7 Temmuz 2015 Salı

Adam Kıtlığı mı Var?


Doğrusu, önceki gün yayınladığım “siyaseti ve dilini anlayabilmem için daha kırk fırın ekmek yemeliyim” mesajımın arkasındayım. Çok beyinli, çok çekiştirenli, çok ona-buna karışanlı bir ortamda, siyaset mesajlarını doğru okuyup, anlamlandırmak oldukça zor. Kimin ne istediğinden veya istemediğinden ziyade; 20 yıllık, 50 yıllık, 100 yıllık devletin ali menfaatlerine göre yapılmış planların bulunmadığı, yönetime talip siyasilerin de kendi hayallerindeki ve fakat bize göre meçhul planların çarpıştığı bir arena, siyaset sahnesi. Anlayış kıtlığımız biraz da buradan geliyor gibi.

Bizler yalnızca seyirciyiz. Fikrimizi soran yok. İsteklerimiz, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz sadece kendi içimizde mahpus. Söylesek ‘ne hadle!’, sussak ‘cehalet ve ilgisiz’ suçlamalarıyla karşılaşıyoruz. Belki dört yılda bir önümüze konulan ve söz fırsatı olarak değerlendirdiğimiz seçim sandıklarıyla vermeye çalıştığımız mesajlar da, bir orasından, bir burasından kırpılarak yine siyasi liderlerin salatası durumuna sürükleniyor.

Siyasetin hareket tarzını içselleştiremeden, onun diline de vakıf olmak da kabil değil. Oy vermekle, ya da ben filanca siyasi partinin taraftarıyım demekle, o felsefi zihniyeti tam kavramış olmuyor insan. Hangi kararın ne sonuçlara varacağını da başlangıçta idrak etmek o kadar kolay değil. Hatta belki kararı verenler bile doğacak sonuçlardan emin olamayabilirler. Çünkü piyasadaki aktörlerin her birinin beyninden her an farklı fikirler geçer ve bu düşüncelerin kâğıda yazıya ve hele hele karara dönüşmesi halinde, bir evvel alınan kararın da, gideceği yönün değişeceği tabiidir. Nitekim söylenen bu durum, bir önceki Meclis’te çıkarılan torba kanunlarda sıklıkla görülmüştür. Gece yarıları sunulan bir önerinin, uykudaki vekillerin el kaldırması ile yasalaşması nice uygulamalarda değişikliğe sebep olmuştur.

7 Haziran seçimleri sonucunda ortaya çıkan tabloda, kafa karışıklıkları epeyce ileri safhada. Oy ve bağlı olarak vekil kaybeden iktidar partisi hala birinci parti. Her şeyi yapmaya kendini ehil ve bu hakkı üzerinde görüyor. Oysa iktidardan, o çok önem verdikleri ve 13 yıl boyunca ‘milli irade’ dedikleri, halkın oylarıyla düşürülmüştür. Sonuç olarak çıkan tabloda, ‘siz artık muhalefete geçmelisiniz’ mesajının verildiğini bir türlü içlerine sindiremediler. Millete hizmet emeli bir noktaya kadar düşünülebilir. 13 yıl boyunca yapılanların incelenmemesi, soruşturulmamasının istekleri olduğunu, aklı eren herkes söylüyor. Bir korkuları olmalı deniyor. İktidardan gittiklerinde büyük soruşturmalara muhatap olacaklar deniliyor. Bunlar dolmuşlarda, belediye otobüslerinde, sokakta halkın konuştukları. Eğer böyleyse, koltuklardan inmemek isteklerini anlayabiliriz.

Siyaset koca tahtada oynan bir satranç demiştik. İktidardaki partinin, ‘en çok oyu aldık’ sözleri de, ‘erken seçime gidebiliriz’ sözleri de tamamı piyon hamlelerinden ibaret.

Meclis başkanlığı seçimlerinin tek kazananı var: Tayyip Erdoğan. İleri sürdüğü Deniz Baykal piyonu yetti kazanmaya. Oysa muhalefetin ilk amacı Meclis Başkanlığı idi. Bunun kaptırılması, meclis iç tüzüğünün çoğunluk partisi lehinde yorumlanarak uygulanması anlamına gelecektir ki, muhalefetin seçim meydanlarında verdikleri sözlerin hiçbirisinin gerçekleşmesi mümkün olamayacaktır.

