24 Aralık 2014 Çarşamba

Dış Politika Yazmayı Denedim


Amerika Birleşik Devletleri Başkan Yardımcısı Bidden, “IŞİD’in Türkiye gibi müttefikler yüzünden doğduğunu” söylemesinden sonra tartışmalar yapıldı ve sonunda, özür dilediydi, dilemediydi düzleminde devam etti gitti. Özür dilediğini söyleyenler havuz medyası taraftarları, diğerleri ise bekledikten sonra, Başkan’ın kendi ağzından “özür dilemediği”ni söylemesini tekrar etmekten öteye, kısır siyasi kapışmayı geçmemişti. İstanbul ziyaretinde ise konu hakkında soru sorulmasına mani olunmuştu. Engellemenin kimden geldiğini ve neden engellendiğini bilmiyoruz. Bu engelleme işi ülkemizde pek sık rastladığımız bir eylem tarzı olduğundan, Yeni Türkiye’nin sıfatlarından olduğunun bilinmesi ile üzerinde durulmaya değer görülmemiş olabilir. Özellikle Güney Doğu yöresinde meydana gelen olayların basında yazılması, üzerinde konuşulması hemen mahkeme kararıyla yasaklanır ya, alışkınız biz, alışkınız!.

Bidden niye geldi? Kameralara karşı ve bilmemiz istenen kadarıyla bize yapılan açıklama şu: “Suriye meselesi, IŞİD’le mücadele ve Enerji güvenliği ve araya sıkıştırılan Kıbrıs. ABD ile Türkiye’nin stratejik, model ortak olduğu ve ilişkilerin mükemmel düzeyde bulunduğu.” Bunlar sıradan herhangi bir ülke ile yapılan görüşmeler sonunda bildirilen açıklamalara benziyor. Mutabakatın bulunduğu sorunlar üzerinde saatlerce (planlanandan 3 saat fazla) görüşmeler niye yapılır? Yoksa açıklanamayan ve bizden saklanan bazı bilgiler mi var? Toplantı sonrası gazetecilere yapılan açıklama toplantısında soru sorulmasına mani olunması da ilginç fikirleri üşüştürüyor nedense. Her mani oluşun, bir gerçeği kapatma ihtimali yüksektir nede olsa!.

‘Model ortaklık’ artık tıkanmış, çalışmıyor gibi. Sebep ne olabilir? Derinlerle görünenler arasında bir çatışma mı söz konusudur? Mesela şu üçüncü göz meselesi; Afrika dönüşünde uçakta gazetecilere ‘çözüm süreci’ hakkında: “Amerika’yla çözemeyiz. Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i biz bu sorunu kendi aramızda çözeriz” açıklaması, Başkan Yardımcısı ile görüşmenin uzamasına sebep olabilir mi? Ümit ederim ki, bu söz de, Libya için söylenilmiş -Ne işi var Nato’nun Libya’da- sözüne benzemez. Çünkü derinlerden dayatıldığına inandığım bu çözüm sürecinin her aşamasında, bu süreci dayatan da bulunmak istiyor, çünkü işler istenildiği gibi hızlı ve yolunda gitmiyor. Bir yandan Türkiye’de milletvekili genel seçimleri sath-ı mailine girilmek üzere, bir yandan mesela İmralı’daki mahpus bebek katilinin ev hapsine razı olunması ve bu politikanın yukarılardan dayatılması rahatsızlık veriyor olabilir mi? Veya Suriye rejimi ve Esad’ın gönderilmesi hususunda düşünceler arasında bir ayrılık mı var? Yoksa Rusya ağırlığını koyarak Suriye üzerindeki oyunlara son verilmesini mi istedi? Yoksa-yoksa BOP eş başkanlığına halel mi geldi?

Milli Gazete yazarı Prof. Seyfettin Erol’un 24 Kasım tarihli yazısına bir göz atalım, şu tespite ne dersiniz: “Bu ziyaretin önemli sonuçlarından biri de, ABD’nin Türkiye’yi Mayıs 2013’ten bu yana tecrit etmeye yönelik politikalarına her şeye rağmen ‘esnek mukavemet stratejisi’ çerçevesinde direnmeye devam edileceği mesajının diplomatik bir lisanla Biden’e verilmesiydi. Aksi olmuş olsaydı, toplantı ne bu kadar uzun sürer ne de taraflar basın açıklamasında soru sorulmasından kaçarlardı”.

