29 Temmuz 2016 Cuma

Dövünme Değil, Çıkış Zamanı


En sıkıntılı zamanlarda, kaçış önemli bir sığınak oluyor. Yok saymak değil, tıpkı renk değiştiren mahluk gibi, farklı bir hayatın sükunetine dalmak için gerek görülüyor belki de. Kaçış dedikse, hadiselerden tümüyle sıyrılmak değil, önemsiz addedip, hakikatinin farkına varma çabası diyebiliriz. Olagelen hadiselerin ayrıntısıyla içselleştirilip, anlamlandırılması, olayın üzerine biraz su dökülmesi ve soğutulmasını zorunlu kılıyor. Medyanın haberleriyle düşünmek, gerçeği kavramaya değil yardımcı olmak, bilakis karanlıklara boğuyor. Algı, artık üzerinde sürekli oynan bir oyun sahası. Her düşünen farklı bir açıdan anlamlandırdığı hadiseleri… Hangisinin sözüne inanarak doğrusunu bulmaya çalışacağız. Zor bir soru ve durum. O halde, biraz soğutmada fayda var. Unutmak değil, soğutmak. İnsan serinlikte daha iyi tefekküre varıyor. Serinlik ve alaca karanlık da loşluk, kendisiyle hoşluğu da doğruyor. Öyleyse neden kendi kuyumuza yönelip, kendimize ait suyu yeryüzüne çıkarmayalım? Bize verilmiş ilim, gönül kitabına yazılmış lakin bu kitap, benlik kuyusunun diplerine yerleşmiş. Çıkaramayanların zırvalarını her gün televizyonlardan dinliyor, makalelerinde okuyoruz. Ezberlenen üç-beş satır fikir artıklarını durmaksızın tekrarlıyorlar. Sıkılmamak elde değil. Sıkılmak olağan çünkü Yusuf kuyuda…

Günümüz modası ya, eline kalem alan herkesin konusu 15 Temmuz. Yazmaya başlayan, ‘püskürtülen darbeden’, ‘Gülen’in paralel’liğinden dem vuruyor. Darbenin başarısız olduğunu söyleyenler, aynı zamanda hükumete de selam çakıyorlar. ‘Bakın ben de sizin gibi düşünüyorum.’ Ya hu, bu düşünce filan değil, beyninize zerk edilmiş başkasının fikirleri o kadar. Siyasetin emrine verilmiş fikir kırıntıları, seni bir süreliğine yüceltse de, gelecekte, şimdi küfür ettiklerinin akıbetine gark olmayacağın garanti değil. O halde, doğrulardan asla kaçmamak ve doğruyu üretmek gayemiz olmalı. İnanmadığın, kabul etmediğin fikirleri, iktidar ileri gelenleri söylüyor diye tekrar etmek doğruları söylemek değil, başkalarının ezberlerini tekrar etmektir.

Asıl olan nedir?

Ordumuz dağıldı. Peygamber ocağına saldırdılar. Subay kalmadı, Mehmetçik yaralandı, asker anaları ağladı. Millet ağladı. Türk silahlı Kuvvetlerine güven zayıfladı… savunma gücümüz neredeyse sıfırlandı. Söyler misiniz, bir darbe daha nasıl başarılı olurdu?

Öteden beri yapılmak istenenler neydi? Anayasanın değişimi, çözüm süreci, Avrupa’daki Suriyelileri, Afganlıları, Iraklıları Türkiye’ye kabul etmek, onları vatandaşlığa almak, okullardaki tedrisatı gözden geçirmek, ders sayılarını azaltmak, köyleri boşaltmak, tarım üretiminden vazgeçmek, yollarla, köprülerle uğraşmak, büyük teknolojik gelişmeleri ıskalamak, 4. Sanayi devriminde yaya kalmak… hatırıma gelen istenenler bunlardır. Şimdi dikkatle izleyiniz, derhal bunları hayata geçirmek için tüm siyasiler kollarını sıvadılar. Neden? İtiraz edecek gücünüz yok, sırtınızı dayayacağınız dağ yıkıldı çünkü. Birilerinin adına bir başarı değil midir bu?

Bu badireden soyutlanarak çıkacağız. Soyutlanıp, Hakk ile bütünleşerek. Varsın yağsın bombaları düşmanın, o sesler, o yıkıntılar ancak uyanmasını sağlar müminin.

Şimdi toparlanma zamanı, yapılan hataların bir bir tespiti ve tamiri zamanı.

Hataya düşmek bizler içindir. Mühim olanı, hatayı kabullenip gerekli tedbirleri almaktır. Tövbe en başta geleni. İyi yüzme bildiğini sanan kişi, yüksek dalgalara karşı kulaç atmaya devam eder. Gelen daha yüksek bir dalga ise alır onu basar içine. Olan olmuştur. Tedbir ise, dalgalardan uzak durmaktır. İyi yüzücü olduğunu kabul ettirmenin yolu, azgın dalgalara dalmak değil, kendi ayarında yüzücülerle, uygun sularda ustalığını göstermektir ki, bu da imanın bir gereğidir. Gücünü Allah’a karşı sınamak nasıl da günahtır…

Bilginin tamamına sahip değilsin. O halde hata yapma ihtimalin de (her zaman için) vardır. Bu sebeple ulular “Allah’ım ilmimi artır” duasını eksik etmezler. Biz çokbilmişler ise, her şeyi bildiğimizi ve hata yapmayacağımızı iddia eder dururuz. Ne gaflettir!..

Neyse olan oldu, 15 Temmuz’dan lazım olan dersleri çıkartır ve doğru kararlarla, doğru yasaları çıkartabilirsek, ‘Hak şerleri hayr eyler’ kavlince, Şerri, Hayr’a tahvil etmiş oluruz.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder