Ana içeriğe atla

28 Şubat ve Emeğin Hakkı


BİRİNCİ KONU

“Farkında mısınız bilmiyorum, son günlerde “28 Şubat defteri açılsın mı, açılmasın mı” diye bir tartışma var. “Açılsın” diyenler de var, “açılmasın” diyenler de.”

Bu cümle Ahmet Hakan’a ait.

Şunları da biz ilave edelim. 28 Şubat’ı arayanlar, bugünleri iyi incelesinler. Bugün olanları o günlere adapte etsinler. Aha size 28 Şubat.

28 Şubat’ın mazlumları, o günlere rahmet okutuyorlar.

Fakat 28 Şubat eleştirileri yapan, tasdikli yandaşlar, bu günlerdeki 28 Şubatları asla eleştirmiyorlar. Ne denir. Etme bulma dünyası. Bir dostum da şöyle dedi: “tekrar eden bir senaryo, hedef değişik, şimdi karşı bir 28 Şubat yaşanıyor gibi.” Evet böyle, 28 Şubat ızdırabını yaşayan İslâmcı gruplar, bugünü asla eleştiremiyorlar, asla baskıların faşizan boyutunu görmek istemiyorlar, nede olsa iktidarın imkanlarından istifade ediyorlar. Yazık.

“Sivil” kelimesi, özgür beyinleri anlatır, üniformayı değil. Bu kelime ile sadece asker üniformasını anlayan beyinlerle ne konuşulacak? Konuşsanız da anlaşamazsınız zaten. Beyin esir olduktan sonra, elbisesi ha haki, ha renkli ne fark eder?

İKİNCİ KONU

Taa İngiltere’lerden getirdiğimiz Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, asgari ücretle ilgili; “asgari ücret 1.000.- Tl.ya çıkarılsa Türkiye batar mı” sorusuna; "Asgari ücreti ödeyen devlet değil, asgari ücretli devlette çalışan da yoktur, benim bildiğim kadarıyla. Asgari ücret özel sektörün ödediği bir ücrettir. Özel sektörde siz eğer ücretleri verimlilikle ilişkilendirmezseniz belki Türkiye batmaz ama firmalar batar. Onun için rekabet etmek zorundayız" cevabını vermiş.

1. Bildiğim kadarıyla diyor, bilmesi gerekirdi.

2. Devlette asgari ücretle çalışan yoktur. Diyor.

3. ücretleri verimlilikle ilişkilendirmekten bahsediyor, fakat bunun özel sektörde olmasını istiyor. Yani devlette verilen ücretlerin verimlilikle ilişkilendirilmesine gerek yok(mu) demek istiyor?

4. firmalar batar demiş. Türkiye batmaz ama, demiş.

5. Rekabet etmek zorundayız demiş.

Ben cümleleri nerden mi hatırlıyorum. KÜRESEL ÇETELERİN DEVLETLERE TALİMAT OLARAK BİLDİRDİKLERİ UYGULAMALARDAN. Örnek: Sendikaları güçsüzleştirin, işçilik ücretini düşürün, Sigorta primlerini indirin, işçiye zam yapmayın, grev hakkını kaldırın, birden fazla sendikalara üye olmayı kolaylaştırın…

Sayın Bakan küresel güçlerin ağzıyla konuşuyor. Tehlikeli sular bunlar. Sosyal politikaları güçlü bir şekilde uyguladıkları iddiasında bulunanların Maliye Bakanı’ndan bu tür sözler duymak ne haldir? Şu soru hiç sorulmadı galiba; “Asgari ücret, ücret midir?”

Alın teri kurumadan bedeli verilmesi gereken yüce bir değerdir emek. İşçinin hakkı, kamunun hakkıdır, kamu hakkı Allah Hakkıdır, işçisi zeval içinde hiç bir millet varlığını koruyamaz. Adalet ölçüsünün en önemli mihenk taşıdır emeğin karşılığının bi-hakkın verilmesi. Nice hükümetler, nice devletler perişan hale gelip, yıkılmıştır, sırf işçilerinin emeğinin karşılığını ödemedikleri için.

Prof. Nadim Macit şöyle söylüyor iki gün önceki makalesinde: “Milletin hukukunu sağlamada zafiyet gösteren devlet, devlet olma vasfını yitirir. Devleti yönetme görevini üstlenen veya buna aday olan bir fikî ve siyasî hareketin amacı, milletin hukukunu korumak olmalıdır. Türk devlet tarihinde her şeye karşı müsamaha gösteren siyasi otorite, hukukun ihlaline/törenin bozulmasına hiç bir şekilde müsaade etmemiştir. Modernleşme sürecinde demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletinin zeminini ve şartlarını Türk Milliyetçileri oluşturmuştur.”

