Ana içeriğe atla

Yaradılış Mükemmeldir

Star gazetesinde köşe yazıları yazan Selahattin Yusuf 23.05.2010 tarihli yazısında; “Allah bizi kusurlu yaratmış. Günahlıyız.” Demiş. Allahın insanlara verdiği kusurları ise, “kusurlarımız, incinmişliklerimiz, yaralarımız, kanamış yerlerimiz,” olarak tasrif etmiştir. Yazısının konusu, bu değerlendirmede ilgi alanımız dışındadır.

***

Kusur gören gözdedir. “Kusurlu yarattığı” şeklindeki söyleyiş, bir eğitimin sonunda mıdır. Bir grubun, cemaatin inancı mıdır, yoksa kurguladığı konuyu anlatmak üzere girizgah mıdır bilinmez. Evet “..insan çok zayıf yaratılmıştır.”(Nisa/28). Zaafiyeti nefsindendir. “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir.” (Âl-i İmran/14). Kusuru Yaratanda arayamayız. Hakka Şer isnadında bulunamayız. Yaratılışdaki kusur değildir nefis. Bilakis, nefsin sayesindedir ki, eğitim, terbiye, antrenman, çalışmalar sonucundaki hedef, nefsin terbiyesi ile kendinin bilinmesidir. Kusurlu Yarattığı için değildir, bunca didişmeler, kavgalar, savaşlar. Kusurun bilinememesindendir. Kusuru bilen -beşeriyyetten- kurtulup insan olma erdemine ermiştir.

İnsanın, dünya hayatı içinde, kendi vücudunca üretilen veya dışarıdan alabileceği herhangi bir virüs sayesinde hastalanması, virüsün vücudunda neşv ü nema bulması ve o kişinin dünyadan ayrılmasına vesile olması insanın “aciz bir varlık”, kusurlu yaratılmış olduğunu göstermez. Dünya da yaşamanın kurallarını öğrenip, her ortamda ki duruma göre vaziyet alabilen insan da mutluluk kesintisiz olup, sonuçta huzura erilir. Hastalanmış kişiler, acizliklerinden, kusurlu yaratıldıklardan hastalanmazlar. Hastalık, evlerine gelen misafir gibidir. Hoş geldi sefa geldi. Gerekli, tedaviler elbette yapılacaktır, bilinebildiği kadar. “Allah içinizde hastaların bulunacağını..” (Müzzemmil/20) bilir. Onun ilminin içindedir, bu bilgi. Hastalanma Allah’ın hatalı yaratmasının sonucu değil, mükemmel yaratılmışın imtihanıdır. Öyleyse “Allah kusurlu yaratmaz, kendisi mükemmeldir, mükemmelden de -kusur-, -kusurlu- eser vücuda gelmez.”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…