Ana içeriğe atla

Kardeş Kavgasına Mehel


Adil düşünebilme yetisini kaybetmiş kafalar, daima geçmişin ıvır zıvır hatalarını hatırlar. Hatta bu hataları, kendisinin ürettiği de vakidir. Suç var mı? Şüpheliyse, cezalandıramazsın. Vicdan, küllidir. Tamamının, topyekûn hepsinin görülemediği durumlarda kanaat belirtmek zayıflık işaretidir. Peşin hükümlerin, zanların bir-iki edebi cümlelerle açıklanması hakikati ortaya koymaz. Açıklanan senin ‘korku’, ‘endişe’, ‘acelecilik’, ‘kandırılmışlık’, ‘vehim’ gibi kuvvetlerin zihninde yarattığı zanlardan başka bir şey değildir.

Ne olursa olsun adalet ile hükmetmek, insan olmanın da bir zaruretidir.

İftiralarla, kara çalmalarla suç isnat edip mahkûm etmek, ortaçağ karanlığının, kilise baskısının hala yürürlükte olduğunun bir kanıtıdır.

İnandığını söylediklerin, senin zanlarından ibaret olan deli saçmalıkları. İman, insanı arşa çıkartan mücevherlerden yapılı nadide merdiven. Karşıyı koruyan, sakınan, zulmetmeyen, basamaklarının her çıkışta bir mana ve bir kademe yaşatan muazzam ilahi yapı.

“Aslı olmayana” iman ise, ataların yadigârı. Hamur teknesine doldurulmuş küflü karışımın taze hamur olduğunu iddia ile geçen beyhude bir ömür. Biliyorum şimdi sen bu ‘ataların yadigârı’ sözünü de yanlış anlayacaksın. Varsın olsun. Zaten bizi böyle, böyle birbirimize düşürdüler. Düşünme yetimizi elimizden alıp, şeytan tuzaklarına bastırıp şeytanlaştırdılar. Yazık ki, bizde de buna uygun fıtrat varmış…

İslam adına kavgaya çıkanların, amaçlarından bihaber yaşadığı, zavallı, geri kalmış koca bir yığın.

Haydi, buyur. Savaş ortada. Düşman içine yerleşmiş. Çıkar çıkarabilirsen. İman safsatasıyla sarıldığın hurafeler nasıl yardım edecek görelim bakalım.

Yanı başımızda patlayan bombalar bile uyandıramadıktan sonra. Bir yerden gelirdi patlama sesleri önceleri, şimdi sıkıştırıldık iki-üç taraftan üst üste gelmekte. Uykular bölünmekte lakin uyanmak, uyandırabilmek hayal. Ne isterler? Aynı patlamaların bizde de olmasını. Ve hatta aynı dava arkadaşlarının birbirleriyle kavga edip, ellerini kana bulamasını. Arkadaşlardan bir taraf ise, koşar adımlarla düşmanın hedefine yardım etmekte.

Heyhat!

Buyurun size adalet: mahkûm ettiğin insana “son söz” Hakk’ı bile vermiyorsun! Nerede görülmüş, hangi divanda var böyle bir durum? Son söz Hakk’ı, kim bilir, davayı baştan yenileyecek muazzam bir sözün edileceği Hakk’tır, kim bilir? Ve sen, adaletin, üstelik ilahi Adaletin tahakkuk ettiğini yüksek sesle savunacaksın, kuşları güldürme bari.

Adalet’i bir gün sana da lazım olacağı için değil, adil olmaya mecbur olduğun için uygulayacak ve isteyeceksin. Dağ başlarındaki, yaylalardaki otlar niye kurur biliyor musun? Adalet ile o otun dibine bir bardak su veren olmadığı için. Bari sen, kendi bahçendeki otları, ağaçları sulamayı ihmal etme.

Gazali, “adil olmayan bir iktidarı değil, dinsiz bir iktidarı yeğlerim” sözünü niçin söylemiş olabilir? Düşünülmeye değer.

Şu satırları Prof. Hasan Onat’tan okuyalım: “İnsanoğlu, kendi yarattığı dünyaya kendisini zincirleyebilen; kendisini mahkûm edebilen bir varlıktır. Bunun adı, bazen kendi kendini kandırmadır; bazen akla uygun hale getirmedir; Kur’an dilinde ise, kalbin mühürlenmesidir. Kendi tercihleri, yapıp ettikleri yüzünden kalbi mühürlenen insan çelişkileri göremez, doğrudan yana tavır alamaz ve insan ilişkilerinde adaletli davranamaz.”

***

Konuyla ilgili Ayet-i Kerimeler:

“Ey iman edenler, adaleti uygulamaya aziymli olun! Ana-baba veya akrabanız aleyhinde de olsa, zengin veya fakir fark etmeksizin Allâh için şahitlik edin; Zira Allâh hakkı, ikisinin de önündedir! O halde adaleti sağlamada geçersiz kabullerinize tâbi olmayın! Eğer gerçeği çarpıtırsanız, muhakkak Allâh yaptıklarınızın yaratanı olarak Habiyr’dir” (Nisa/135)

“Ey iman edenler… Allâh için dosdoğru durun, âdil şahitler olun… Bir topluluğa olan nefretiniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin! Adil olun, bu anlayış korunmaya daha yakındır… Allâh’tan korunun! Muhakkak ki Allâh tüm fiilerinizi (onların yaratanı olarak) Habiyr’dir. (Maide/8)

“Değerlendirmeyi (Uluhiyet hükümlerine göre) adaletle yaşayın ve mizanı dengelemede yanlış yaparak hüsranı yaşamayın!” (Rahman/9)

“Sen körlere doğru yolu gösteremezsin, saptıkları yanlış yoldan çıkarmak için! Sen sadece teslim olmuşlar olmaları dolayısıyla, varlıklarındaki işaretlerimize iman eden kimselere işittirirsin” (Neml/81)

***

Değerli ilim adamı ve düşünür Zekeriya Kökrek’in “S. Ahmet Arvasî’yi anlamaya çalışmak başlıklı makalesinden bir cümleyle bitirelim yazımızı, (haberakademi):

“Bizim açımızdan önemli olan, kapitalizmin ve komünizmin iddialarının ve birbirlerini tenkitlerinin bütün olarak değerlendirilmesi, önemli ve değerli verilerin kendi düşünce sistemimiz içerisinde yorumlanmasıdır. Bunun yanında, modern dönemde onlarla ortak yanlarımız olması kadar doğal bir durum yoktur, ancak farklılıklarımızın onlardan eksiklik olarak görülmemesi, bunların bizim asıl gücümüz olduğunun bilinmesi gerekir. İnsanlığın aradığı hakikat, hakkaniyet, adalet arayışına cevap verebilecek bir hayat tarzının, yönetim anlayışının ve dünya tasavvurunun ortaya konması ülküsü yolunda çabalar devam etmelidir.”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…