MHP, Başkanlık seçimlerinde kilit parti rolünü oynadı. Seçim gecesi kamuoyuna verilen mesaj, seçilen başkanın 4 dakikalık Devlet Bahçeli’yi ziyareti, 3. Tur oylama yapılmazdan evvel Bahçeli’nin verdiği demeç içeriği diğer muhalefet partilerince anlaşılamamış olmalı ki, boş irade ifadesiyle rakip partinin adayı seçilmiş oldu. Oysa beklerdik ki, Meclis Başkanlığı AKP’den mutlaka alınmalıdır. Liderlerin de bu düşüncede olduklarını bizler kabul etmiştik ve böylece sonucu heyecanla bekledik. Ne gelmişse başımıza şu kuru inat yüzünden geldi. İlle de benim adayım seçilecek inadı.

Kemal Kılıçdaroğlu’dan doğru bir okuma beklerdik. Bahçeli, grup toplantısından sonra, 3. Turda kendi adaylarının ikinci olmaması halinde boş oy kullanacaklarını açıklıkla söyledi. Öyleyse, Deniz Baykal’a düşen adaylıktan çekilmek ve üçüncü turda AKP, MHP ve HDP adaylarının oylanması gerekirdi. Bu duruma göre, Yılmaz’ın seçilme şansı neredeyse sıfır derecesindeydi. Kaçırıldı, neyse kaçan balık büyük olurmuş. İleriye bakalım.

Bahçeli’nin bu taktiği, tabanın bir kısmından önemli derecede eleştiri aldı, söylenenler şunlar:

“İlk beraberlik, Abdullah Gül’ü seçtirmekle başlamıştı. İşimiz gücümüz yokmuş gibi bize Otuz yıl tartıştırılan başörtüsüne destek vererek, zihinlerinin altındakini iyice açığa çıkardılar. Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında ağızlarını bir kere bile açmayarak, adeta yapılan soruşturmaları, zindana tıkılan generalleri, ordunun tarumar edilişini zımnen desteklediler. Türk ordusunun yurtdışına çıkışına destek olurlarken, yabancı askerlerin Türkiye’den geçmesine de izin verilmesini birlikte çıkardılar. Cumhurbaşkanı’nın, nerede miting yaparsa aynı yerde ertesi günü miting yapacaklarını söylediler, biz de “işte politika budur” diyerek övgülerimizi gönderdik. Gecikmeli olarak bir yer (Kırşehir) hariç, başka hiçbir yere gidemediler, sözlerinde duramadılar, başka bir anlamda AKP’ye desteklerini devam ettirdiler.

Şimdi, tutmuşlar. İlle de AKP Hükumet olacak, ille de AKP’li birisi Meclis Başkanı olacak diyorlar.

Ya Hû,

Bunlar nasıl insanlar? Bunların hiç aklı, izanı, basireti, fikri, danışmanı, danışanı, bileni, bilgici, bildiricisi, dini, imanı, kitabı…

Yok mudur?

Neler oluyor Allah aşkına?

6 Haziran’da söylediklerini ne tez unuttunuz? Daha kaç gün geçti aradan. Haydi, siz unuttunuz, bizlere de mi unutkan demek istiyorsunuz?”

Ayrıca şunu da söyleyelim.

AKP’nin Meclis Başkanlığına aday gösterdiği kişi asla AKP yönetimince belirlenmemiştir. Yüksek yerlerin kullanılmaya müsait garip bir adayıdır. NATO civarlarına, Beştepe muhitine bakınız. Sonra, Milli Savunma Bakanlığı serüvenine bakınız. Onun zamanında ordu tarumar edilmiştir. Genel Kurmay başkanı onun zamanında tutuklanmıştır. PKK kolayca şehirlere inerken onun zamanında ordu kışlaya tıkılmıştır.

Ağzını bile açamayan bu insan mı Gazi Meclis’e Başkan olacak?

Ne yapalım ki, oldu.

Kaht-ı Rical denmişse, o kadar da değil.


Analar ne Başkanlar doğurur!...

5 yorum:

  1. Ahmet Ertik .
    Biz demokrasiyi bize nasıl yutturmaya çalışıyorlarsa öyle anlıyoruz.
    Sıradan bir insan da başbakan olmalıymış, cumhurbaşkanı olmalıymış safsataları.
    Dünya ülkelerinin hiç birisinde hele de dünyayı yöneten ülkelerde hiç bir yönetici tesadüfen (demokrasi) yoluyla gelemez.
    Bakınız özgürlükler ülkesi (güya) Amerika; Araştırınız kurulduğundan beri aynı hanedan tarafından yönetilir. Bakanlıkları ve diğer önemli noktalardaki yöneticileri dahil. Barak Obama bile bu hanedanın bir parçasıdır. Bakmayın onun deri rengine. Söz konusu ettiğim hanedanlığın bir zenciyle gönül eğlendirmesinin mahsulüdür vakt-i zamanında. Ya da yeminli "Başkan Müşaviri"dir bizde olduğu gibi.

