, ne yazılacağı hakkında bir fikrim yoktu. Yazı makinası mı? bilgisayar çıkalı nedense ben hala yazı makinası diyorum, bilgisayarı bilgisayar gibi kullanamadığımdandır herhalde. Makalelerden, haberlerden, yorumlardan… bir arşivim var. Lazım olan bir konuyu ara ki, bulasın. Oysa doküman klasöründe konularına göre ayrılmış yazılar. Konuyu, yazıyı hatırlıyorum. Bulamıyorum. O yazıyı kayıt ederken o anda bir başka konu ile ilişkilendirdiğim için başka bir klasöre girmiş oluyor. İşden anlayan bir arkadaşım,”arama programı” indirmemi ve onunla aratmamı salık verdi. Programları inceledim, birkaç tane indirdim, yine beceremedim. Programı çalıştıramıyorum. Bilgisayarın arama programı da kafi gelmiyor. Ne yapacağımı bilemez haldeyim. Huuu…

II-

Yağmur yağıyor. Akşam yaklaşıyor. Ceket üzerimde değil, yağmurluk, şemsiye yok. Dışarı çıkmak zorundayım. Ne yapmam gerekiyor. Huu…

III-

Otomobilin motoru çalışmadı. Benzini bitti galiba. Sabah kahvaltısı hazırlıkları var şu anda, evde altı misafir, peynir yok, zeytin kalmamış, hanım bisikletle git buyurdu. Peki dedim. Heey, lastik patlamış. Yürüyüş mesafesinde değiliz, bir saatlik yol, nasıl halledilir bu iş. Huu…

IV-

Zar-zor akşamı ettik. Radyoda uşşak faslı, masa kurulmuş, eh acıktıkta hani. Diş protezlerimi yıkamak için çıkarıp, şuraya bırakmıştım, hatun gördünüz mü acaba? Huuu..

V-

Ay sonu çok yaklaştı. Bulunduğumuz şehir dışında Üniversite okuyan çocuğumuz, o anda bulunması imkansız bir miktar parayı çok acilen istedi. Bankaya mı gitmeliyim. Huuu…

VI-

Kitap okumak için oturdum. Torunlar etrafımda, bağırış-çağırış oyun oynamaktalar. Ya-hu biraz durun denebilir mi? Huuu…

***

-“Hayatın renkleri bunlar, hayatın cilveleri.. unut gitsin. Nasılsa, bir gün kendiliğinden, istediğin mecraya girecek sorunlar bunlar..” dedi.

İri yeşil gözlerini, gözlerime dikti. Boğazına toplanan nesneyi temizledi. Taa ciğerlerinden geldiği anlaşılan bir sesle.

-“İyi bir dert bul kendine. Derdine gark ol. Sonra derman aramak için koyul yollara.” “kolay bir yolu da vardır bunun. Bir -dertli- bul. Kendini çıkart aradan. Onu anlamaya çalış.”

Çaylarımızın son yudumunu da aldık. Akşam olmuştu. Ayrıldık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…