Ana içeriğe atla

Ameliyat ve Propaganda Merkezi…

Bütün bunlar Sayın Başbakan’ımızın vücudunda beliren bir illetin “laparoskopik” müdahaleyle alınmasından sonra gerçekleşti. Durumdan vazife çıkaran “Propaganda Merkezi”nin, ne yapsak da “partideki oy düşmesini parti lehine çevirelim” düşünceleri zihinlerine hücum ettikten sonra düğmeye basıldı. Ee.. dile kolay, laparoskopik müdahale bu!

Önce olaylar bir bir masaya yatırıldı. Günlerden Cuma idi o gün. Önce kahvaltı yapılır, kısa bir muhakeme sonunda abdestler alınır, oğul ve torun yedeklenir, Cuma Namazına gidilir, namaz sonrası (her Cuma çıkışında olduğu gibi) halkla konuşulur, eller sallanır, kameralara gülücükler yollanır, siyah makam arabasına binilir, önce torun arabadaki TV’yi çalıştırır, meraklı gözlerle dikkatlice seyrederiz, sonra Sayın Başbakan halkla selamlaşmayı bitirir, arabasına biner. Bir-kaç hafta önce beka âlemine yolcu edilen annenin mezarına gidilir, rastlantı bu ya sıkı güvenlik tedbirlerinin alındığını ön plana çıkaracak eli bavullu ve aileden birisinin ziyaretine gelen bir vatandaş yaka – paça çevrilir, elindeki bavulu bir kuytuda açılır, aranır, içinden giysilerden başka bir şeyin olmadığı anlaşılınca vatandaş serbest bırakılır. Başbakan annesine Kur’an okur. (Onlar böyle söylüyorlar, mezarda kim yatıyorsa onun için Kur’an okuyorlarmış!) ve Başbakan arabasına binerek gider, bir daha da görülmez. Bu son görüntüsüdür.

Resim gayet uygun! Artık, ameliyatın açıklanmasının bir zararı olmayacaktır. Kurgu tamam, resim tamam, haber tamam. Cuma Namazı ön plana çıkartılacaktır. Her hafta yapıldığı gibi, nekahet dönemi boyunca, ‘Müslüman Başbakan’ vurgusu kaybolan ‘OY’ları geri getirmeye yetecektir!

Açıklama yapılır. “Sayın Başbakan’ımızın, sindirim sistemindeki bir sorun laporoskopik operasyonla alınmıştır, sağlığında hiç bir sorun yoktur.” Burada bir hata yapılır. Ameliyatı yapan doktor da açıklanır. Prof. Dursun Buğra, özel uzmanlık alanı “kolon kanserine laparoskopik ameliyat!”. Bu bilgi öğrenilince meraklı kalemler, araştırmacı gözler tahminlerini hemen yaparlar.

Merkez bu arada her saat başı verilen haberleri dikkatlice izler ve belirlediği resimler, filimler ve metinlerle istedikleri biçimde millet haberdar edilir. En son görüldüğü Cuma günü, Cuma Namazı’ndan çıkışı, mezarlık ziyareti, ziyarette Kur’an okunduğu inceden inceden zihinlere nakşedilir. Herkes memnundur.

On gün boyunca kimseyle görüşmeyen Başkan, büyük bir ülkenin ikinci adamı ziyaret etmeseydi, resmini de kimse göremeyecekti. İki resim düştü piyasaya. Düştü ama, büyük ülkenin ikinci adamı yaptığı açıklama ile, Boşnak Hoca’nın tanımladığı anlamda “Bi’densizlik” etti. İlletin “erken teşhis” edildiğini, operasyonunda başarılı olduğunu açıkladı ikinci adam! Nerden bilebilirdi ki yabacı, “erken teşhis” tanımını Türkler sadece ‘kanser’ (ve/ya ağır) vakalarında kullandıklarını. Dolayısıyla tahmincilerin tam isabet kaydettikleri bir daha anlaşılmış oldu.

İstirahat ettiği evinin önünde kilometre uzunluğunda kuyruk oluşturuldu, oraya konan bir masa üzerindeki deftere, geçmiş olsun dileklerini yazanlar. bir ihtiyar nine bulundu tekerlekli iskemleye oturmuş, “Allah ondan razı olsun, geçmiş olsun, beni hacı’ya gönderdi” dedirttiler, bir çocuk bulup getirmişler, ağlıyordu hıçkırıklarla, “ben onu çok seviyorum” dedirttiler. Meğer televizyonda görmüş ve çok sevmiş. Doğrusu bu çalışmalarda fevkalade başarılıydı merkez.

Merkez, işi yaygaraya vermek bakımından, anlamsız konuları gündeme taşımaya çalıştıysa da pek başarılı olduğu söylenemez. Bu çabalarla kaybedilen oyları bırakın geri getirmek, giden oylara bile mani olunamadı.

Yalnız, ameliyat olan bir Başbakan’dan ziyade namaz kılan bir Başbakan vurgusu kaldı akıllarda.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…