    YanıtlaSil
  2. İlhan Yalçın.
    "AKP’nin Meclis Başkanlığına aday gösterdiği kişi asla AKP yönetimince belirlenmemiştir. Yüksek yerlerin kullanılmaya müsait garip bir adayıdır. NATO civarlarına, Beştepe muhitine bakınız. Sonra, Milli Savunma Bakanlığı serüvenine bakınız. Onun zamanında ordu tarumar edilmiştir. Genel Kurmay başkanı onun zamanında tutuklanmıştır. PKK kolayca şehirlere inerken onun zamanında ordu kışlaya tıkılmıştır. "-Mahmut Emin

    Benim İsmet Yılmaz hakkındaki görüşlerimi, öyle bir çürüttünüz ki Hocam, savunacak yanım kalmadı.
    Demiştim ki, "Yıldırım Akbulut" karakterinin günümüzdeki uzantısı. Yanılmışım. Yanıldığıma üzüldüm.

    YanıtlaSil
  3. Ahmet Takan'ın başarılı kulis haberleri bomba gibi düşüyor meydana, buyurunuz, bizim kulislerden uzak kendi yorumumuzla birlikte değerlendiriniz:
    "Kemal Kılıçdaroğlu ile Devlet Bahçeli arasında özel bir hat kuruluyor. MHP Genel Başkanı CHP liderine AKP’ye karşı ortak hareket etmek için bir teklif sunuyor. Teklifin flaşı şu “Deniz Baykal’ı aday gösterme. Göstereceğiniz başka bir aday üzerinde ortak hareket edelim.” Deniz Baykal’ın Recep Erdoğan ile görüşmesinden çok rahatsız olduğunu ve bir oyun kurulduğunu açıktan anlatan (zaten bunu kamuoyu önünde de söylemişti-aht-) Bahçeli’nin şöyle dediği belirtiliyor;
    “Ben 10 milletvekilimi kaset tezgahları yüzünden verdim, kaybettim. Gelin başka bir aday etrafında birleşelim. Deniz Baykal’ı aday gösterirseniz ben bunu kimseye anlatamam. Ne tavanıma ne de tabanıma.”
    MHP kulislerinde Bahçeli’nin Kılıçdaroğlu’na, Haluk Koç ve Mehmet Akif Hamzaçebi’yi seçenek olarak önerdiği ve cevap beklediği fakat CHP’de yapılan değerlendirmelerin sonrasında Kılıçdaroğlu’ndan olumlu yanıt gelmediği ifade edildi.
    MHP kaynakları, 3’üncü turun başına kadar Kemal Kılıçdaroğlu’na “Deniz’e düşen Baykal’a sarılır” yaklaşımında zorunlu olmadıklarını Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP’li yöneticilere ısrarla vurguladıklarını belirtip şunları söylüyor;
    “3’üncü turdan hemen önce CHP’ye bir hamle daha yaptık. ‘Gelin çatı adayımız Ekmeleddin İhsanoğlu’na destek verin’ dedik. ‘Devletin 2 numarasını seçiyoruz. Ekmeleddin Bey’in meşruluğundan kimsenin en ufak bir şüphesi yok’ diye ısrar ettik. Toplandılar ve bize ‘çatı aday mı kaldı’ diye cevap gönderdiler.”
    Peşin peşin söyleyeyim; Bu aktardığım şok kulis haberin tüm karşılıklı sağlamalarını MHP ve CHP kaynaklarından yaptım. Ambargo yüzünden yazamadıklarım da dahil."
    Ahmet Takan, 3 Temmuz Yazısından..

    YanıtlaSil
  4. TC Ali Rıza Söğüt :
    MHP de de adam bitti ki Ekmeleddin bey neredeyse her şeyimiz olacak. Çok değerli ve donanımlı insanlar liste dışı kalırken partiden ihraç edilirken bizimkiler Ekmeleddin bey için çarpışıyorlar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence durum tam öyle değil TC Ali Rıza Söğüt Bey. Ortada büyük güçlerin ileri sürdüğü bir satranç oyunu var, bir tarafın tüm zihnini ele geçirme çabaları varken, o taraf oyunda olduğunu ve gerekli hamleleri yaptığını söylüyor. Buyurun yapınız hamlenizi diyor ve sonraki hamle için düşünce egzersizleri yapıyor.
      Daha derin düşünerek çözüme gitmeliyiz.

      Sil

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...