8 Ocak 2015 Perşembe

“Üst Aklın” Oyuncakları

Sanırım şöyle yapıyorlar:

Bir düzenleyici masa var, bu masanın bir köşesinde büyük akıl oturuyor. Masanın üyeleri topladıkları bilgileri, yorumları kısaca özetliyorlar. Konu hakkında fikirlerini söylüyorlar. Büyük akıl o konu hakkında nasıl davranılması gerektiği, neler söylenilmesi gerektiği hususunda karar veriyor.

Artık, üyeler ve o masaya dâhil olanlar büyük aklın verdiği kararın dışına çıkamıyorlar. Nasıl bir yol göstermişse, nasıl bir yöntem tayin etmişse, hangi konunun hangi cümlelerle anlatılacağını belirlemişse kimse, hiç kimse bu karardan dışarı çıkamıyor. Biatlı her üye büyük aklın cümlelerini, ezberleyerek daima onu tekrar edip duruyor.

Bunlar benim zannım. Doğruyu bilenler açıklama getirebilirler.

Dikkat edilirse, anlatılan yöntem küresel güçlerin çalışma ve eyleme geçme yöntemidir. Etkilerine aldıkları devletleri de böyle yönetiyorlar. İçeriden devşirdikleri ilim adamı, gazeteci, yüksek bürokrat kisveli kişileri öylesine çaktırmadan yöneltiyorlar, öylesine profesyonelce idare ediyorlar ki, inanmak güç. Belki bizlerde vaktiyle o akla göre hareket ediyorduk, belki hala onların tesiri altındayız. Yani, demem o ki, çaktırmadan, belli etmeden istedikleri yönde yöneltip, isteklerini yaptırabiliyorlar. Kimse, kendini bağımsız hareket ediyor, kararlarını kendisi alıyor filan diye düşünmesin. Çevresel etkilerle yatay ve dikey etkileşim süreklidir ve sıradan çabalarla asla o dairenin dışına çıkamazsınız. Bütün mesele böyle bir etkinin olduğunu fark etmektir. Sonrası kolay.

****

Sıfır sorun, sen güçlü olduğun sürece mümkündür. Yumruğunu vurmaya hazır, postallarını giymeye amade olduğun sürece, sıfır sorun politikası sürer girer. Teklemeye başladığın an, sıfır sorun, sıfır komşu haline gelir.

Ha, güçlü gibi olmanın da bir anlamı yoktur. Sahip olduğun gücü kullanabilme yetisini kaybetmişsen, ha sıfır sorun de, ha sıfır komşu, fark etmez. Gücünü kullanıma hazır edeceksin ki, komşuların da sana tabi olsunlar. Yoksa, sen tabi olur, her emri yerine getirmeye susta durursun.

Ezbere laf etmek, üniversitelerin, profesörlerin işi değildir. Üç gün sonra iflas edeceğini bile bile haddini aşarak konuşmak, günü geldiğinde başını eğdirir.

Başın dik olsun, sözün dinlenilsin istiyorsan, edeple, tevazuuyla, saygınlık içinde diskurlarını çekmelisin.

Mesela, şu “test etmesin” lafı. Kaçıncı keredir söyleniyor? Kaçıncı keredir hatırlatılıyor. Ee.. hani test etmeyeceklerdi, ne oldu? Ne test kaldı, ne esir edilmedik konsolos, ne atılmadık bomba, ne de düşürülmedik uçak. Ne oldu, sahiden ne oldu? Test edene ne yapacaktınız ki, ne yapmalıydınız ki?

Laf, laf, laf…

****

İşaret ettiği hedefe odaklanırsanız, sadece görmenizi istedikleri nesneyi görür ve onun dışına çıkamazsınız. Bu anda sadece işaret parmağına da odaklanmak ihtimali vardır ki, ısrarla o tarafa bakmanızı isteyen için bunun bir sakıncası yoktur. Odaklanmanın sonucu, gözünüzü, fikrinizi, tarzınızı o noktanın dışına çıkaramazsınız. Tam da yüksek aklın istediği budur. O neyi isterse siz onu görür ve onu düşünürsünüz. Odaklanmayı sağlayan alet sallanan bilyeler, gözünüzün önünde hareket eden parmaklar, ufuk çizgisinde ne olduğunu anlamaya çalıştığınız herhangi bir leke olabilir. Derin bakış ve anlama isteği kendinizden geçirtir ve artık o nesnenin kölesi durumuna geçerseniz. Düşünmeniz istenen konular da böyledir. Hiç yeri ve zamanı değilken birden bire ortaya salınan konular üzerinde tartışırsanız, asıl üzerinde durulması gereken mevzuyu kaybedersiniz, ıskalarsınız. Bu durumda sizden kaçırmak istenen ve asla o konu üzerinde durmamanız istenen hususlar vardır.

Odaklanma bazı zamanların mecburiyeti de olabilir. Bu vakitlerde kendine dönüp, içindeki derinlere odaklanma felaketlerden kurtulmanın da yoludur. Şeytanın yönlendirmesi ile değil, yönünün Hakk’a doğru olmasıyla huzura erer insan. Doğruyu bulur, olunması istenen budur.

Sürekli çatışma halini diri tutarak, taraftar kitlesini kendine sıkı sıkıya bağlamak çok kullanılan bir yöntemdir. Siyasi deha bir çatışma unsuru bulur veya yaratır. Aslının olup olmadığının bir önemi yoktur. Tarihteki bir olayı gündeme taşıyarak, kimin ne fayda sağlayacağının bile bilinmemesine rağmen kanlı çatışmalara kadar vardırabilir ki, bu durum yandaşların boş kalmamasını sağlar. Boş kalan düşünecektir ve doğruya ulaşma ihtimalini ortadan kaldırmak lazımdır.

Öncelikle kolektif bir kimlik olarak ‘muhafazakârlık’, ‘sünnilik’, ‘din’ boyalarıyla tahkim edilmiş kalabalıklar, işaret edilen çatışma noktasına hazır kuvvet olarak sürülürler. Ölümüne denebilecek şiddette ve daima saldırılarını kesmezler çünkü ikram edilmiş makamlar, kazançlar, dünyaya dair ne varsa sağlanabilen imkânlardan artık feragat etmek istememektedirler. Böyle olunca da, çatışmaya hazır asker bulmak zor olmayacaktır. Miting alanlarına taşınan yüzbinler ve gazete köşelerine mevzilenmiş kalembazlar gereğini de en iyi şekilde yapıyorlar ne de olsa.

Öyleyse, işaret edilen yere değil, öte tarafa, fona, ileriye ve daha başka mekânlara bakabilmeyi becerebilmeli. Üzerinde durulmasını istediği konulara değil, kendi konularımıza, kendi düşüncelerimize, kendi politikalarımıza odaklanıp, en iyi sonuçlara ulaşmayı denemeliyiz.


Aksi durumlar, felaketlerle boğuşmayı gerektirecektir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Devlet Kuracaklarmış!

AKP’nin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan ne demişti? “Yeni devlet kuruyoruz, kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan.” Bu söz söylendikten s...