Bu açıklamadan da anlaşılmalıdır ki, milletin çok önemli bir kesimini (kahir ekseriyet) oluşturan işçilerin emeklerinin hakları, karşılıkları, kısaca ücretleri eksiksiz ödenmelidir. Bu konuda yok rekabetmiş, yok enflasyonmuş, yok özel sektör batarmış gibi bahanelere yer yoktur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Kâh Çıkarım Gökyüzüne…”

Tahir Karagöz gençliğinin baharında yaşadığı olayı bizatihi anlatmıştı. Saadetin Kaynak’ın öğrencisidir. Müziği, besteyi, şarkı okumayı, ondan öğrenmiş, ses eğitimini onun yanında yapmıştır. Sonraları çok güzel şarkılara, çok güzel bestelere de imzasını atmıştır. Eserlerinde Kaynak’ın tesiri hemen göze çarpar. Mesela sözleri Yunus Emre’ye ait olan “Sordum sarı çiçeğe” isimli beste ona aittir. Tahir Hoca namıyla maruftur. Camii Musikisi üzerinde çalışmaları vardır. Gençliğinde nadir bulunan bir ses ve müzik eğitimine sahip olduğu için, özellikle mübarek gecelerde (kandillerde) zengin evlerinde ‘Mevlit’ ,’İlahi’, ‘Kur’an’ okumaya davet edilirmiş, o sıralarda Ankara Kale semtinde, Aslanhane Camii müezzini olarak çalışmaktadır.
Aslanhane Camii’ne yakın bir evde otururlar. O gün Ramazan’ın 27. Gecesi Kadir Gecesi kutlanacaktır. Ankara’nın Çankaya semtinde bir eşrafın davetlisidir. Hem oruç açılacak, hem de teravihten sonra Mevlit okunacaktır. Siyah takım elbiselerini, beyaz gömleğini, krava…

“Zeytindağı”ndan Cümleler; Falih Rıfkı Atay

Karargâh Kudüs’te, Zeytindağı’nın tepesindeki Alman misafirhanesinde idi. Şehre vardığım zaman iki gümüş çeyrekten başka param yoktu. Hemen karargâha yerleşmezsem, ne geri dönebilir, ne de otelde kalabilirdim.
***
Karargâha yirmi yaşında gitmiştim; şimdi yirmi dört yaşındayım. Ümit hayal ve iyimserlikten yoğrulan bu altın çağ, bir dede başı kadar yıpranmış, çileden geçmiş ve ağırlaşmış, onu omuzlarımın üstünde güç tutuyorum.
***
En sağlam sütunlar üstünde durduğu sanılan devir, bir karton kale gibi yıkılmıştı.
***
Bütün devlet iktidarını teslim alıp da, hükümeti eski devir adamlarına bırakan başka bir devrin partisi tarihte görülmüş müdür, bilmiyorum. İttihat ve Terakki, Büyük Harbin ortalarına kadar, bir türlü sadrazamlığı kendine lâyık görememişti.
***
Muharrirlerden biri şair Abdülhak Hâmit’i tenkit eder. Hâmit, Sait Halim Paşa’ya sızlanır. O da Hikmet Bey’i çağırıp; -Bir gazetecinin âyan-ı kiramından bir zata dil uzatmak ne haddi? (Bir gazetecinin soylu bir kişiye dil uzatması ne haddine?…

Yalan ve Siyaset Üzerine

Yazının başlığı “Siyasette yalan caiz midir?” Umberto Eco, Tempo Dergisi.
Başlık dikkat çekici, okutmaya sevk ediyor kendisini. Yalan ve siyaset! ve siyasette yalan caiz midir?
Siyasetçiler her konuştuklarında mangalda kül bırakmazlar, konuşamayacakları bir konu, bilmedikleri bir husus yoktur. Maşallah bilgi küpüdürler. Acaba böyle mi?
Yoksa meşhur olan bir Türk sözünde “şeyh uçmaz, müridi uçurur” denildiği gibi, siyasetçinin taraftarları mı siyasetçiyi yalancı konumunda bırakır? Sustuğu zaman eleştiririz, konuştuğu zaman eleştiririz. Bir eylem yaptığı zaman, eylemsiz kaldığı zaman eleştiririz. Bu kaderidir siyasetçinin. Sanırım bu durumu da bilerek siyaset yaparlar. En sağından, en soluna kadar durum böyledir.
Layık olduğu için siyaset yapan (yaptırılan) kaç kişi vardır bilmiyoruz. Onlar televizyonlardan, röportajlardan uzak bir hayat yaşıyorlar. Tek işleri, kendilerine verilen görevlerdir. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Onlara sözümüz yoktur. Sözümüz, bilinen, tanınan daima göz önünd…