19 Ekim 2012 Cuma

Bir Muhafazakârın Hatası



 “Tasavvuf hayatının 87 yıldır yasaklanmış olması çok ciddi bir fakirliktir. Bu fakirlik sadece sosyal hayat açısından değil. İrfan ve tefekkür açısından büyük bir fukaralık yaşıyoruz. Hiç mütefekkir yetiştiremedik. 90 senedir peşinden gidilecek, kitleleri sürükleyecek bir adam yetişmedi. Bizim gençliğimizde peşinden gidilecek 2 sembol isim vardı. Biri Necip fazıl, biri Nazım Hikmet.”

5 Ağustos 2012 tarihli Yeni Şafak Gazetesinde Emeti Saruhan ile yaptığı röportajda buları söylüyor Tuğrul İNANÇER.

Kendisini Televizyonlardaki sohbetlerinden tanıyoruz. Babacan tavırlı, pek sesli, soyadı gibi inançlı, bilgili, hoş sohbet bir zat-ı muhterem. Özellikle Şeb-i Arus günlerinde, TRT’deki yorumları, Mevlânâ anlatımlarının tadına doyulmaz. Gel gelelim, röportajında yukarıdaki söyledikleri hakkında bizim de söyleyeceklerimiz var.

“Çok bildiğini sanan çok yanılır”, kimi zaman da birilerini (ağyar) hoş tutmak için söylenen sözler, kim bilir diğerlerini (dost) yaralar. Senin bilgin sende kalsın. Kimseyi kırmana gerek yok. Kimseye çamur atmana gerek yok. 

İz çamuru atanın elinde kalır.

Başka manalar yükleme, ağızdan çıkan kelimelere. Ya olduğu gibi kabullenmeye bak, ya da kendine başka bir kapı bul. Anlamaya da çalışma. Neyi anlayacaksın ki, Anlamak istediğin nedir ki,

Anlayabilmek için bilmek gerektir. Anlamaya çalıştığına göre de biliyorsun demektir.

Madem biliyorsun ne işin var, sana yad ellerde. Otur, bilgin ile bildiğin ile anladığın ile amelini yap. Yorma kendini.

Kadim kültürümüzde şöyle denir unutma;

“Anlamaya zorlama kendini, zevk edin kâfidir.”

Neresinden baksanız bir Cumhuriyet eleştirisi. Hakk’ınızdır. Eleştirebilirsiniz. Ama eleştiriniz doğru olsun.

“Tasavvuf hayatı” değildir yasaklanan. İrfan ve kültür hayatımızdaki fakirliğin sebebi de “yasaklamalar” değildir. Tam tersi, “yasak”lananın ne olduğunu akıl edememek, niye yasaklandığını kavrayamamaktır fakirlik. Sosyal hayatta yaşanan fakirliğin sebebi niye tekkelerin kapatılmış olması olsun ki? Özellikle 38’den sonra eğitim sisteminin emperyal güçlerin istedikleri gibi yapılandırılması ve onlara eğitim politikalarında söz hakkının verilmesi ile başımıza gelenleri düşünmeliyiz.

Aslında “peşinden gidilecek”, kitle sürükleyicileri olarak verdiği iki isim için ne söyleyebiliriz, aslında o isimler verildikten sonra laf biter. Adı geçenlerin ne fikirleri, ne şiirleri röportaj veren kişinin anlattığı “tip”ler değildir. Sonra, hangi ehli vukuf’un peşinden kitleler sürüklenmiştir? Yok, böyle bir şey. Tam tersi, kitleler, kendilerine edilen vaatlere bakar, süslü laflara bakar, ‘cennet müjdesine’ bakar… Popülist siyasetçilerin işidir bunlar. Hiçbir ehli hakikat bunlara tevessül etmez, gerçeği, hakikati, doğruyu, Hakk’ı bildirmektir onların işi. O halde halk kitleleri de onların peşine değil, pembe laflar eden “Fazıl gibi, Ran gibi” kişilerin peşine düşecektir.

“Hiç mütefekkir yetiştiremedik” sözünün üzerinde bile durulmaz. Çünkü hal’i tanımıyor, asrı kavrayamamış, hatta kendini bile bildiği şüpheli. Mütefekkirin bol olarak bulunması hali, mütefekkirimizin bulunduğu anlamına gelmez. Az bulunur, altın gibidir. Pahası azlığındandır. Bütün zamanlarda böyledir. İnsan bölü nüfusunuzun sayısı nedir? Mealindeki bir soruya, 1/bir milyon iyi bir orandır demiştim. Bu ifademde halen durmaktayım. Evet, nüfusunuzun bir milyonuna bir adam düşmesi iyi bir orandır. Öyleyse hazretin ettiği, kendinden ağır lafın bir kıymeti harbiyesi de yoktur.

Fazla söz lüzumsuzdur. Türkü mısraıyla bitirelim.

“Danışan dağları aşar mı aşar / Danışmayan düz yolda şaşar mı şaşar”

Büyüklük hastalığının tedavisi zordur.

Tevazuu denizinde yüzmek yiğitlik ister.

1 yorum:

  1. Harun Meral :

    Anadolu’da Türk birliğini tesis eden, devlet kurulmasının manevi mimarı olan gerçek tasavvuf anlayışının da, bozulmuş tarikat anlayışına kurban edilmesi bence eleştirilmesi gereken bir konudur.

    YanıtlaSil

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...