15 Haziran 2014 Pazar

Şeytanının Secdesi


“Ben bir hayvanım” tespitini pek çok mütefekkir metinlerinin içine yerleştirmişler ve sonra gelenler sırf bu yarım cümleden dolayı sigaya çekmişlerdir, cümlenin ikinci yarısını hiç dikkate almadan. “Tanrı’nın inayetiyle insan olacağım.”

Kimisi, karşıdan gelen birisinin, elbisesini, ayakkabısını, şapkasını, sakalını, gözlüğünü görür. Diğeri ise, gözlerinin içinden girerek ruhunu. Kendini yani. Giysisine bakarak ikram-izzette bulunur bir kısmı, diğeri ise ezeli ve ebedi varlığın soluğunu arar, nezaketi bundandır. Boğazındaki, Avrupa’dan getirilmiş kravatı saygı duyulacak büyük bir kişi olarak kabul ettirir kimisine, mahallenin pejmürde delisi baş tacıdır diğeri için.

Kazanım nedir? Başlanılacak işe edeple başlayıp, irfan ile çıkmaktır. Bedenin terbiyesi ile ulaşılır edebe, edep ile girilen haneden çıkılır irfan ile.

Akıllı ilim adamlarının bir gayesi de, ‘ölüm’e çare aramaktır, ölümsüzlüğü bulmak. Bilse ki, ölen ‘bedendir’, ölen havandır. Şuur, boyut değiştirir, yani ölümsüzlük zaten mevcuttur. Bunu anladığı anda, hayatı ve araştırmalarının rengi, derinliği, boyutu da değişecektir. İnsan, evrensel vicdandır. Ölümsüzdür. Yürüyüş daima hayvaniyetten, evrensel İnsana doğru.

Nasıl ki, çaldığı kavalının çıkardığı nağmelere kulak veren koyun sürüsü, ne yapması gerektiğini anlar, yararlı otların bulunduğu bölgeyi, girilmemesi gereken sahayı ayırt eder, su içilme vaktinin geldiğini anlar, sürüden ayrılmamasının kendi hayatiyeti için lazım olduğunu duyumsar.. Böyledir. Bir kaval çalmalıdır daima, ne yapacağını hatırlatmak üzere. Ve çalar o kaval. Evde ana-baba, çevrede komşular, okulda hoca, iş yerinde müdür durmaksızın çalar durur kavalı, ahali bu ses ile sarhoş. “Her şey dile gelmiş / Bana Canan’ımı söyler”

Tek amacı vardır çobanın, sürüyü istenildiği gibi besleyip, hasarsız ağıla ulaştırmak.

Ağıla, yani; hedefe.

Âşık Sümmanî Baba bir deyişinde şöyle seslenir:

“Bî namaz dost olabilmez / Dostuna düşman gezer / Sureti âdemdir amma / İdrakinde hayvan gezer”

Değerlendirmelerimiz tamamen suretine, giyim kuşamına, zenginliğine bakarak olursa, insanlığı hakkında vereceğimiz karar eksik kalır, hatalardan kurtulamayız. Bu sebeple söylenmiş: “İnsanlar konuşa konuşa”. Fikrini almadan, vicdanına nüfuz etmeden verilecek karar, hayvanın dişlerine bakarak kalitesi hakkında karar vermeye benzer. Yanılgılı hayatlarımızın baş belası aculluğumuzdandır. Sabır ile koruk helva olur derler.

Prof. Süleyman Hayri Bolay, “Aşkın Değer”leri incelediği makalesinde, “Değerler tabiatta ve hayvanlarda var mıdır?” sorusunu sorar; “insanın eylemlerini değerlere göre ayarlaması ve hareket etmesidir. İnsan bu bakımdan değer koyan ve koyduğu değerlere bağlanan bir varlık olmasıyla hayvanlardan farklılaşmaktadır.” Der ve değer hakkında şu bilgileri verir.

 “Eşya ile münasebetlerimizle ilgili değerler, sanat değerleri ve daha üst nesneler dünyasının değerleri” bu üç değer görünüşüne ‘içkin değerler’ tanımını yapar;

Ve “Bir de insanla diğer insanların, insanın kendi kişiliğiyle başka şahsiyetler arasında kurulan ilişkilerle ortaya çıkan değerler vardır. Bunlar duyu verilerini aşan değerlerdir. İnsan şahsiyetleri arasındaki ilişkilere ait olan değerler, duyu verilerini aşar ve ‘ben biliyorum’ yerine ‘ben inanıyorum’ hükmü kullanılır. Bunların, tecrübelerin dışında bir manası ve zaman üstü bir devamlılığı vardır. İşte bu değerler, inanmaya dayanan değerler olup bunlar ahlâk ve din değerleridir ki bunlara aşkın değerler denir.”

Dikkat edilirse, kimsenin şahsiyetine hücum etmeden (ki, şahsiyete hücum, Hakk’a hücumdur), sahip olduğu değerler hakkında bir karara varılması, sorular ve sorunların hallinde önemli bir başlangıç olacaktır. Çünkü Hoca’nın anlatımıyla da, insanın değerlere sahip bir varlık olması lüzumu, onun nasıl ve hangi değerlere sahip olduğunun anlaşılması lazım geldiğini de anlatır. Aksi halde sırtındaki binlerce liralık esvabı, eşeğin altın semeri mesabesinde olacaktır.

Yunus Emre’nin bir dörtlüğünü yazmanın sırasıdır:

“Âşksızlara verme öğüt, / Öğüdünden alır değil. / Âşksız âdem hayvan olur, / Hayvan öğüt bilir değil.”

‘Beşer’, Halifetullah olabilme özellik ve imkânlarıyla donatılmış. İş o ki, esmaları açığa çıkarıp, insan ve halife makamına geçebilmek.

İşte, tefekkür ehlinin yukarıda verdiğimiz “Hayvanım” sözü bir gerçeğin ifadesidir. Bilenler itiraf da ediyorlar. Bir de hedef bildiriyor: “İnsan olmak”. İşte, hayvaniyetten kurtulmanın yolu olarak, hayvaniyetin, nefsin, yani şeytanın secdesine, şeytanının secde ettirilmesine lüzum vardır.

Ölçü basit: Şeytanını secde ettireceksin.

“Andolsun ki cinn ve insten çoğunu cehennem yaşamı için yaratıp, çoğalttık! Ki onların kalpleri (şuurları) var, (hakikati) kavrayamazlar; gözleri var bunların, onlarla baktıklarını değerlendiremezler; kulakları var, onlarla duyduklarını kavrayamazlar!.. İşte bunlar en’am (evcil hayvanlar) gibidirler; belki daha da şaşkın! Onlar gâfillerin (gılaf içinde – kozalarında yaşayanların) ta kendileridir!.” (A’raf/179)

Bedenlerindeki hayvani özellikleri ile yaşamakta olanlar için bir ihtardır:


 “Onlar hayvan gibidirler belki daha da aşağı”!...

2 yorum:

  1. Tuncay Altunezen:
    "Ölçü basit: Şeytanını secde ettireceksin."
    Basit olmaya basit de Hocam, yapması zor...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şöyle ki, Şeytanının kulağından tutacaksın ve istediğini yaptıracaksın, onun isteklerini sen yapmayacaksın. Hepsi bu kadar. Ne kadar kolay!.. Değil mi?

      Sil