Ana içeriğe atla

Yargılanan Kimdir, 12 Eylül mü?


Kullandıktan sonra bir kenara atarlar, kâğıt mendil gibi. 30 yıl boyunca dokunmadılar, çünkü onların kurdukları sistem hala kendi lehlerine işliyordu. 10 yıl önce iş başına getirdikleri siyasi grup, artık eskiye ihtiyaç göstermeyecek kadar yeni politikaları uyguluyorlardı. Onların yerlerinin daha da sağlamlaştırmak, onlara karşı halkın sevgisini, teveccühünü artırmak için yapılacak olan da, eskiye dönerek onların kullanılma süresinin de sonuna geldiğini bildirmek ve imzalamak için yargılamalarını gündeme taşımaktı.

Yapılan bundan ibarettir.

Yakın geçmişten örnek olarak de Mısır Diktatörü Mübarek yeter.

12 Eylül 1980 ihtilali ilginçtir, “bizim çocuklar kazandı” cümlesiyle ABD Başkanı’na bildirilir. “Tereyağından kıl çeker gibi.”

“Yeşil Kuşak”, iki kutuplu dünyanın, S.S.C.B ve ABD çatışmasında düşünülmüş sosyolojik (güya) tedbirler zinciridir. Başarıyla kuruldu. Nedir? 1978 Pakistan darbesi, 1979 İran darbesi ve 1980 Türkiye darbesi; S.S.C.Birliğini yalnız bırakmaya yönelik dinci darbeler. Çok ilginç, 12 Eylül darbesini de dinci darbeler olarak tarihin sayfalarına not ediyoruz.

İhtilal Lideri işine “Hoca’nın Oğlu” olarak başladı. Yaptığı yurt gezilerinde “Ayetler” okudu, ayet mealleri uçaklardan atıldı, en çok imam Hatip Okulları bu devirde açıldı, her isteyen istediği gibi Kur’an Kursları açabildi.

En önemlisi, Atatürk adına yapılanlardı. Yaptıklarının tamamı milletin Atatürk’ten nefret etmesini sağlamaya yönelikti. Atatürkçülük adına hava alanının, spor salonlarının, caddelerin, salonların, yapıların adlarını değiştirdiler, radyo ve TV’de (O zaman Sadece TRT vardı) her gün insanları bıktıracak derecede Atatürk konulu sohbetler yaptırdılar. Öyle ki, millet yeter artık be.. dedi. Demek zorunda kaldı.

24 Ocak 1980 tarihinde ekonomi yönetiminde yeni kararlar alınır. Liberalleşme ve kapitalizmin ‘bırakınız geçsinler’ cümlesiyle özetlenen serbest piyasa ekonomisinin uygulanmasına yönelik kararlar, Türk Parasını Koruma Kanunu esnekleştirilip, Türk Lirasından kaçmak için nelerin yapılması gerektiği kararları.. bu kararları alan heyetin başkanı Turgut Özal’dı. (Daha sonra yüksek enflasyon belası patlamıştı).

8 ay kadar uygulamada bir başarı sağlanamadı. Kararlar alındığı gibi sürüncemede kaldı. Liberalleşme kararlarının uygulamaya konulması için Turgut Özal “Tek Yetkili” olarak iş başına gelmek istiyordu. Başbakan olamazdı. Milletvekili değildi. Üstelik sık sık kapatılma ile karşılaşmış bir dinci siyasi oluşumdan milletvekili adayı olmuş ama seçilememişti.

Bu durumda askeri müdahale tek çare olarak yapıldı.

Ve… Turgut Özal’ın kurduğu parti ezici çoğunlukla iktidara taşındı. (Mevcut duruma çok benziyor!)

24 Ocak kararlarının uygulanmasına geçilmesi için hiç bir sebep kalmamıştı. Turgut Özal, kadroları içine dinci düşünceli kişileri yerleştirdi, uzun süre Bakanlık koltuklarında oturttu. Bütün uygulamalar dini kelimelerle gizlendi, bütün söylemler dini terimlerden alınarak halkın zihni bulandırıldı. Bizim insanımız dindardır. Dine dayalı kelimelere, söylemlere duyarlıdır. Böyle olunca, bu söylemleri yapanları bağrına bastı. Müslüman olarak, Müslümanları oylarıyla destekledi, uzun süre iktidarda bulundurdu.

Bu arada da iktidar liberalleşmenin, küreselleşmenin isteklerini hiç bir itirazı olmadan, üzerinde hiçte tartışılmadan bütün kanunları çıkardı.

***

Bu günlere gelindi.

Şimdiki iktidar güçleri hakkında laf etmeye lüzum yoktur. Malumlarıdır.

Küreselleşme konseptindeki değişimler neticesinde, küreselcilere biat etmiş iktidarın yerinin sağlamlaştırılması için, eskilere tersten öykünerek yargılanmalarının önü açıldı.

Hepsi bu. Yargılamaların hiç bir önemi yoktur.

İhtilaller çocuklarını daima yemiştir. Liderlerinin de yenildiğini Mısır, Tunus, Cezayir, Libya, Sudan, Irak, İran, Pakistan, Afganistan (son günlerde de Suriye) örneklerinden biliyoruz. Bu kez, devrini, hizmetini tamamlamış bir yaşlı liderin üzerine tüm suçları yıkarak amaçları doğrultusunda ilerlemek istiyorlar.

Madem suçludur (ki, tabiî ki suçludur, bunun aksine bir şey söyleyemeyiz), yetkisiz olarak emir verme makamlarına kurulmuştur, demek ki, verdiği emirlerin tamamı yetkisizlikten ‘kanunsuzdur’. O halde, kanunsuz verilen emirleri yerine getiren, Başbakan, Bakanlar, Kamu Bürokrasisi.. taa odacısına kadar tamamı suçludur.

Bu dava dava değil, tiyatrodur. (Yargılanmaları gerekir ama sadece onlar değil.)

Türk Genel Kurmayı’na ihtilali yaptıran gücün (AB+D ve NATO) Hâkim karşısına çıkartılmasına kadar da tiyatro olarak kalacaktır.

Dikkat edilirse, “Yeşil Kuşak” projesi sağlam bir şekilde uygulanmış ve amacına ulaşmıştır. Yukarılara bakarsanız sözümüz anlaşılır.

Kullandıkları gibi atarlar bir kenara.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…