12 Temmuz 2015 Pazar

“Hayatı Değerlendiriş”!.


Anlatıcının seviyesi ve algısı, dinleyicilerin çok çok altında olursa, ortaya Ramazan Programları adı verilen ucube resitaller çıkar.

Cehalet, bildiğini sandığı konuları tekrardan ibarettir. Üstüne bir söz, bir kelime katma uğraşı veremez. Ne öğrendiyse hocasından, kitaplardan onları aktarmak cahilin en mühim belirtisidir.

‘Cahil’ bilmeyen değil ki, bildiğini üretemeyendir. Her şeyden önce bilmediğini bilene asla cahil diyemeyiz. En büyük âlimin bilebildikleri, bilmediklerine nispetle zerre mesabesindedir.

Binlerce yıl evvelki bilgilerin üstüne ne koydu bizim İlahiyatlar, ilahiyatçılarımız?

Tekrar, tekrar, tekrar. Diğer manası ile taklit.

Tekrar, öğrenme yolunda faydalıdır. İlim üretme yolunda değil, bilakis tekrar ilmi öldürür. Gerçi ölen, ilim değil, ilimle uğraştığını zannedendir.

İlim canlıdır. Canlı, büyür, gelişir. Gelişmeyen ilim ölüdür, geliştirmeyen ilim adamı ölüdür. Ölüler ülkesinde ölüler, birbirlerine satacak mal bulabiliyorlarsa, bu da ölümün bir hikmetidir.

Hala, bize dini anlatırken sığındıkları alan; namaz nasıl kılınır, abdest alınırken dikkat edilecek hususlar, orucu bozan şeyler, mesh ederken elin nasıl şekil alacağı, baş mesh edilirken kafanın neresine kadar ıslatılmalıdır, altın yüzük haram olduğu için gümüş yüzük kullanılmalıdır, kıraat mutlaka Arapça aslından olmalıdır, ayetleri anlamak önemli değildir, asıl olan okumaktır… gibi.

Ve durmaksızın bu kaidelerin tekrarı. Oysa dinleyenler, okuyucular bunları biliyor ve belki de bunları söyleyenlerden ve yazanlardan daha iyi biliyorlar. Ne yapalım ki, bu insanların bilgileri ve anlatacakları bunlardan ibaret.

Şöyle bir cümle söyleyebiliyorlar, bu manaya yaklaşabiliyorlar mı mesela?

“Dinde öyle sırlar vardır ki, bunlara muttali olan bir kişinin, bütün hayatı değerlendiriş şekli mutlaka değişir!.. ve bunlar ancak yüksek tefekkür gücüne sahip yaratılmış beyinlere has ilimlerdir!..”

Dikkat lütfen “hayatı değerlendiriş şekli”!. Hayatı değerlendiriş şekli, hacıların hocaların bizlere öğrettikleriyle sınırlandırılıyor. Doğruyu, inandığımızı sandığımız kişilerden alıp, eksik ve/veya yanlış bilgiyi sahipleniyoruz. Yanlış bilgi ise, hayatımızı zindan ettiği gibi, ahırımızı da karartıyor. Çünkü sonsuz ve ebedi yolu, anlamsız bir-kaç ritüel ile sınırlandırıyoruz. Özgürlük elden gidince, yeni ufuklar aramak ihtiyacını yitiriyoruz.

“Hayatı değerlendiriş” bir medeniyet inşasıdır. Medeni olamayan hiçbir bilgi, fikir, dini metin diye dayatılan yazılar, bırakın hayatı değerlendirmeyi, değerlendirmemeyi özendirir. Bunun adı körlüktür, köleliktir. Takılıp kalmaktır. Öbür manasıyla küfürdür.

Hazreti Resulullah daima yeni, daima güzel işlerin gelişmesini arzu ederdi. Duraklamak yoktu. Mekke’den hicret ederek yerleştiği Yesrib’i, Medine yaparak açık mesajını tarihe yazmıştı. Olduğu gibi kabul edip, fakat zaman içinde ilmi, tefekkürü, gelişmeyi, şehirleşmeyi, gelişmeyi bizzat uygulayarak ve uygulatarak, bulunduğu mekânı Medenileştirdi. Yesrib’i tarihin karanlık dehlizlerine gömdü. Mekân Medine’leştikçe, o mekânda yaşayanlar da medenileştiler. İlmen geliştiler, tefekkür ile yeniliklere ulaştılar. Manen güçlendiler. Bu mektepten aldıkları ilimle, kısa bir zaman sonra İspanya kıyılarına kadar fetih ve ilim götürme gerçekleşti. İnsanlık aydınlandı ve medeni gelişmeler hız kazandı.

Unutulmamalıdır ki, o mektep hala tedrisatını sürdürmektedir ve hiç kimsenin gücü o mektebi kapatmaya, faaliyetini kısıtlamaya muktedir değildir. Yalnız söylemeliyiz ki, Âlem-i İslâm bu mektebin heveslisi değildir. Onlar, cehlin elindeki bilgi kırıntılarıyla iktifa etmekteler.

Tekrar, bile isteye tökezlemektir. Takılıp kalmaktır. Cendereye girip, hareket kabiliyetini sıfırlamaktır.

Ufukları geniş açıdan seyre, tekrarla değil, araştırma ve tefekkürle ulaşılır.

Muhiddin’i Arabî hazretleri Fütuhat-ı Mekkiye isimli eserinde: “Şunu bilin ki, akıldan daha âlimi olmadığı gibi, akıldan da daha cahili bulunmaz. Akıl ebedî olarak faydalanır. Akıl öyle bir âlimdir ki, ilmini bilmez, akıl öyle bir cahildir ki, cehli tükenmez.” Bildirir. Nasıl da bizim âlemin ilim adamlarını resmediyor!.

Abdülkerim Ciylî Hazretleri, insan-ı Kamil isimli eserinde cehennem bahsini incelerken şunları hatırlatır: “Bazılarını azaba atan, dünyadaki çok akıllarıdır. Bazılarını da azaba iten, dünyadaki cehaletleridir. Bazılarını da itikatları azaba sokmuştur. Bazılarının dahi, amelleri o azaba uğramasına sebep olmuştur.”

Karşıyı küçümseme, ilmini saklama, zekâtını tam olarak sahibine teslim et, bilmez misin ki viraneler hazineleri saklar…


1 yorum:

  1. İlhan Yalçın :
    Hocam, öyle bir cahil tarifi yapmışsınız ki, kendimi gördüm.
    Sonrasında "yalnız değilmişim" rahatlamasını hissettim..
    "Bizim oğlan bina okur" tekerlemesini yüzyıllardır yaşıyoruz. Sonra, "Işid, El Nusra..." şikâyet ediyoruz.
    Kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil