Ana içeriğe atla

‘Hâkim Kararı’!


Asıl hukuka başkaldırı, asıl hukuku çiğneme “bir kere anayasayı çiğnesek ne yazar” laflarıyla başlatılmıştı. Onun izinden gittiklerini propaganda edenler de, “gücünüz yeterse yıkın” gibi sakil, sakil oldukça da edep sınırlarını aşan, hukuk sistemine hakaretler içeren laflar ettiler. Daha dün yargının bir kararına karşı, kararın yargıcına hitapla “vatana ihanet ettiğini” bile söylediler, çıkan karar istedikleri gibi olmadığı için.

Devlet yönetiminin en üst kademesinde oturanların bu tavırları, halk kesimlerinin kahir ekseriyetinde hâkim kararlarına karşı duyarsızlık yarattı, yargıya saygıyı bitirdi. Mahkeme kararları artık insanlar üzerinde istenen etkiyi bırakmıyor, çünkü itibarı yitirilmiş hâkimin kararı tesirsiz oluyor. İtibarsızlaştırılan devlet idarecilerinin kararları da itibarsız hale gelmiştir. En son örneğini de, hâkimin verdiği bir kararı uygulamayacağının bazı gazeteler ve televizyonlar tarafından deklare edilmesiyle yaşadık. Nitekim, yayın yasağı üzerine bazı kanallardaki haber spikerleri ağızlarını bağlayarak, yasağı protesto ettiler.

Nasıl söylenilirse söylenilsin, erkler ayrılığının bir bölümü itibarını yitirdikten sonra, gözden de düştü. Artık, hâkim kararları uygulanmazsa sanırım kimsenin diyeceği de bir sözü olamaz. Yasama, yargı ve yürütme ayakları, tümü birden yara aldı. Çünkü çürüme bir kere başlamaya görsün, sepetteki elmaların tamamına sirayet eder. Elmaları kurtarmanın yolu ise, çürüyen elmayı çıkarıp atmaktır. Yapılması gereken budur.

Güney Doğu’da devlet çökertilmiş, ordunun eli-kolu bağlanmış, Türkiye Cumhuriyeti Mahkemeleri çalışamaz hale sokulmuştur.

Eşkıya vergi topluyor, mahkemelerini kurmuş, okullarını açmış, polis gücünü yerleştirmiş…

Bizimkinin aklına ‘KAMU DÜZENİ’ geldi.

Aklınızı seveyim.

Paralel safsatasıyla uğraşırken, asıl paralel yapılanmayı ıskaladılar. Hala, Esad düşmanlığı kışkırtılarak Türkiye içindeki olumsuz gelişmeler perdelenmektedir.

Hukuk sistemine olan itibarın zedelenmesi de tüm bu karmaşanın ardından geliyor. Tamiri oldukça zor bir durum. Artık, insanımız direnme moduna geçirilmiştir ve bu otomatik bir işleme durumu almıştır. Bundan böyle, kararlarını verirlerken Hâkimler de, acaba bu kararı beğenecekler mi, beğenmeyecekler mi ikilemi doğacaktır. Hukuk rafa kaldırılacak, kamu düzenine anarşi egemen olacaktır. Yargı kararlarına uyulmaması durumu tam bir kaos ve anarşidir.

İmam-cemaat benzetmesi cuk oturur içinde yaşadığımız ortama. Cemaatin temizliği, imamın temizliği ile at başıdır. Cemaat imamı takip eder. Yargı kararına güvenmeyen ve o kararı veren hâkimi, ihanet-i vataniye gibi bir suçla suçlarsanız, halk da bu yolu izlerse yandı gülüm keten helva.

Çıkış nedir?

Çıkış görünmüyor maalesef. Önümüzdeki seçimlere kadar da kaos devam edecek. İktidar partisinin oy oranlarında gözle görülür düşüşler yaşandıkça, yönetim sertleşecek, sertleşmeler güvenlik devleti uygulamalarını artıracak ve demokrasiden uzaklaşıldıkça, yargı kararları da tartışılacak ve uygulanmama başlayacaktır.

Sabırla koruk helva olur.

Sabırla seçimleri bekleyeceğiz ve gereken ders sandıkta verilecektir.


Yüksek koltuklarda oturanların kışkırtmalarına da yüz vermeyeceğiz. Yırtınmaları boşuna. Milleti ve devleti getirdikleri yer çözülme noktasıdır.

Yorumlar

  1. İlhan Yalçın :
    Hocam, bu yozlaşmada idare edenler kadar Hakim ve Savcıların da payı var. Ne savcılar ne de hakimler devlete de yargıya da sahip çıktı. Ya menfaat dağıtıldı sustular ya korkutuldular, sustular.
    En azından 12 Eylül 2010'da gerekli tavrı ortaya koysalardı, bozulmayı durdurabilirlerdi.
    Çıkış noktamıza gelince; Size aynen katılıyorum.
    Çare olarak da borç olarak Türkiye'ye akan sıcak paranın bir vesile ile durmasını umuyorum. Seçimler, ancak o zaman gerekli neticeyi (AKP'nin gitmesini) verebilir. Gelecek olan YCHP zihniyeti olursa, hiç bir şeyin değişmeyeceğini de adım gibi biliyorum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…