Ortadoğu’da çıkartılan karmaşa ve ABD ileri gelenlerinin Türkiye ziyareti (Aralık’ta da Putin gelecek), demokrasi ve enerji konularının ön perdeye çıkartılarak, asıl gerekçelerin saklanması ise bir garip dış politika olarak ortaya çıkıyor. Neden mi? Enerji adı altında ortaya dökülen petrol ve gaz, ileri ülkeler olan ABD ve Rusya için artık eski önemini yitirmiştir. Bulunan yeni enerji kaynakları (kaya gazı gibi) özellikle ABD’yi rahatlatmış ve ülkelerin dizaynında bugünkü enerji konusunu o ülkelerin ihtiyaçları çerçevesinde değerlendirmiştir. Asla, ne ABD ve ne de Avrupa Birliği klasik enerji ihtiyacı için bir mermisini bile feda etmezler. Onların amaçları, enerjiyi (petrol, doğal gaz) göstererek, Ortadoğu’yu paylaşmaktır. Nitekim Ukrayna krizi de, Ukrayna’nın sahip olduğu verimli topraklar üzerine oturmuştur. Verimli topraklar ve o topraklarda çalıştırılabilecek genç nüfus.

Buraya bir de enerjiden de önde, dünyanın başına bela olmaya aday ‘SU’ problemini de ilave etmeliyiz. Türkiye’nin Güney Doğu ve Doğu’sunda bulunan su kaynaklarının, kendileri tarafından idare edilmesini istemektedirler. Tam da ‘Çözüm Süreci’ safsatasında ‘Üçüncü Göz’ taleplerinin gündeme taşındığı sıralarda!.

‘Üçüncü Göz’ün amacı, Dicle ve Fırat’ın üzerine oturabilmek için klasik enerji politikası taktiğini kullanarak, Kürt kartını açık tutmaktır. Türkiye üzerinden Suriye’ye geçen 152 kişilik omuzu Amerikan bayraklı Peşmerge askerlerine yapılan ‘Biji Serok Obama’ tezahüratını nasıl atlayabiliriz? Oraların sahibinin Amerika olması gerektiği daha başka nasıl anlatılabilir? Bölge için bolca suyu olan, bakir topraklar, yaşlı Avrupa’yı ve doymak bilmeyen ABD’yi besleyecek verimliliktedir. Yeter ki, toprağı, suyu ve ucuz iş gücünü kullanmayı becerebil.

Avrupa’nın Ukrayna üzerine değişik ekonomik politikalarla (Gümrük Birliği’ne girmelerinin istenmesi gibi) saldırması üzerine, Rusya sessiz kalmamış, direkt müdahale ederek oynanan oyunu bozmuştur. Bu arada Kırım’ı da ilhak ederek Karadeniz’e açılan kapısını sağlamlaştırmıştır. Bunun üzerine Rusya’ya petrol üzerinden oynan oyun, milyarlarca dolarlık zararına rağmen Rusya’yı pek etkilemiş görünmüyor. Çünkü parasını sağlamlaştırdı, dostlarını kavileştirdi. Hatta rahatlıkla söyleyebiliriz ki, bir yıl önceye göre daha güçlü bir Rusya var şu an itibariyle. Petrolün varil fiyatı yarı yarıya düşmesine ve ABD’nin dümen suyundaki Suudi Arabistan’ın petrol satışlarında herhangi bir kısıntıya gitmemesi bile, kıskaca alındığı sanılan Rusya’nın umurunda olmuyor.

İran – ABD yakınlaşmasını da göz ardı edemeyiz. Yakında sağlanacak olan İran’ın ‘nükleer enerji tesisleri hakkındaki’ anlaşma ile artık İran’ın ABD ve Avrupa için problem olmayacağı düşünülmektedir. Ancak, devletlerarası anlaşmalar da karşılıklı talepler masaya yatırılıp, uzlaşmalar buna göre yapılmaktadır. İran’ın şartlarından birisi de Suriye ve Esat’tır. Çünkü Esad, İsrail’e karşı sağlam bir kale olarak kabul edilmektedir. Durum böyle olunca ABD Suriye ve Esad konusunda bir adım geri çekilmiş olmalıdır. Sanırım, Türkiye’nin, ABD tarafından ‘tecrit edilme’ politikasının sebepleri anlaşılmış oluyor.

Peki, biz ne yapıyoruz?

Saraylar inşaa ederek, geleceğimizi rahat ve huzur içinde geçirmenin planlarıyla meşgulüz. -Hala, ye kürküm ye- meselesi!..

Aksini söyleyeceklere sütunumuz açıktır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...